Bir zamanlar dağların eteğinde, rüzgarın çimenlerle fısıldaştığı bir yerde Heidi adında küçük bir kız yaşarmış. Annesini ve babasını çok küçükken kaybettiği için, bir süre teyzesiyle şehirde kalmış. Teyzesi onu çok sevmiş ama hayat zorlaşınca Heidi’yi dağlarda yaşayan dedesine götürmeye karar vermiş.
Yol boyunca Heidi pencereden dışarı bakmış. Dağlar yaklaştıkça kalbi hızla atmış.
— “Gerçekten burada mı yaşayacağım?” diye sormuş.
Teyzesi gülümsemiş.
— “Evet. Belki başta zorlanırsın ama dağlar insana iyi gelir” demiş.
Dedesi, ormanın kıyısındaki küçük kulübenin önünde onları bekliyormuş. Sessiz, sert bakışlı ama güçlü duruyormuş. Heidi’ye bakmış, sonra başını hafifçe eğmiş.
— “Hoş geldin” demiş kısa bir sesle.
Heidi biraz çekinmiş ama sonra gülümsemiş.
— “Ben Heidi” demiş. “Dağları seviyorum.”
Dede bir an duraksamış, sonra dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdamış.
— “O zaman burada mutlu olursun,” demiş.
Dedesi Heidi için kulübenin üst katında küçük bir oda hazırlamış. Penceresinden dağlar, çam ağaçları ve gökyüzü görünüyormuş. O gece Heidi deliksiz uyumuş.
Sabah bahçeye çıktığında kocaman, tüylü bir köpek karşısına çıkmış. Heidi bir an duraklamış.
— “Sen de kimsin?” demiş.
Köpek kuyruğunu sallamış.
— “Galiba sen Bora’sın” demiş Heidi gülerek.
O günden sonra Bora, Heidi’nin en yakın arkadaşı olmuş.
Bir gün dedesiyle birlikte dağlara yürüyüşe çıktıklarında, keçilerini otlatan Ali adında bir çocukla tanışmışlar.
— “Yeni misin?” diye sormuş Ali.
— “Evet” demiş Heidi. “Ama burayı çok sevdim.”
Ali gülmüş.
— “O zaman yarın da gel. Sana keçileri tanıştırırım” demiş.
Günler geçtikçe Heidi dağ hayatına alışmış. Keçileri gütmeyi öğrenmiş, hangi otların güzel koktuğunu keşfetmiş. Dedesiyle birlikte ekmek yapmış, Bora’yla koşturmuş.
Yaz bitip kış geldiğinde Ali okula gitmeye başlamış. Heidi biraz üzülmüş.
— “Ben de okula gitmek istiyorum” demiş dedesine.
Dede uzun süre düşünmüş.
— “Bir gün gideceksin” demiş. “Ama dağlar seni bekler.”
Bir gün teyzesi çıkagelmiş ve Heidi’yi şehre götürmek istediğini söylemiş. Heidi dedesine sarılmış.
— “Geri geleceğim” demiş.
Şehir Heidi’ye çok kalabalık gelmiş. Büyük bir evde kalmaya başlamış. Orada Elif adında, yürümekte zorlanan bir kızla tanışmış.
— “Arkadaş olur muyuz?” diye sormuş Elif.
— “Oluruz” demiş Heidi. “Ama ben dağları çok anlatırım.”
Elif gülmüş.
Heidi şehirde bazı şeylere alışmakta zorlanmış. Giderek dedesini, Ali’yi ve Bora’yı özlemiş.
Bunu fark eden büyükler, Heidi’nin dağlara dönmesine karar vermişler.
Heidi geri döndüğünde dedesi onu kapıda karşılamış. Bora sevinçle havlamış.
— “Geldim” demiş Heidi.
— “Biliyordum” demiş dede.
Bir süre sonra Elif de dağlara gelmiş. Temiz hava ona iyi gelmiş. Heidi ona destek olmuş. Elif yavaş yavaş adım atmaya başlamış.
— “Yürüyorum!” demiş Elif sevinçle.
Heidi alkışlamış.
— “Dağlar yardım etti” demiş.
Elif şehre döndüğünde Heidi dağlarda kalmış. Dedesiyle, Ali’yle ve Bora’yla sade ama mutlu bir hayat sürmüş.
Ve Heidi şunu öğrenmiş: Gerçek mutluluk, insanın kendini ait hissettiği yerde ve sevdiği insanlarla birlikte olmaktır. Bu eşsiz Heidi hikayesi ile yazar Gamze çocuklar için özgün akıcı bir masal yazdı.
