Derin okyanusların maviliğinde, ışıltılı balıkların arasında büyüleyici bir krallık varmış: Atlantis. Bu krallığın en meraklı ve cesur kızı ise Prenses Ariel’miş. Ariel, her zaman denizin ötesini merak eder, insan dünyasının hikâyelerini dinlemeyi çok severmiş.
Bir sabah, deniz krallığı büyük bir kargaşayla uyanmış. Kral Triton’un efsanevi hazinesi, “Denizin Sonsuz İncisi” kaybolmuş! Bu inci olmadan denizlerin huzuru bozulur, akıntılar karışır, sular kararırmış.
Ariel, babasının üzgün halini görünce hemen karar vermiş:
“Baba, o inciyi bulacağım! Atlantis yeniden ışıldayacak!”
Kral Triton endişeyle uyarıda bulunmuş:
“Bu tehlikeli bir görev Ariel, çünkü inciyi karanlık suların ruhu çaldı!”
Ama Ariel korkmamış. Yanına neşeli yunus Fırıldak’ı ve bilge yengeç Sebastian’ı alıp gizemli yolculuğuna başlamış.
Karanlık mağaralardan, mercan ormanlarından geçmişler. Her yerde ipuçları aramışlar ama sonuç yokmuş. Tam umudu yitirirken, denizin derinliklerinden yankılanan bir ses duymuşlar:
“Kim benim bölgeme girmeye cüret eder?”
Devasa bir gölge yaklaşmış: siyah pullu, kıpkırmızı gözlü Deniz Yılanı Nerthis!
“İnciyi istiyorsan,” demiş yılan, “bana Parlayan Resifler’den en nadir deniz yıldızını getir.”
Ariel, korkusunu bastırıp kabul etmiş. Fırıldak ve Sebastian’la birlikte resiflere gitmiş. Orada binlerce parlayan deniz yıldızı varmış, ama onları koruyan Bilge Mercan Ruhları yıldızların alınmasına izin vermiyormuş.
Ariel kalbinden gelen dürüstlükle anlatmış:
“Bu yıldızı hırs için değil, denizlerimizi kurtarmak için istiyorum.”
Mercan Ruhları sessiz kalmış, sonra biri gülümsemiş:
“Gerçek iyiliği taşıyan kalplere deniz yardım eder. Al ama söz ver, onu koruyacaksın.”
Ariel yıldızı almış, Nerthis’e dönmüş. Deniz yılanı memnun kalmış ve fısıldamış:
“İnciyi çalan… Ursula!”
Ariel şaşırmış ama hemen yola koyulmuş. Çünkü Ursula, denizin en karanlık büyücüsüdür. Mağarasına vardıklarında mor ışıklar saçan dev bir kazanda büyüler kaynıyormuş.
Ursula kahkaha atmış:
“Ah Ariel! Babacığının gücünü paylaşmak istemedim, şimdi inci benim!”
Ama Ariel pes etmemiş. Sebastian Ursula’nın iksirlerini devirmiş, Fırıldak inciyi kapmış, Ariel de büyü zincirini kırmış. Ursula öfkeyle haykırmış ama artık çok geçmişti. Ariel inciyi alıp saraya dönmüş.
Kral Triton inciyi yerine koyar koymaz denizler ışığa boğulmuş. Balıklar neşeyle dans etmiş, mercanlar yeniden parlamış.
Kral Triton kızına gururla bakmış:
“Gerçek cesaret, karanlığa rağmen iyiliği seçmektir.”
Ariel gülümsemiş:
“Ve dostluk, her sihirden daha güçlüdür.”
O günden sonra Deniz Kızı Prenses Ariel, sadece bir prenses değil, denizlerin koruyucusu olarak anılmış. Ve denizler bir daha hiç kararmamış…
