Aslan yavrusu masalı, kötü arkadaşın tehlikeli yollara, iyi arkadaşın ise güvenli ve aydınlık yollara götürdüğünü anlatan, ormanda geçen özgün bir hikayedir.
Bir varmış bir yokmuş… Uçsuz bucaksız, kuş sesleriyle dolu kocaman bir ormanda, gözleri merakla parlayan minik bir aslan yavrusu yaşarmış. Adı Lumo. Lumo her gün biraz daha büyüyor, ama kimin peşinden gitmesi gerektiğini bir türlü öğrenemiyormuş.
Bir gün ormanın gölgeli tarafında sinsi bakışlı bir tilkiyle karşılaşmış. Tilkinin adı Zarp‘mış.
— Hey küçük aslan, demiş Zarp. Gerçek cesaret görmek ister misin? Gel benimle, kimsenin gitmeye cesaret edemediği karanlık bölgeye gidelim. Orada ne istersen yaparsın, kimse sana “dur” diyemez!
Lumo kararsız kalmış:
— Ama babam, ormanın o tarafına gitmememi söyledi. Orası tehlikeliymiş…
Zarp alaycı bir kahkaha atmış:
— Demek babanın sözünden çıkamayan, korkak bir yavrusun. Aslan dediğin korkmaz!
Tam o sırada ağaçların arasından ince ayaklı, gözleri ışıl ışıl bir ceylan çıkmış. Adı Mira‘ymış.
— Lumo, Zarp’ın peşinden gidersen kendini kaybedersin, demiş Mira. İstersen benimle gel. Bugün ormanın en yüksek tepesine çıkacağız. Güneşi ilk biz göreceğiz. Hem yolda sana güvenli patikaları da göstereceğim.
Lumo şaşırmış:
— Gerçekten mi? Oradan bütün ormanı görebilir miyim?
Mira gülümsemiş:
— Elbette. Çünkü iyi arkadaş seni karanlığa değil, manzarası güzel yollara götürür.
Zarp dişlerini gösterip öfkeyle konuşmuş:
— Sıkıcı ceylan masallarına inanma Lumo! Eğlenmek istiyorsan benimle gel. Kuralları çiğner, istediğimizi yaparız.
Mira sakince karşılık vermiş:
— Kötü yolun başı eğlenceli görünür, sonu pişmanlık olur. İyi yol bazen yokuştur, ama sonunda vicdanın rahattır.
Lumo, iki farklı sesin ortasında kalmış. Zarp’ın gözlerinde karanlık bir parıltı, Mira’nın gözlerinde ise güven ve iyilik varmış. Uzun uzun düşünmüş. Sonunda derin bir nefes alıp kararını vermiş:
— Ben güneşi seçiyorum. Mira, seninle geliyorum.
Zarp sinirle kuyruğunu savurmuş:
— Ne halin varsa gör! demiş ve gölgelerin içine kaybolmuş.
Mira ise sevinçle:
— Harika bir seçim yaptın Lumo. Hadi, sana gerçek cesaretin ne olduğunu göstereyim, demiş.
İkisi birlikte sabırlı adımlarla ormanın içinden geçmiş. Bazen dar patikalardan yürümüşler, bazen dikenli çalılıkların yanından dolaşmışlar ama Mira her seferinde:
— Buradan gitmeyelim, bu yol kısa ama tehlikeli. Şu taraftan gidersek uzun sürer ama güvenli, diyerek Lumo’yu doğru yoldan ayırmamış.
Sonunda ormanın en yüksek tepesine varmışlar. Güneş bulutların arasından çıkıp tüm ormanı altın renge boyamış. Kuşlar havalanmış, ağaçların yaprakları pırıl pırıl parlamış.
Mira yumuşak bir sesle:
— Bak Lumo, işte iyi yolun ödülü. Nefesini kesen bir manzara ve içini rahatlatan bir huzur.
Lumo başını sallamış:
— Şimdi anladım. Kötü arkadaş beni kolay ama karanlık yollara çağırdı, sen ise zor ama güzel yollara götürdün. Demek ki asıl güç pençede değil, kimin yanında yürüdüğünde saklı.
Mira gülümsemiş:
— Unutma Lumo: Kötü arkadaş kötü yola, iyi arkadaş iyi yola götürür. Bir gün sen de büyüyüp ormanın kralı olduğunda, yavrulara önce bunu öğret.
Lumo o günden sonra ormandaki bütün yavrulara hep aynı nasihatı vermiş:
— “Arkadaş seçmek yol seçmektir. Yanına kimi alırsan, adımların oraya gider.”

Derken gökyüzü kızıl renge bürünmüş, gün batımı ormanı sarıya boyamış. İşte tam o anda, ormanın üstünden gökten üç elma düşmüş:
Biri doğru yolu seçen Lumo’nun cesaretine,
Biri iyi arkadaş Mira’nın temiz kalbine,
Biri de bu masalı okuyup, hayatında hep ışığı ve iyi arkadaşları seçen herkese…
