Gotham şehrinde o gece yağmur yoktu, rüzgar yoktu, fırtına yoktu. Ama garip bir sessizlik vardı. Sokak lambaları tek tek sönüyor, parkların renkli ışıkları soluyor, çocukların pencerelerine vuran sıcak gece parıltısı yavaş yavaş kayboluyordu.
Şehrin en yüksek kulesinde Batman, pelerinini usulca omzuna aldı ve karanlığa baktı. Gotham’ı iyi tanırdı. Bu şehir bazen gürültülü, bazen telaşlı, bazen de yorgun olurdu. Ama bu geceki sessizlik başka bir şey söylüyordu.
“Işıklar kendiliğinden susmaz,” dedi Batman. “Birileri şehrin cesaretini de söndürmeye çalışıyor.”
O sırada kulenin kapısı açıldı. Robin elinde küçük bir cihazla içeri girdi. Cihazın ekranında şehrin haritası yanıp sönüyordu.
“Batman, sadece sokak lambaları değil. Çocuk hastanesinin bahçesindeki dilek fenerleri, kütüphanenin okuma ışıkları ve eski tren garındaki saat de karardı.”
Batman haritaya baktı. Sönen noktalar bir çizgi oluşturuyordu. Çizgi, şehrin ortasındaki eski lunaparka doğru uzanıyordu.
“Bu rastgele değil,” dedi Batman. “Bir yol çiziliyor.”
Robin heyecanla sordu:
“Bir tuzak mı?”
Batman kısa bir süre düşündü.
“Olabilir. Ama bazen karanlık, saklanmak için değil; yardım isteyen bir izi göstermek için de kullanılır.”
Aşağıda şehir uyumaya çalışıyordu. Fakat çocuklar pencerelerinden kararan sokaklara bakıyor, bazıları biraz korkuyordu. Batman bunu biliyordu. Onun görevi sadece kötüleri durdurmak değildi. Bazen bir çocuğun içindeki korkuya da ışık yakmak gerekirdi.
Batman ve Robin, sessizce eski lunaparka doğru yola çıktı. Batmobil karanlık sokaklardan geçti. Farları yumuşak bir çizgi gibi yolu aydınlatıyordu.
Eski lunapark yıllardır kapalıydı. Paslı dönme dolap, rüzgâr olmadığından kıpırdamıyordu. Pamuk şeker kulübesinin camları tozlanmıştı. Palyaço tabelalarının renkleri solmuştu. Ama lunaparkın tam ortasında tek bir şey parlıyordu: küçük, mavi bir ışık.
Robin ışığı işaret etti.
“Orada bir şey var.”
Batman yavaşça yaklaştı. Işığın yanında küçük bir çocuk çantası duruyordu. Çantanın üstünde yıldız desenleri vardı. İçinden yarısı karalanmış bir defter çıktı.
Robin defteri açtı.
“Burada çizimler var. Sokak lambaları, hastane fenerleri, kütüphane ışıkları... Hepsi çizilmiş.”
Batman sayfaları dikkatle çevirdi. Son sayfada küçük bir not vardı.
“Karanlıkta kimse beni görmezse, ben de bütün ışıkları saklarım.”
Robin’in yüzü ciddileşti.
“Bunu yazan çocuk olmalı.”
Batman başını salladı.
“Evet. Ve bu gece aradığımız kişi kötü biri değil. Duyulmak isteyen biri.”
Tam o anda dönme dolabın tepesinden ince bir ses geldi.
“Yaklaşmayın!”
Batman yukarı baktı. Dönme dolabın eski kabinlerinden birinde küçük bir çocuk oturuyordu. Yanında parlak cam küreler vardı. Kürelerin içinde şehrin kaybolan ışıkları titriyordu.
Robin fısıldadı:
“Işıkları o toplamış.”
Batman elini kaldırdı.
“Sakin ol. Onu korkutmayacağız.”
Batman dönme dolabın altına yaklaştı ama tırmanmadı. Sesini sert değil, güven veren bir şekilde kullandı.
“Adın ne?”
Çocuk bir süre cevap vermedi. Sonra kısık sesle konuştu.
“Mert.”
“Mert, ben Batman. Işıkları neden topladığını anlamak istiyorum.”
Mert dizlerini kendine çekti.
“Kimse beni fark etmiyor. Okulda konuşunca sesim duyulmuyor. Parkta oyun kurunca kimse gelmiyor. Ben de düşündüm ki ışıklar sönerse herkes karanlığa bakar. Belki o zaman beni de görürler.”
Robin üzgünce Batman’e baktı. Batman bir an sustu. Çünkü bazı cümleler hızlı cevapla geçiştirilemeyecek kadar önemliydi.
“Mert,” dedi Batman, “görülmek istemen yanlış değil. Ama şehrin ışıklarını saklamak çocukları korkutuyor.”
Mert’in sesi titredi.
“Ben kimseyi korkutmak istemedim. Sadece görünmek istedim.”
Batman pelerinini kenara çekti. Dönme dolabın paslı merdivenlerine baktı.
“Yanına gelebilir miyim?”
Mert şaşırdı.
“Bana kızmayacak mısın?”
“Yanlış yaptığını söyleyeceğim,” dedi Batman. “Ama önce seni dinleyeceğim.”
Mert yavaşça başını salladı. Batman dikkatlice yukarı çıktı. Robin aşağıda kaldı ve dönme dolabın güvenli olduğundan emin oldu.
Batman, Mert’in yanına oturdu. Koca kahraman ile küçük çocuk, eski dönme dolabın kabininde yan yana duruyordu. Aşağıda Gotham karanlık ama sessizce bekliyordu.
Mert cam kürelerden birini eline aldı. İçinde kütüphanenin sıcak sarı ışığı vardı.
“Bunlar çok güzel. İnsanlar ışığı fark ediyor ama beni fark etmiyor.”
Batman gökyüzüne baktı.
“Bazen en parlak insanlar bile kendini görünmez hisseder. Ben de küçükken korkunun ne olduğunu öğrendim. Ama korku büyüdükçe değil, paylaşıldıkça küçülür.”
Mert Batman’e baktı.
“Sen hiç korkar mısın?”
Batman dürüstçe cevap verdi.
“Evet. Cesaret, hiç korkmamak değildir. Cesaret, korkarken doğru olanı yapabilmektir.”
Mert cam küreyi iki eliyle tuttu.
“Ben doğru olanı yapmadım.”
“Henüz gece bitmedi,” dedi Batman. “Doğru olanı şimdi yapabiliriz.”
Aşağıdan Robin seslendi:
“Batman, eğer ışıkları tek seferde geri verirsek sistem fazla yüklenebilir. Küreleri sırayla açmamız gerekiyor.”
Batman Mert’e döndü.
“Bize yardım eder misin?”
Mert şaşırdı.
“Ben mi?”
“Evet. Çünkü bu ışıkları sen topladın. Geri vermeyi de sen başarabilirsin.”
Mert ilk kez biraz dik oturdu.
“Yani ben sadece hata yapan biri değil miyim?”
Batman başını salladı.
“Hayır. Hatasını düzeltebilen biri de olabilirsin.”
Mert derin bir nefes aldı. İlk küreyi açtı. İçinden kütüphanenin ışığı çıktı ve gökyüzüne ince bir çizgi gibi yükseldi. Birkaç saniye sonra uzaktaki kütüphanenin pencereleri yeniden parladı.
Robin gülümsedi.
“Birinci ışık tamam!”
Mert ikinci küreyi açtı. Bu kez çocuk hastanesinin bahçesindeki dilek fenerleri yanmaya başladı. Pencereden bakan çocuklar sevindi. Bazıları el salladı.
Mert onları görünce gözleri doldu.
“Onları korkutmuşum.”
Batman sakin bir sesle konuştu.
“Şimdi onlara ışıklarını geri verdin.”
Üçüncü kürede park lambaları vardı. Dördüncü kürede eski tren garının saati. Beşinci kürede sokak köşelerindeki küçük kandiller. Mert hepsini tek tek açtı. Gotham yavaş yavaş yeniden aydınlandı.
En son küçük bir küre kaldı. Diğerlerinden farklıydı. İçinde güçlü bir ışık değil, minicik bir parıltı vardı.
Robin yukarı baktı.
“O ne ışığı?”
Mert utandı.
“Benim odamın ışığı.”
Batman küreye baktı.
“Onu neden aldın?”
Mert fısıldadı.
“Çünkü odamda tek başıma oturunca ışık bile beni yalnız gösteriyor sandım.”
Batman bir süre hiç konuşmadı. Sonra Mert’in omzuna elini koydu.
“Işık yalnızlığı göstermez. Işık, geri dönebileceğin güvenli yeri gösterir.”
Mert son küreyi açtı. Minik parıltı gökyüzüne çıktı ve şehrin küçük bir penceresine gitti. Mert’in odası yeniden aydınlandı.
O anda dönme dolabın tepesindeki eski lamba da kendi kendine yandı. Lunaparkın ortası yumuşak, altın renkli bir ışıkla doldu.
Robin heyecanla bağırdı:
“Tüm ışıklar geri döndü!”
Mert rahatladı ama yüzünde hâlâ utangaç bir ifade vardı.
“Şimdi herkes bana kızacak mı?”
Batman ayağa kalktı.
“Bazıları korkmuş olabilir. Onlardan özür dilemen gerekecek. Ama özür, insanı küçültmez. Doğru kullanılırsa kalbi büyütür.”
Robin ekledi:
“Ve yalnız hissettiğinde ışıkları saklamak yerine bize ya da güvendiğin birine söylemelisin.”
Mert başını salladı.
“Bir daha ışıkları saklamayacağım. Görünmek istersem konuşacağım.”
Batman, Mert’i güvenle aşağı indirdi. Lunaparkın kapısına geldiklerinde birkaç mahalle sakini, çocuk ve polis memuru oradaydı. Kimse bağırmadı. Herkes merakla bakıyordu.
Mert öne çıktı. Sesi önce çok küçüktü ama sonra biraz güçlendi.
“Işıkları ben sakladım. Çünkü kendimi görünmez hissettim. Ama yanlış yaptım. Korkan herkesten özür dilerim.”
Bir çocuk kalabalığın içinden konuştu.
“Ben hastane penceresinden ışıkların geri geldiğini gördüm. Teşekkür ederim.”
Mert şaşırdı.
“Bana teşekkür mü ediyorsun?”
Çocuk gülümsedi.
“Hatanı düzelttin. Bu da önemli.”
Batman kalabalığa döndü.
“Gotham sadece binalardan ve lambalardan oluşmaz. Bir şehir, birbirini fark eden insanlarla aydınlanır.”
O gece belediye görevlileri lunaparkın tehlikeli yerlerini kapattı. Robin, Mert’in çizim defterini ona geri verdi.
“Çizimlerin çok iyi. Belki ışıkları saklamak yerine, şehrin daha güzel görünmesi için yeni lamba tasarımları çizersin.”
Mert’in gözleri parladı.
“Gerçekten yapabilir miyim?”
Batman cevap verdi:
“Her iyi fikir, önce bir çocuğun defterinde başlar.”
Ertesi gün Gotham’da küçük bir etkinlik düzenlendi. Çocuklar kendi mahalleleri için güvenli, renkli ve neşeli lambalar çizdi. Mert de yıldız şeklinde bir park lambası tasarladı. Lambanın altına küçük bir cümle yazıldı:
“Karanlıkta kalırsan saklanma, konuş.”
Akşam olduğunda yeni lamba parkta yandı. Çocuklar etrafında toplandı. Mert bu kez kenarda durmadı. Robin onu oyuna çağırdı.
“Gel, ilk çizimi yapan sensin. İlk oyunu da sen başlat.”
Mert gülümsedi.
“Tamam. Ama bu sefer kimse dışarıda kalmayacak.”
Batman uzaktaki çatının üstünden parkı izledi. Gotham yine karanlıktı ama artık korkutucu değildi. Çünkü lambalar yanıyordu, çocuklar gülüyordu ve bir çocuk kendi sesini saklamak yerine kullanmayı öğrenmişti.
Robin, Batman’in yanına geldi.
“Bu gece şehri kurtardık mı?”
Batman parka baktı.
“Sadece şehri değil. Bir çocuğun içindeki ışığı da.”
Robin gülümsedi.
“Bazen en büyük görev bu, değil mi?”
“Evet,” dedi Batman. “Çünkü gerçek kahramanlık, karanlığı yenmek kadar, birinin kendini yalnız hissettiğini fark etmektir.”
O günden sonra Gotham’da ışıklar her yandığında çocuklar bu masalı hatırladı. Batman masalı onlara şunu öğretti: Karanlık büyüyebilir ama bir dostun sözü, bir özür ve küçük bir cesaret ışığı koca bir şehri yeniden aydınlatabilir.
