Dişlerini Fırçalayan Tavşan Masalı

Dişlerini Fırçalayan Tavşan Masalı Oku
Dişlerini Fırçalayan Tavşan Masalı

Gülüş Ormanı'nda sabah olunca yaprakların üstündeki çiy damlaları minik aynalar gibi parlar, kuşlar dallarda ince ince öter, havuç tarlasından tatlı bir toprak kokusu yükselirdi.

Bu ormanda Poli adında kıpır kıpır bir tavşan yaşardı. Poli hızlı koşar, yükseğe zıplar, saklambaçta kimseye kolay kolay yakalanmazdı. Ama onun çok sevmediği bir şey vardı: dişlerini fırçalamak.

Annesi Nara her sabah aynı yumuşak sesle seslenirdi:

— Poli, kahvaltıdan sonra dişlerini yıkamayı unutma.

Poli kulaklarını geriye yatırır, kapıya doğru küçük adımlarla kaçardı.

— Sonra yaparım anne. Tavşan patikasında yarış başlayacak.

Akşam olunca Nara yine hatırlatırdı:

— Yatmadan önce dişlerini fırçala yavrum. Dişler gün boyunca çalışır, gece temiz uyumak ister.

Poli yorganın altından kısık sesle cevap verirdi:

— Benim dişlerim beyaz zaten. Hem çok uykum var.

Nara kızmazdı. Sadece lavabonun yanındaki küçük mavi fırçaya bakar ve içinden, “Bir gün kendi anlayacak,” derdi.

Poli'nin en sevdiği yer, Havuç Tepesi'nin arkasındaki Kıtır Kütüğü'ydü. Orada arkadaşlarıyla buluşurdu. Kaplumbağa Miri yavaş ama dikkatli yürürdü. Serçe Çivi ise her şeyi yukarıdan görür, küçücük kanatlarıyla haber taşırdı.

Bir gün ormanda “Çıtır Havuç Şenliği” yapılacağı duyuldu. Şenlikte en taze havuçlar seçilecek, en neşeli şarkılar söylenecek, herkes sağlıklı gülüşleriyle meydana çıkacaktı.

Poli bunu duyunca yerinde duramadı.

— Ben en büyük havucu ısıracağım! dedi.

Miri başını kabuğundan yavaşça çıkardı.

— Büyük havuç için güçlü diş gerekir Poli.

Poli gülerek ön dişlerini gösterdi.

— Baksana, dişlerim kocaman. Bana bir şey olmaz.

Serçe Çivi dalın üstünden seslendi:

— Kocaman olmak yetmez. Temiz de olması gerekir.

Poli bu sözleri duymamış gibi yaptı. Çünkü oyun zamanı geldiğinde öğüt dinlemek ona çok uzun gelirdi.

Şenlik sabahı Gülüş Ormanı pırıl pırıldı. Meydanda havuç sepetleri, elma dilimleri, cevizli küçük atıştırmalıklar vardı. Poli önce havuçlu çörekten yedi. Sonra elma dilimi aldı. Sonra küçük bir parça tatlı orman lokumu yedi.

Nara uzaktan seslendi:

— Poli, tatlı yedikten sonra su içmeyi unutma. Eve dönünce de dişlerini fırçalayacağız.

Poli ağzı dolu dolu cevap verdi:

— Tamam anne, sonra!

Derken şenliğin en heyecanlı oyunu başladı: “Çıtır Havuç Isırma Oyunu.” Herkes önündeki havucu dikkatlice ısıracak, en temiz ve en düzgün ısırığı yapan alkışlanacaktı.

Poli kendinden emin şekilde havucun başına geçti.

— İzleyin beni!

Havucu ağzına götürdü ve güçlüce ısırdı.

Çıt!

Ama hemen ardından Poli'nin gözleri büyüdü.

— Ah! Dişim sızladı!

Havucu yere bıraktı. Bir patisiyle yanağını tuttu. Önce kimse görmesin diye gülümsemeye çalıştı ama yüzündeki acı belli oluyordu.

Miri yanına geldi.

— Poli, sızlayan diş saklanmaz. Saklanırsa daha çok konuşur.

Serçe Çivi havalanıp Nara'ya haber verdi.

— Nara teyze! Poli'nin dişi ağrıdı.

Nara hemen geldi. Poli utanarak başını eğdi.

— Ben iyiyim anne. Sadece havuç çok sertti.

Nara dizlerinin üstüne çöktü ve Poli'nin yüzüne baktı.

— Havuç sert olabilir ama diş ağrısı “beni dinle” der. Gel, Doktor Luma'ya gidelim.

Doktor Luma, ormanın en bilgili baykuşuydu. Büyük çınarın içinde küçük, tertemiz bir muayene odası vardı. Raflarda minik aynalar, yumuşak fırçalar ve renkli kum saatleri dururdu.

Poli koltuğa oturdu. Biraz korkuyordu.

— Dişim çok mu kötü olmuş?

Doktor Luma yuvarlak gözlüğünü düzeltti.

— Korkma Poli. Önce bakacağız, sonra öğreneceğiz. Dişler kızılacak şey değil, bakılacak şeydir.

Küçük aynayla Poli'nin dişlerine baktı. Sonra sakince konuştu.

— Dişlerinin arasında yiyecek parçaları kalmış. Havuç, elma, tatlı lokum... Hepsi çok lezzetli ama dişlerin arasında uzun süre kalırsa dişlerini rahatsız eder.

Poli şaşkınlıkla sordu:

— Yani dişim havuç yüzünden değil, fırçalamadığım için mi sızladı?

— Evet, dedi Doktor Luma. Diş fırçalamak sadece beyaz görünmek için değildir. Dişleri temiz, güçlü ve rahat tutmak içindir.

Poli kulaklarını indirdi.

— Ben hep sonra yaparım dedim.

Doktor Luma masasından mor saplı küçük bir diş fırçası çıkardı. Yanına da üstünde güneş ve ay resmi olan küçük bir kart koydu.

— “Sonra” bazen hiç gelmez Poli. Bu yüzden dişlerin için iki özel zaman seçeceğiz: sabah kahvaltıdan sonra ve akşam uyumadan önce.

Nara gülümsedi.

— Güneş zamanı ve ay zamanı.

Doktor Luma fırçayı Poli'ye verdi.

— Dişlerini sertçe kazımayacaksın. Küçük daireler yapacaksın. Ön dişler, yan dişler, arka dişler... Hepsine nazikçe sıra gelecek.

Poli fırçaya baktı.

— Bu biraz oyun gibi olabilir mi?

— Olabilir, dedi Doktor Luma. Adına “Gülüş Yolu” diyelim. Fırça her dişin kapısını tek tek çalacak.

Poli'nin gözleri ilk kez parladı.

— O zaman ben dişlerimin kapıcısı olurum.

O gün eve dönünce Nara banyodaki aynanın yanına küçük bir çizelge astı. Çizelgede iki bölüm vardı: sabah güneşi ve gece ayı. Poli dişlerini fırçaladıkça yanına küçük bir yıldız koyacaktı.

İlk akşam Poli fırçayı eline aldı. Aynadaki kendine baktı.

— Dişlerim, bugün sizi biraz ihmal ettim. Şimdi sırayla temizleyeceğim.

Nara şaşırıp gülümsedi.

— Güzel başladın.

Poli fırçasını ıslattı. Azıcık macun sürdü. Sonra Doktor Luma'nın söylediği gibi küçük dairelerle fırçalamaya başladı.

— Ön dişler tamam. Yan dişler tamam. Arka dişler saklanmayın, size de geliyorum.

Fırçalama bitince ağzını çalkaladı. Aynaya baktı ve hafifçe gülümsedi.

— Ağzım serinledi. Sanki dişlerim nefes aldı.

Nara çizelgeyi gösterdi.

— İlk yıldızını koyabilirsin.

Poli küçük sarı yıldızı ay resminin yanına yapıştırdı. O yıldız ona koca bir madalya gibi göründü.

Ertesi sabah uyanınca önce oyuna koşmak istedi. Sonra aynadaki çizelgeyi gördü. Güneş resmi boş duruyordu.

Poli durdu.

— Güneş zamanı!

Kahvaltıdan sonra dişlerini fırçaladı ve ikinci yıldızını koydu. Günler geçtikçe yıldızlar çoğaldı. Poli bazen unutacak gibi oldu ama Miri'nin sözü aklına geldi: “Sızlayan diş saklanmaz.”

Bir hafta sonra Miri ve Çivi onu Havuç Tepesi'ne çağırdı.

Çivi heyecanla öttü:

— Poli, bugün yine havuç oyunu var. Katılacak mısın?

Poli biraz düşündü.

— Katılacağım ama bu kez gösteriş için değil. Dişlerime güvendiğim için.

Meydan yine kalabalıktı. Doktor Luma da oradaydı. Poli eline orta boy bir havuç aldı. Bu kez kocaman ısırmak için acele etmedi. Önce yavaşça ısırdı.

Çıt!

Hiç sızı olmadı.

Poli'nin yüzü aydınlandı.

— Ağrımadı!

Miri ön ayaklarını yavaşça yere vurdu.

— Çünkü bu kez dişlerini yalnız kullanmadın, onlara baktın.

Çivi sevinçle havada döndü.

— Poli'nin gülüşü geri geldi!

Doktor Luma meydana küçük bir masa kurdu. Masanın üstünde boş kartlar, renkli yapraklar ve minik yıldız çıkartmaları vardı.

— Bugün isteyen herkes kendi Gülüş Çizelgesi'ni yapabilir, dedi.

Küçük hayvanlar masanın etrafına toplandı. Poli de yanlarına geçti.

— Ben size nasıl yaptığımı gösterebilirim, dedi. Sabah güneşine bir yıldız, akşam ayına bir yıldız. İki yıldız bir gülüş eder.

Minik bir fare sordu:

— Diş fırçalamak acıtır mı?

Poli başını iki yana salladı.

— Sert yaparsan rahatsız eder. Nazik yaparsan dişlerin sevinir.

Küçük bir kirpi sordu:

— Ya unutursak?

Poli çizelgesini gösterdi.

— O yüzden görünür bir yere asıyoruz. Alışkanlık, hatırlaya hatırlaya büyür.

O günden sonra Gülüş Ormanı'nda her evin banyosunda küçük bir çizelge asılı durdu. Kiminde güneş ve ay vardı, kiminde havuç ve yıldız, kiminde de gülümseyen küçük diş resimleri.

Poli artık diş fırçalamaktan kaçmıyordu. Hatta bazen lavaboya giderken kendi şarkısını söylüyordu:

— Ön diş, yan diş, arka diş; tertemiz olsun her gülüş!

Nara onu duydukça içinden sevinirdi. Çünkü Poli sadece dişlerini fırçalamayı değil, kendine iyi bakmayı da öğrenmişti.

Bir akşam Poli aynanın karşısında durdu. Dişlerine baktı, sonra kendi gözlerine baktı.

— Ben artık “sonra” demeyeceğim, dedi. Çünkü bazı şeyler ertelenince küçülmez, büyür. Diş ağrısı da böyleymiş.

Nara kapıdan onu dinliyordu.

— Bunu fark etmen, en parlak gülüşten bile güzel.

Poli o gece yatağına uzandığında ağzı tertemiz, içi rahattı. Dışarıda Gülüş Ormanı sessizleşmişti. Sadece yaprakların hışırtısı duyuluyordu.

Ay, Poli'nin penceresine ince bir ışık bıraktı. Poli gülümsedi. Dişi ağrımıyor, yanağı sızlamıyor, içi huzurla doluyordu.

Bu masalı dinleyen çocuklar da Poli'nin öğrendiğini öğrendi: Dişler yalnızca havuç ısırmak için değil, gülmek, konuşmak ve sağlıklı büyümek için de önemlidir. Sabah ve akşam dişlerini fırçalayan çocuklar, gülüşlerine her gün küçük bir iyilik yapar.

Gökten üç elma düşmüş; biri dişlerini düzenli fırçalayan çocukların payına, biri “sonra” demeyi bırakıp güzel alışkanlık kazanan Poli'nin payına, biri de sağlıklı gülüşün değerini anlayan herkesin payına düşmüş.

O günden sonra Gülüş Ormanı'nda sabah güneşi doğunca ve gece ay yükselince, banyolardan aynı neşeli ses duyulurmuş: “Ön diş, yan diş, arka diş; tertemiz olsun her gülüş!”

Çocuk Masalları