Hansel ve Gretel Masalı
Bir zamanlar, uçsuz bucaksız bir ormanın kıyısında, rüzgâr estiğinde çatısı hafifçe gıcırdayan küçük bir kulübe varmış. Bu kulübede Hansel ve Gretel adında iki kardeş yaşarmış. Hansel dikkatli, akıllı ve içine kapanık bir çocukmuş. Gretel ise meraklı, cesur ve kalbi yumuşacık bir kızmış. İkisi de birbirini çok sever, en zor günlerde bile aynı battaniyenin altında gülümseyecek bir sebep bulurmuş.
Babaları iyi kalpli bir oduncuymuş. Sabah erkenden ormana gider, kuru dalları toplar, gün batarken yorgun adımlarla eve dönermiş. Fakat o yıl kış uzun sürmüş, tarlalar ürün vermemiş, kulübedeki ekmek sepeti gün geçtikçe boşalmış. Evdeki sessizlik bile açlığı belli eder olmuş.
Bir gece Hansel, yatağında uyuyormuş gibi yaparken mutfaktan gelen fısıltıları duymuş. Babası üzgün bir sesle konuşuyor, üvey anneleri ise sert ve kararlı görünüyormuş.
“Evde neredeyse hiç yiyecek kalmadı,” demiş üvey anne. “Böyle giderse hepimiz aç kalacağız. Yarın çocukları ormanın derinliklerine bırakacağız.”
Babaları titreyen bir sesle karşı çıkmış.
“Onlar benim çocuklarım. Bunu nasıl yaparım?”
Üvey anne yüzünü çevirmiş.
“Başka çare yok. Sen yumuşak kalplisin ama boş tencere sevgiyle dolmuyor.”
Hansel’in kalbi hızlı hızlı atmaya başlamış. Yanındaki yatakta Gretel’in sessizce nefes aldığını duymuş. Onu uyandırmak istememiş. Korkuyu önce kendi içinde tutmuş, sonra yavaşça yataktan kalkmış. Ay ışığı pencereye gümüş gibi vuruyormuş. Hansel kapıyı usulca açmış, kulübenin önündeki beyaz çakıl taşlarını cebine doldurmuş ve tekrar yatağına dönmüş.
Sabah olunca üvey anne çocuklara sert bir sesle seslenmiş.
“Haydi kalkın. Ormana odun toplamaya gidiyoruz.”
Gretel uykulu gözlerle Hansel’e bakmış.
“Bugün ormana çok mu derine gideceğiz?”
Hansel kardeşinin elini sıkmış.
“Merak etme Gretel. Ben yanındayım.”
Yola çıktıklarında orman sessizmiş. Ağaçlar kıştan kalma yorgun dallarını gökyüzüne uzatıyor, yaprakların arasından soğuk bir rüzgâr geçiyormuş. Hansel, kimse fark etmeden cebindeki beyaz taşları birer birer yola bırakmış. Her taş, eve dönen küçük bir işaret gibi toprağın üzerinde kalmış.
Öğleye doğru ormanın derinliklerine varmışlar. Babaları kuru dallardan küçük bir ateş yakmış. Çocuklara dönüp gözlerini kaçırarak konuşmuş.
“Siz burada bekleyin. Biz biraz daha odun toplayıp geleceğiz.”
Gretel başını kaldırmış.
“Çok uzaklaşmayın baba.”
Babaları bir an duraklamış. Dudakları titremiş ama hiçbir şey söyleyememiş. Üvey anne onu kolundan çekmiş ve ikisi ağaçların arasında kaybolmuş.
Gün batmış. Ateş küçülmüş. Orman kararmış. Gretel korkuyla Hansel’e yaklaşmış.
“Hansel, geri gelmeyecekler mi?”
Hansel gökyüzüne bakmış. Ayın doğmasını bekliyormuş.
“Gece biraz daha aydınlansın. Sonra eve döneceğiz. Ben yolu işaretledim.”
Ay yükselince beyaz çakıl taşları parlamaya başlamış. Hansel ve Gretel taşları takip ederek yürümüşler. Bazen bir baykuş ötüyor, bazen kuru dallar ayaklarının altında çıtırdıyormuş. Gretel korksa da Hansel’in elini bırakmamış.
Uzun bir yürüyüşten sonra kulübelerinin soluk ışığını görmüşler. Babaları kapıyı açtığında onları karşısında görünce sevinçten ağlamış. Çocuklarına sarılmış, uzun süre bırakmamış.
“Sizi bir daha kaybetmek istemiyorum,” demiş.
Fakat kulübedeki huzur uzun sürmemiş. Birkaç gün sonra yiyecek yine bitmiş. Üvey anne aynı planı tekrar yapmış. Bu kez gece kapıyı kilitlemiş, Hansel’in dışarı çıkıp taş toplamasına izin vermemiş.
Hansel yatağında sessizce düşünmüş. Sabah cebine, akşamdan sakladığı küçük ekmek parçasını koymuş. Ormana giderken ekmeği ufalayıp kırıntıları yola serpmeye başlamış.
Gretel bunu fark edince fısıldamış.
“Bu kez de yolu bulabilecek miyiz?”
Hansel sakin görünmeye çalışmış.
“Bulacağız. Yeter ki birbirimizden ayrılmayalım.”
Ormanın daha derin bir yerine vardıklarında yine yalnız bırakılmışlar. Hansel ve Gretel ateşin yanında beklemiş, ama kimse geri dönmemiş. Gece olunca Hansel kırıntıları aramış. Fakat yerde tek bir parça bile kalmamış. Kuşlar bütün ekmek kırıntılarını yemiş.
Gretel’in gözleri dolmuş.
“Şimdi ne yapacağız Hansel?”
Hansel etrafına bakmış. Her ağaç birbirine benziyor, her yol başka bir karanlığa açılıyormuş.
“Şimdi korkuyu dinlemeyeceğiz,” demiş. “Aç olabiliriz, kaybolmuş olabiliriz ama hâlâ birlikteyiz.”
İki kardeş saatlerce yürümüş. Sabah olmuş, sonra tekrar akşam olmuş. Açlık midelerini yakıyor, soğuk parmaklarını uyuşturuyormuş. Üçüncü gün, ince bir kuş sesi duymuşlar. Başlarını kaldırınca kar beyazı bir kuşun dalda durduğunu görmüşler. Kuş sanki onları çağırır gibi ötüyor, sonra başka bir dala uçuyormuş.
Gretel yorgun sesiyle konuşmuş.
“Bu kuş bize yolu mu gösteriyor?”
Hansel kuşa dikkatle bakmış.
“Bilmiyorum. Ama burada durursak hiçbir yere varamayız. Hadi peşinden gidelim.”
Beyaz kuş onları ağaçların arasından geçirmiş. Bir süre sonra ormanın ortasında tuhaf bir açıklığa varmışlar. Açıklığın tam ortasında, daha önce hiç görmedikleri bir ev duruyormuş. Evin duvarları taze ekmek gibi kokuyor, çatısı pembe kremalı pasta gibi parlıyor, pencereleri şeffaf şekerden yapılmış gibi ışıldıyormuş. Kapısının kenarlarında kurabiyeler, pencere önlerinde renkli şekerler varmış.
Gretel hayretle nefesini tutmuş.
“Hansel… bu ev yeniyor mu?”
Hansel açlıktan gözlerini evden alamamış.
“Öyle görünüyor. Ama bu kadar güzel bir şeyin ormanın ortasında ne işi var?”
Açlık ağır basmış. Hansel duvardan küçük bir parça koparmış. Gretel de pencere kenarındaki şekerden minicik bir parça almış. Tam yiyecekleri sırada içeriden ince bir ses yükselmiş.
“Kim benim tatlı evimi çıtır çıtır kemiriyor?”
Kapı açılmış. İçeriden yaşlı bir kadın çıkmış. Yüzü kırışık, saçları pamuk gibi beyazmış. Gülümsemesi sıcak görünüyormuş ama gözlerinde anlaşılmaz bir parıltı varmış.
“Ah zavallı çocuklar,” demiş kadın. “Ormanda kayboldunuz demek. Gelin içeri. Size sıcak süt, yumuşak çörek ve mis gibi yemekler vereyim.”
Gretel bir adım geri çekilmiş.
“Hansel, emin miyiz?”
Hansel açlıktan zor konuşuyormuş.
“Biraz dinlenip çıkarız. Dikkatli oluruz.”
İçeri girdiklerinde masada çeşit çeşit yiyecek varmış. Süt, bal, çörek, reçel, kurabiye, sıcak çorba… Çocuklar karınlarını doyurmuş. Sonra yaşlı kadın onlara yumuşacık yataklar göstermiş. Hansel ve Gretel o gece uzun zamandır ilk kez sıcak bir odada uyumuş.
Ama sabah olduğunda tatlı kokulu evin gerçek yüzü ortaya çıkmış. Yaşlı kadın aslında kötü kalpli bir cadıymış. Hansel’i yakalayıp demir parmaklıklı küçük bir odaya kapatmış. Gretel’i de mutfağa sürüklemiş.
“Kardeşin çok zayıf,” demiş cadı. “Ona yemek yapacaksın. Şişmanlayınca onu güzel bir ziyafet yapacağım.”
Gretel’in yüzü bembeyaz olmuş.
“Hayır! Ona zarar veremezsin!”
Cadı kahkaha atmış.
“Burada kuralları ben koyarım küçük kız.”
Gretel ağlamak istemiş ama gözyaşlarını içine saklamış. Çünkü Hansel onu görürse daha çok üzülürdü. Mutfağa gitmiş, yemekleri hazırlamış, ama her fırsatta kardeşinin yanına koşmuş.
“Dayan Hansel,” diye fısıldamış. “Bir yol bulacağız.”
Hansel parmaklıkların ardından ona bakmış.
“Sen güçlü ol Gretel. Ben de aklımı kullanacağım.”
Cadının gözleri iyi görmüyormuş. Her sabah Hansel’in yanına gelir, parmağını uzatmasını istermiş.
“Bakalım şişmanladın mı?”
Hansel ise parmağı yerine yerde bulduğu ince bir tavuk kemiğini uzatırmış. Cadı kemiği yoklayınca sinirlenirmiş.
“Hâlâ zayıfsın! Daha çok yiyeceksin!”
Günler böyle geçmiş. Cadı sabırsızlanmış. Bir sabah mutfağa girip fırını yakmış. Alevler taş duvarların içinde kızıl kızıl parlıyormuş. Gretel bunun iyiye işaret olmadığını hemen anlamış.
Cadı sert bir sesle bağırmış.
“Gretel! Fırına bak. Yeterince ısındı mı?”
Gretel fırına yaklaşmamış. Cadının onu içeri itmek istediğini sezmiş.
“Nasıl bakacağımı bilmiyorum,” demiş saf gibi davranarak. “Başımı nereye sokacağım? Şuradan mı, buradan mı?”
Cadı öfkeyle homurdanmış.
“Bunu bile bilmiyor musun? Çekil kenara, ben göstereyim!”
Cadı fırının kapağına eğildiği anda Gretel bütün cesaretini toplamış. Korkusunu değil, kardeşini düşünmüş. Cadıyı hızla fırına doğru itmiş ve kapağı kapatmış. Fırının demir sürgüsünü çekmiş. Cadının büyüsü, duman gibi dağılıp yok olmuş.
Gretel hemen anahtarları bulmuş ve Hansel’in kapısını açmış. Hansel dışarı çıkar çıkmaz kardeşine sarılmış.
“Gretel, sen beni kurtardın!”
Gretel derin bir nefes almış.
“Biz birbirimizi kurtardık. Sen aklını kullandın, ben de cesaretimi.”
Şeker evin içinde eski bir sandık bulmuşlar. Sandığın kapağını açınca içinden altın paralar, parlak taşlar ve inciler çıkmış. Bunlar cadının yıllarca sakladığı hazinelermiş.
Hansel keseye birkaç altın koymuş. Gretel de birkaç parlak taşı önlüğünün cebine yerleştirmiş.
“Hepsini almayalım,” demiş Hansel. “Bize yetecek kadar olsun. Açgözlülük yüzünden kimse iyi bir sona varmaz.”
Gretel başını sallamış.
“Eve dönelim. Babamız bizi arıyordur.”
İki kardeş ormana yeniden girmiş. Bu kez orman eskisi kadar korkunç görünmüyormuş. Çünkü artık yalnız olmadıklarını biliyorlarmış. Bir süre sonra karşılarına geniş bir dere çıkmış. Su soğuk ve derinmiş. Ne köprü varmış ne de üzerinden geçilecek taş.
Tam o sırada beyaz tüylü bir ördek suyun üzerinde süzülerek yanlarına gelmiş. Gretel nazikçe eğilmiş.
“Sevgili ördek, bizi karşı kıyıya geçirir misin?”
Ördek yavaşça kıyıya yaklaşmış. Hansel önce Gretel’in binmesini istemiş.
“Sen geç. Ben sonra gelirim.”
Gretel itiraz etmiş.
“Hayır, önce sen. Ben seni karşıda görürsem daha rahat geçerim.”
Hansel gülümsemiş. Ördek önce Hansel’i, sonra Gretel’i karşı kıyıya taşımış. İki kardeş ördeğe teşekkür etmiş ve yürümeye devam etmiş.
Güneş batmaya yaklaşırken tanıdık bir patika görmüşler. Az ileride kendi küçük kulübeleri duruyormuş. Kapının önünde babaları oturuyor, başını ellerinin arasına almış ağlıyormuş. Hansel ve Gretel koşmaya başlamış.
“Baba!”
Babaları başını kaldırmış. Çocuklarını görünce yerinden fırlamış, onlara doğru koşmuş ve ikisini de kollarına almış.
“Çocuklarım! Sizi her yerde aradım. Sizi kaybettim sandım.”
Gretel babasının omzuna yaslanmış.
“Biz çok korktuk baba.”
Babaları gözyaşları içinde konuşmuş.
“Biliyorum. Size bunu yaşattığım için çok pişmanım. Bir daha korkuya yenilmeyeceğim. Ne olursa olsun sizi bırakmayacağım.”
Hansel cebindeki keseyi çıkarmış. Gretel de önlüğündeki parlak taşları masaya koymuş. Babaları şaşkınlıkla bakmış.
“Bunlar da ne?”
Hansel sakin bir sesle cevap vermiş.
“Ormanda kötü bir yerden kurtulduk. Bunlar artık bize yeni bir hayat kurmaya yeter.”
O günden sonra küçük kulübede açlık korkusu azalmış. Babaları daha iyi bir iş kurmuş, Hansel ve Gretel güven içinde büyümüş. Fakat ikisi de ormanda yaşadıklarını hiç unutmamış. Şekerden yapılmış evin her güzel görünen şeyin iyi olmadığını öğrettiğini, karanlık yolların ise cesaretle yürününce bir gün mutlaka aydınlığa çıktığını bilmişler.
Hansel ve Gretel yıllar sonra bile birbirlerine aynı sözü söylermiş.
“Yol kaybolsa da biz birbirimizi buluruz.”
Ve bu masal, ormanın kıyısındaki o küçük kulübeden dünyaya yayılmış. Çocuklara korkunun içinde aklı, karanlığın içinde umudu, zorluğun içinde kardeş sevgisini hatırlatmış. Çünkü Hansel ve Gretel masalı yalnızca şeker evin ve cadının hikâyesi değilmiş; birbirinin elini bırakmayan iki çocuğun eve dönüş masalıymış.
