Balıkçı ve Karısı Masalı

Balıkçı ve Karısı Masalı Resmi
Balıkçı ve Karısı Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Denizin kıyısında, martıların sabah şarkıları söylediği küçük bir kasabada Aras adında iyi kalpli bir balıkçı yaşarmış. Aras’ın karısı Mina ile birlikte eski, küçük bir kulübeleri varmış. Kulübenin kapısı rüzgârda gıcırdar, çatısı yağmurda damlar, ama penceresinden görünen deniz her sabah ışıl ışıl parlarmış.

Aras her gün erkenden kalkar, oltasını alır ve deniz kıyısına giderirmiş. Çok balık tutarsa komşularıyla paylaşır, az balık tutarsa yine de gülümseyerek eve dönermiş. Çünkü Aras’a göre sofranın büyüklüğü değil, kalbin huzuru önemliymiş.

Mina ise bazen kulübenin eski duvarlarına bakıp iç çekermiş.

– Aras, keşke bizim de yağmurda akmayan, rüzgârda sallanmayan güzel bir evimiz olsa.

Aras yumuşak bir sesle cevap verirmiş.

– Haklısın Mina. Ama elimizde olanı da küçümsemeyelim. Deniz bugün ne verirse ona teşekkür ederiz.

Bir sabah Aras denize gittiğinde hava çok sessizmiş. Su cam gibi duruyor, dalgalar bile usulca kıyıya dokunuyormuş. Aras oltasını denize atmış. Beklemiş, beklemiş, beklemiş. Oltasını çektiğinde hiçbir şey yokmuş.

Bir daha atmış, yine boş. Üçüncü kez attığında olta birden ağırlaşmış. Aras heyecanla çekmiş. Suyun içinden pulları altın ve mavi renkte parlayan küçük bir balık çıkmış.

Balığın adı Işıltı’ymış. Çünkü pulları güneş vurunca minik yıldızlar gibi parlıyormuş.

Aras balığı avucuna alınca Işıltı Balık incecik bir sesle konuşmuş.

– İyi kalpli balıkçı, lütfen beni denize geri bırak. Ben sıradan bir balık değilim. Üzerime büyü yapılmış bir prensim.

Aras şaşırmış ama korkmamış. Balığın titrediğini görünce içi yumuşamış.

– Konuşan bir balığı kim üzebilir ki? Git Işıltı Balık, deniz senin evin. Özgürce yüz.

Aras balığı usulca suya bırakmış. Işıltı Balık denize değer değmez suyun üstünde küçük bir ışık halkası oluşmuş. Sonra balık derinlere doğru kaybolmuş.

Aras o gün eve eli boş dönmüş. Mina kapının önünde bekliyormuş.

– Bugün hiç balık tutamadın mı Aras?

– Bir balık tuttum, demiş Aras. – Ama konuştu. Adı Işıltı’ydı. Üzerine büyü yapılmış bir prens olduğunu söyledi. Ben de onu denize geri bıraktım.

Mina’nın gözleri büyümüş.

– Peki ondan hiçbir şey istemedin mi?

– Canını bağışlamamı istedi, ben de bağışladım.

Mina çatının damlayan yerine bakmış.

– Aras, iyi kalplisin ama bizim de ihtiyacımız var. Git Işıltı Balık’tan küçük, sağlam bir ev iste. Sadece kuru ve temiz bir ev. Fazlasını istemiyorum.

Aras içini çekmiş.

– İyilik karşılık bekleyerek yapılmaz Mina.

– Biliyorum, demiş Mina. – Ama belki o da bize yardım etmek ister.

Aras karısını kırmak istememiş. Deniz kıyısına gitmiş. Su bu kez sabahki kadar berrak değilmiş; hafif yeşile dönmüş.

Aras kıyıda durmuş ve seslenmiş.

– Işıltı Balık, beni duyuyorsan gel. Mina beni sana gönderdi.

Su hafifçe parlamış. Işıltı Balık yüzeye çıkmış.

– Ne istiyor Mina?

Aras mahcup bir sesle konuşmuş.

– Eski kulübemiz yerine küçük, sağlam bir ev istiyor.

Işıltı Balık sakin sakin cevap vermiş.

– Evine dön Aras. Dileği gerçekleşti.

Aras eve döndüğünde eski kulübenin yerinde beyaz duvarlı, kırmızı çatılı, bahçesinde papatyalar açan güzel bir ev varmış. Mina kapının önünde sevinçle gülümsüyormuş.

– Bak Aras! Artık yağmur içeri damlamayacak. İşte şimdi rahat ederiz.

Aras da sevinmiş. O gece sıcak ve temiz bir odada uyumuşlar. Ama birkaç gün sonra Mina’nın yüzü yine düşünceli görünmeye başlamış.

– Bu ev güzel, demiş Mina. – Ama biraz küçük. Işıltı Balık bize daha büyük bir ev verebilir. Git ondan geniş odalı bir konak iste.

Aras kaşlarını çatmış.

– Mina, daha yeni güzel bir eve kavuştuk. Bunun kıymetini bilsek olmaz mı?

– Kıymetini biliyorum, demiş Mina. – Ama daha iyisi varken neden istemeyelim?

Aras istemeye istemeye denize gitmiş. Bu kez su koyu maviymiş. Dalgalar kıyıya biraz daha sert vuruyormuş.

– Işıltı Balık, Mina yine beni gönderdi.

Balık yüzeye çıkmış.

– Şimdi ne istiyor?

– Büyük bir konak istiyor.

Işıltı Balık bir süre susmuş.

– Evine dön Aras.

Aras geri döndüğünde küçük evin yerinde geniş pencereli, büyük bahçeli güzel bir konak varmış. Mina odadan odaya koşuyor, perdeleri açıyor, aynalara bakıyormuş.

– İşte bu çok güzel! Şimdi gerçekten mutlu olacağız.

Aras konağa bakmış ama içi tam sevinmemiş. Çünkü Mina’nın gözlerinde mutluluktan çok yeni bir istek parlıyormuş.

Aradan birkaç gün geçmiş. Mina konağa da alışmış. Bir sabah denize bakan pencerenin önünde durup konuşmuş.

– Aras, neden sadece konakta yaşayalım? Işıltı Balık bize kuleleri olan büyük bir saray verebilir.

Aras ciddi bir sesle cevap vermiş.

– Mina, bu artık ihtiyaç değil. İnsan durmadan isterse elindekinin tadını unutur.

– Ben daha güzelini istiyorum. Git ve söyle.

Aras denize yürümüş. Gökyüzünde gri bulutlar toplanmış. Su huzursuzmuş.

– Işıltı Balık, Mina bu kez saray istiyor.

Işıltı Balık suyun üstüne çıkmış. Pulları eskisi kadar parlak değilmiş.

– Dilekler büyüdükçe deniz ağırlaşır Aras. Yine de evine dön.

Aras eve döndüğünde konak gitmiş, yerine altın kapılı, yüksek kuleli büyük bir saray gelmiş. Mina parlak elbiseler içinde merdivenlerden inmiş.

– Gördün mü Aras? İstemeyi bilmek gerekirmiş.

Aras saraya bakmış ama içi ısınmamış. Çünkü evleri büyüdükçe Mina’nın gülüşü küçülüyormuş.

Çok geçmeden Mina saraydan da sıkılmış. Geniş odalarda geziyor, büyük aynalara bakıyor ama yine mutlu görünmüyormuş.

– Aras, demiş. – Saray sahibi olmak yetmez. Kraliçe olmak istiyorum. Herkes bana saygı duysun.

– Saygı taçla değil Mina, iyi kalple kazanılır.

– Git Işıltı Balık’a söyle.

Aras’ın adımları ağırlaşmış. Denize vardığında su siyaha yakın bir renkteymiş. Rüzgâr sert esiyormuş.

– Işıltı Balık, Mina kraliçe olmak istiyor.

Balık hüzünlü bir sesle sormuş.

– Kraliçe olunca huzur bulacak mı?

Aras başını eğmiş.

– Bilmiyorum.

– Öyleyse dön. Dileği oldu.

Aras döndüğünde sarayın içinde büyük bir taht varmış. Mina başında taçla oturuyormuş. İnsanlar önünde eğiliyor, hizmetçiler etrafında dolaşıyormuş.

Aras usulca yaklaşmış.

– Artık kraliçe oldun Mina. Şimdi duralım mı?

Mina tahtında huzursuzca kıpırdanmış.

– Hayır. Daha büyüğünü istiyorum. Güneş, ay, deniz ve rüzgâr bile beni dinlesin.

Aras korkuyla geri çekilmiş.

– Mina! İnsan güneşe emir veremez. Deniz kimsenin hizmetçisi değildir. Bu artık dilek değil, hırs.

– Git dedim!

Aras titreyerek dışarı çıkmış. Fırtına başlamış. Dalgalar kocaman dağlar gibi yükseliyor, gökyüzünde şimşekler çakıyormuş. Aras güçlükle kıyıya varmış.

– Işıltı Balık! Son kez gel! Mina artık güneşe, aya, denize ve rüzgâra hükmetmek istiyor.

Deniz bir an susmuş. Sonra Işıltı Balık karanlık suyun içinden çıkmış. Artık ışıldamıyormuş.

– Aras, şükrü unutan kalp dileklerin içinde kaybolur. Evine dön.

– Ne olacak? diye sormuş Aras.

Işıltı Balık sakin bir sesle cevap vermiş.

– İnsan elindekinin değerini bilmezse, başladığı yere geri döner.

Aras eve döndüğünde ne saray kalmış, ne taht, ne taç, ne hizmetçiler. Eski küçük kulübeleri deniz kıyısında yine oradaymış. Kapısı gıcırdıyor, çatısı rüzgârda titriyormuş.

Mina kapının önünde oturuyormuş. Üzerinde eski elbisesi varmış. İlk kez sessizmiş. Ne emir veriyor ne de yeni bir şey istiyormuş.

Aras yanına oturmuş. Bir süre ikisi de denize bakmış. Sonunda Mina’nın gözlerinden yaşlar süzülmüş.

– Aras, ben her şeyi istedim ama huzuru kaybettim. Evimiz oldu, konağımız oldu, sarayımız oldu. Ama ben hiçbirinde mutlu olamadım.

Aras yumuşak bir sesle cevap vermiş.

– Çünkü mutluluk büyük kapılarda değil Mina. Mutluluk, insanın elindekine teşekkür edebilmesinde.

Mina başını eğmiş.

– Keşke Işıltı Balık’tan özür dileyebilsem.

Tam o sırada denizden küçük, parlak bir kabuk kıyıya vurmuş. Aras kabuğu alıp Mina’ya vermiş. Kabuğun içinden ince bir fısıltı duyulmuş gibi olmuş.

– Şükreden kalp yeniden ışıldar.

Mina kabuğu avucunda tutmuş.

– Bundan sonra küçük evimizi küçümsemeyeceğim. Bir tas çorba, sıcak bir battaniye ve sevdiğin insanın yanında olması büyük bir zenginlikmiş.

O günden sonra Aras yine denize açılmış. Mina kulübeyi temizlemiş, çatının akan yerlerini Aras’la birlikte onarmış. Bahçeye küçük papatyalar dikmişler. Sofraları sade olmuş ama içleri eskisinden daha huzurluymuş.

Aras az balıkla döndüğünde Mina artık kızmazmış.

– Bugün deniz bize bunu verdi. Teşekkür ederiz, dermiş.

Rüzgâr bazen kapıyı yine gıcırdatırmış. Yağmur bazen çatıyı yine dövermiş. Ama Mina o sesleri artık dert gibi değil, yuvasının sesi gibi dinlermiş.

Çünkü anlamış ki insanın evi küçük olabilir, ama kalbi şükürle doluysa dünya ona dar gelmez.

Balıkçı ve Karısı Masalı burada bitmiş. Bu masalı dinleyen çocuklar şunu hiç unutmasın: Açgözlülük büyüdükçe huzur küçülür. Elindekinin değerini bilmek, paylaşmak ve şükretmek ise en küçük kulübeyi bile sıcacık bir yuvaya çevirir.

Grimm Kardeşler MasalıHikaye Oku