Denizci Sinbad Masalı

Denizci Sinbad Masalı Oku
Denizci Sinbad Masalı

Denizci Sinbad masalı, denize tutkuyla bakan ama asıl gücün kalpte saklı olduğunu öğrenen genç bir denizcinin hikayesidir.

Bir varmış bir yokmuş… Dalgaların durmadan kıyıya vurduğu küçük bir liman kasabası varmış. Bu kasabada, her gün aynı yerde oturup denizi izleyen bir çocuk yaşarmış: Denizci Sinbad.

Sinbad, sabahları martı sesleriyle uyanır, akşamları güneşin denize batışını izler, içinden hep aynı cümleyi geçirirmiş:
Bir gün bu dalgaların ötesine geçeceğim.”

Babası eski bir denizci, annesi limandaki balıkçıların ağlarını onaran sabırlı bir kadınmış. Babası ona eski haritalar gösterir, görmediği limanları anlatırmış. Sinbad her hikayede biraz daha heyecanlanır, kalbinde görünmez bir pusula olduğunu hissedermiş.

Bir gece gökyüzü tertemizmiş; yıldızlar, denize düşecek kadar parlak görünüyormuş. Sinbad evlerinin damına çıkmış, ufka bakıp fısıldamış:

Eğer gerçekten denizci olmam gerekiyorsa, bana bir işaret gönder.

Tam o anda, bir yıldız gökyüzünden süzülerek ince bir ışık bırakmış ve Sinbad’ın önüne eski bir parşömen düşmüş. Parşömenin üzerinde tuhaf şekilli adalar ve kenarında şu cümle yazıyormuş:

Yüreğinin pusulasına güvenen, Sessiz Ada’yı bulur.”

Sinbad, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte limana koşmuş. Orada, “Mavi Serçe” adında eski ama sağlam bir gemi ve sakalları tuzla sertleşmiş yaşlı kaptan Rüzgarbıyık varmış.

Kaptan, demiş Sinbad — Dün gece gökten bu harita düştü. Tayfanıza katılmak istiyorum. Gerçek bir denizci olmak istiyorum.

Kaptan Rüzgarbıyık, haritaya uzun uzun bakmış, sonra Sinbad’ın gözlerine:

Deniz, herkesi çağırmaz. Ama seni çağırmış görünüyor. Unutma Sinbad; denizci olmak, sadece yelken açmak değil, fırtınayla konuşmayı öğrenmek demektir. Hazırsan gemiye hoşgeldin.

Mavi Serçe günlerce yol almış. Bir sabah, gökyüzü bir anda kararmış, rüzgar uğuldamaya başlamış. Tayfalar panikle koşuşurken kaptan bağırmış:

Fırtına geliyor! Herkes yerine!

Sinbad’ın içini bir korku kaplamış. Dalgalar gemiyi yukarı aşağı savuruyor, gökyüzü sanki denizin üstüne devriliyormuş. Sinbad, direğe bağlı halata tutunmuş halde kendi kendine fısıldamış:

Korkuyorum ama kaçmayacağım. Deniz beni seçtiyse, fırtınasını da dinlemeliyim.

O anda dalgaların içinden kocaman, gövdesi kayalarla kaplı bir deniz kaplumbağası başını kaldırmış. Gövdesi uzaktan bakıldığında minik bir ada gibi görünüyormuş.

Ben Sessiz Ada’nın bekçisiyim, demiş derin bir sesle. — Ey denizci Sinbad, denizden ne öğrenmek istiyorsun?

Sinbad, rüzgarın uğultusuna rağmen sesini duyurmuş:

Cesaretin ne olduğunu. Çünkü içimde hem korku var hem de gitme isteği.

Kaplumbağa yavaşça gülümsemiş:

— Cesaret, korkmamak değil; korkuna rağmen doğru yöne bakabilmektir. Fırtınanın içinden geçmek istiyorsan, önce kendi içindeki fırtınayı sakinleştirmelisin.

Bu sözlerle birlikte kaplumbağa, dev gövdesini Sinbad’ın gemisiyle rüzgar arasına koymuş. Dalgalar biraz dinmiş, rüzgar zayıflamış. Mavi Serçe, yavaş yavaş fırtınadan çıkıp sakin sulara ulaşmış.

Bir süre sonra gemi, Sinbad’ın doğduğu limana geri dönmüş. Sahilde onu bekleyen ailesi, Sinbad’ın gözlerindeki değişimi hemen fark etmiş. Artık sadece denizi seyreden çocuk değil, denizden ders almış genç bir Denizci Sinbad varmış.

Sinbad, kasabadaki çocukları etrafına toplamış ve her akşam aynı yerde onlara olanları anlatmaya başlamış: Gökten düşen haritayı, fırtınayı, Sessiz Ada’yı ve kaplumbağanın sözlerini…

Masalın sonunda her zaman şunu eklemiş:

Unutmayın, en büyük deniz içinizde. Korksanız bile kalbinizdeki pusulayı dinlerseniz, yolunuzu mutlaka bulursunuz.”

İşte Denizci Sinbad masalı böylece dalgalar gibi yayılmış; hem denizleri hem de çocukların kalplerini dolaşmış.

4 Yaş Masalları5 Yaş MasallarıÇocuk Masalları