Bir zamanlar, uzak bir köyde yıllarca yük taşıyan yaşlı bir eşek yaşarmış. Sırtı yorulmuş, bacakları ağrır olmuş ama içinden hep şu cümle geçermiş: “Keşke yeni bir hayat kurabilsem…”
Bir sabah kendi kendine konuşmuş:
— Böyle olmaz, ben de hayal kurabilirim. Bremen’e gider, Bremen mızıkacıları arasına katılırım, demiş.
Yola çıkarken ormanın kenarında, gölgede iç çeken yaşlı bir köpek görmüş.
— Neden bu kadar üzgünsün dostum? diye sormuş eşek.
— Artık hızlı koşamıyorum, kimse beni nöbete çağırmıyor… Kendimi işe yaramaz hissediyorum, demiş köpek.
Eşek gülümsemiş:
— Öyle deme. Ben Bremen’e gidiyorum, müzik grubu kuracağım. Sen de havlamanla ritim tutarsın. Ekibe katılmak ister misin?
— Gerçekten beni de ister misin? diye şaşırmış köpek.
— Elbette. Yol arkadaşı her zaman iyidir, demiş eşek.
— O halde geliyorum! diye kuyruğunu sallamış köpek.
Biraz ilerleyince, evin penceresinde mahzun bir kedi görmüşler. Kedi içini çekip sokağı izliyormuş.
— Neden bu kadar dalgınsın? diye sormuş köpek.
— Fare kovalamaktan yoruldum. Evdekiler “Artık eskisi gibi değilsin” diyor, demiş kedi.
Eşek hemen atılmış:
— O zaman yanlış yerde duruyorsun. Biz Bremen’e gidiyoruz, orada şarkı söyleyeceğiz. Senin miyavların tam solistlik. Aramıza katılmak ister misin?
— Gerçekten şarkı söyleyebilir miyim? diye soran kediye,
— Tabii ki, her grubun havalı bir sesi olmalı, demiş eşek.
— O zaman ben de geliyorum! diye sevinmiş kedi.
Az sonra bir çiftlikten, çatıda dolaşan bir horozun telaşlı sesi duyulmuş.
— Neden çatıda böyle turlayıp duruyorsun? diye seslenmiş kedi.
— Bugün son kez öteceğimi söylediler. Yerime yeni horoz alacaklar… Ne yapacağımı bilmiyorum, demiş horoz.
Köpek gülümsemiş:
— O zaman tam bize göre bir adamsın. Bremen’e gidiyoruz. Senin “üüüriiik” sesin olmadan bu hikâye eksik kalır. Ne dersin?
— Eski horoz değil, sahne horozu olurum o zaman, demiş horoz uçarak yanlarına inmiş.
Dört arkadaş akşama kadar yürümüş. Hava kararmış, karınları acıkmış. Uzakta ağaçların arasından küçük bir ışık görmüşler.
— Şurada bir ev var, demiş horoz.
— Belki biraz yemek buluruz, demiş eşek.
Sessizce yaklaşmışlar. Pencereden içeri bakan kedi fısıldamış:
— Masanın üstü yemek dolu ama içerisi haydut kaynıyor!
Eşek hemen bir plan yapmış:
— O zaman ilk konserimizi burada veririz. Hepimiz aynı anda ses çıkaracağız. Korkudan kaçıp gitsinler.
Horoz çatıya, kedi pencereye, köpek kapıya, eşek de hepsinin altına geçmiş.
— Hazır mısınız? demiş eşek. Bir, iki, üç!
Bir anda ortalık çınlamış:
— “Aaaaaanııır!” (Eşek)
— “Hav hav hav!” (Köpek)
— “Miyyaaav!” (Kedi)
— “Üüüüriiik!” (Horoz)
Ev sallanmış, camlar titremiş. Haydutlar paniğe kapılmış:
— Bu ne sesi?! Evde canavar var! diye bağırıp karanlık ormana doğru kaçmışlar.
Dört arkadaş içeri girmiş. Masadaki yemekleri paylaşmış, iyice doymuşlar. Eşek ocağın yanına uzanmış, köpek kapının yanında nöbet tutar gibi kıvrılmış, kedi yumuşak sandalyeye yayılmış, horoz da pencere pervazına tünemiş.
Kısa bir sessizlikten sonra kedi fısıldamış:
— Fark ettiniz mi? Bremen’e varmadan da güzel bir yer bulduk.
Köpek başını sallamış:
— Ben bu evi korurum, siz de müzik yaparsınız. Adımız yine Bremen Mızıkacıları olsun. Sonuçta hayalimiz aynı.
Eşek gülümsemiş:
— Demek ki önemli olan bir şehrin adına ulaşmak değil, aynı hayalin etrafında toplanmakmış. Biz neredeysek, sahne de orası.
O günden sonra dört arkadaş her akşam şarkı söylemiş, müzikleri ormandaki tüm hayvanlara umut vermiş. Kimse kendini “işe yaramaz” hissetmemiş; herkesin farklı bir yeteneği olduğunu anlamış.
Ve böylece Bremen Mızıkacıları Masalı bize şunu fısıldarmış: “Kendini değersiz sanma; doğru arkadaşlarla yan yana geldiğinde, dünyanın en güzel şarkısını sen de söylersin.”
Bremen Mızıkacıları Masalı Testi
Masalı okuduktan sonra soruları sırayla cevapla. Her cevapta doğru ya da yanlış olduğunu hemen görebilirsin.
