Hırslı Yılan Masalı

Hırslı Yılan Masalı Oku
Hırslı Yılan Masalı

Güneşin her sabah çiçeklerin üstüne altın gibi doğduğu yemyeşil bir çayır vardı. Bu çayırda tavşanlar uzun otların arasında zıplar, sincaplar ağaç dallarında ceviz saklar, kirpiler kuru yaprakların altında gezinir, karıncalar ise sabırla yuvalarını güçlendirirdi.

Çayırın kenarında, kökleri toprağın üstüne kıvrım kıvrım çıkan yaşlı bir dut ağacı vardı. Bu ağacın altında genç bir yılan yaşardı. Adı Yalın’dı. Yalın’ın parlak yeşil pulları vardı. Güneş ışığı üstüne vurduğunda sanki çayırda küçük bir zümrüt parlıyordu.

Yalın hızlı, dikkatli ve çalışkan bir yılandı. Sabahları erkenden uyanır, sıcak taşların üzerinde biraz dinlenir, sonra çayır yollarında kıvrıla kıvrıla alıştırma yapardı. Fakat Yalın’ın içinde onu hiç rahat bırakmayan bir istek vardı: Her şeyde birinci olmak istiyordu.

En hızlı sürünen o olsun istiyordu. En yüksek taşa o çıksın, en parlak yaprağı o bulsun, herkes çayırda onun adını konuşsun istiyordu. Başarılı olmak istemesi kötü değildi; fakat Yalın bazen kazanmayı o kadar çok düşünüyordu ki arkadaşlarının söylediklerini duymuyordu.

Bir sabah tavşan Pofuduk, sincap Çıtı ve kirpi Diken dere kenarında oyun oynarken Yalın yanlarına geldi. Başını dik tuttu, gövdesini parlak çimenlerin üzerinde kıvırdı ve gururlu bir sesle konuştu:

Yakında bütün çayır benim ne kadar özel olduğumu görecek.

Pofuduk kulaklarını oynattı.

Neden böyle söylüyorsun Yalın?

Yalın hiç düşünmeden cevap verdi:

Çünkü ben en hızlıyım. En hızlı olan herkesin önüne geçer.

Çıtı ağaç dalından aşağı sarktı.

Hızlı olmak güzel ama her zaman en önemli şey değildir.

Diken sakin bir sesle ekledi:

Bazen değerli olmak, birine yardım etmektir.

Yalın başını çevirdi.

Yardım etmeyi sonra düşünürüm. Önce herkes beni alkışlamalı.

Arkadaşları birbirine baktı. Yalın’ın çalışkan olduğunu biliyorlardı ama onun bu kadar hırslı olması onları düşündürüyordu.

Çayırın Büyük Günü

O öğleden sonra çayırda heyecanlı bir haber yayıldı. Yaşlı dut ağacının önünde Çayır Becerileri Günü yapılacaktı. Her yavru hayvan kendi yeteneğini gösterecek, çayıra en faydalı işi yapan yavruya Onur Yaprağı verilecekti.

Yalın bu haberi duyunca gözleri parladı.

İşte benim günüm geldi. Onur Yaprağı kesin benim olacak.

Ertesi sabah herkesten önce kalktı. Önce hızlı sürünme çalıştı. Çimenlerin arasından şimşek gibi geçti. Sonra taşların çevresinde döndü. Ardından eski dut ağacının kalın köklerine tırmanmayı denedi.

Fakat acele ettikçe hata yapıyordu. Çok hızlı gittiği için küçük dallara çarpıyor, bazen başladığı yere geri dönüyor, bazen de yönünü şaşırıyordu.

Yaşlı kaplumbağa Toprak onu sessizce izliyordu. Toprak ağır ağır yanına geldi.

Yalın, çok çalışıyorsun ama yüzün hiç rahat görünmüyor.

Yalın nefes nefese cevap verdi:

Rahat olmaya vaktim yok. Kazanmam gerekiyor.

Toprak başını hafifçe kaldırdı.

Kazanmak güzeldir. Ama kazanmayı düşünürken nereye gittiğini görmezsen yol seni yorabilir.

Yalın sabırsızlandı.

Ben yavaş öğütlerle zaman kaybedemem.

Toprak gülümsedi.

Bazen en hızlı giden değil, önünü en iyi gören kazanır.

Yalın bu sözü duydu ama aklı hâlâ Onur Yaprağı’ndaydı. Bütün gece kendini çayırın ortasında alkışlanırken düşündü.

Yalın’ın Gösterisi

Çayır Becerileri Günü geldiğinde her yer rengârenkti. Papatyalar yol kenarına dizilmiş, karıncalar yuvalarının çevresini temizlemiş, yavru hayvanlar dut ağacının önünde toplanmıştı.

İlk olarak Pofuduk çıktı. Uzun kulaklarını dikti, hızlıca koştu ve küçük tavşanlara nasıl güvenli zıplanacağını gösterdi. Herkes onu alkışladı.

Sonra Çıtı gösterisini yaptı. En yüksek dala tırmandı, ama orada övünmek yerine yaşlı kuşların ulaşamadığı cevizleri aşağı indirdi.

Diken ise çayır yoluna düşen sivri dalları dikkatle topladı. Böylece küçük hayvanların ayakları zarar görmedi.

Yalın bütün bunları izlerken içinden şöyle geçirdi:

Güzel şeyler yaptılar ama benim hızımı görünce herkes beni konuşacak.

Sonunda sıra Yalın’a geldi. Çayır sessizleşti. Yalın başını kaldırdı, pulları güneşte parladı.

Ben çayırın en hızlı yılanıyım. Şimdi bunu herkese göstereceğim!

Bir anda ileri fırladı. Çimenlerin arasından hızla geçti. Taşların çevresinde döndü. Yaprakların altından kaydı. Gerçekten çok hızlıydı.

Fakat Yalın o kadar hızlı gidiyordu ki yerdeki küçük karınca yuvasını fark etmedi. Tam yuvanın üzerinden geçecekken karıncalar korkuyla sağa sola kaçıştı.

Karınca başı telaşla bağırdı:

Dikkat et Yalın! Yuvamızın üstünden geçiyorsun!

Yalın karınca yuvasını son anda gördü. Yuvaya zarar vermemek için kendini yana attı. Karıncalar kurtulmuştu ama Yalın dikenli bir çalının içine girdi. İnce dallar gövdesine dolandı. Ne kadar kıpırdasa dallar o kadar sıkıştı.

Çayır bir anda sessizleşti.

Yalın utanarak fısıldadı:

Ben sadece alkışlanmak istemiştim.

Pofuduk hemen yanına koştu.

Kıpırdama Yalın. Daha çok çabalarsan dallar daha fazla dolanır.

Çıtı ağacın dalından indi.

Ben ince dalları kaldırırım.

Diken dikkatle yaklaştı.

Ben sivri kısımları temizlerim.

Toprak da yavaş yavaş geldi.

Şimdi acele etmeyeceksin. Derin nefes al, gövdeni gevşet.

Yalın ilk kez kimseyle yarışmadı. İlk kez hızlı davranmaya çalışmadı. Sadece durdu, nefes aldı ve arkadaşlarını dinledi.

Çıtı dalları kaldırdı. Diken sivri parçaları kenara itti. Pofuduk çimenleri açtı. Toprak ise Yalın’a sabırla yol gösterdi. Bir süre sonra Yalın çalıların içinden kurtuldu.

Yalın’ın Gerçek Dersi

Yalın dışarı çıkınca başını eğdi. Herkes ona bakıyordu. Ama kimse onunla alay etmiyordu. Tam tersine, herkes iyi olup olmadığını merak ediyordu.

Yalın kısık bir sesle konuştu:

Ben kazanmayı o kadar çok düşündüm ki karıncaları, yolu ve sizi görmedim.

Toprak ona yaklaştı.

Hırs kötü değildir Yalın. Hırs seni çalıştırır. Ama hırsın yanında dikkat ve iyilik yoksa seni yanlış yere götürür.

Yalın uzun süre sustu. Sonra karınca yuvasına doğru süründü. Küçük karıncalar yuvanın çevresindeki taşları toparlamaya çalışıyordu.

Özür dilerim, dedi Yalın. Çok hızlı gidiyordum ve sizi fark etmedim. Yuvanızı güçlendirmeye yardım edebilir miyim?

Karınca başı ona baktı.

Yuvamızın çevresindeki küçük taşlar dağıldı. Onları yeniden dizmemiz gerekiyor.

Yalın hemen işe koyuldu. İnce gövdesiyle küçük taşları dikkatle itti. Taşları karınca yuvasının çevresine yerleştirdi. Çıtı yaprak taşıdı, Pofuduk yumuşak toprak getirdi, Diken dikenli dalları uzaklaştırdı.

Kısa süre sonra karınca yuvası eskisinden daha sağlam oldu.

Karınca başı sevinçle konuştu:

Teşekkür ederiz Yalın. Hızın bu kez işe yaradı, çünkü onu dikkatle kullandın.

Yalın ilk kez alkış beklemeden mutlu oldu.

Birine yardım etmek, herkesin beni konuşmasından daha güzelmiş.

Onur Yaprağı Kimin Oldu?

Günün sonunda bütün yavru hayvanlar dut ağacının önünde toplandı. Yaşlı kaplumbağa Toprak, yerde duran parlak yeşil yaprağı dikkatle aldı ve herkesin görebileceği bir taşın üzerine koydu.

Bu yıl Onur Yaprağı tek bir hayvana değil, birlikte çalışan bütün yavrulara ait olsun, dedi Toprak.

Çayırdaki hayvanlar sevinçle alkışladı.

Toprak devam etti:

Çünkü bugün en güzel becerinin sadece hız, güç ya da yükseklik olmadığını gördük. En güzel beceri; hatayı düzeltmek, dostuna yardım etmek ve yeteneğini doğru kullanmaktır.

Yalın önce şaşırdı. Sonra arkadaşlarına baktı. Pofuduk, Çıtı, Diken ve karıncalar ona gülümsüyordu.

Yalın içinden büyük bir rahatlık hissetti. Onur Yaprağı’nı tek başına kazanamamıştı ama daha değerli bir şey kazanmıştı: Dostlarının güvenini.

Hırsını İyiliğe Çeviren Yılan

O günden sonra Yalın yine çalışkan kaldı. Hızlı sürünmeyi bırakamadı, çünkü bunu seviyordu. Yeni yollar öğrenmeyi de sürdürdü, çünkü gelişmek istiyordu. Ama artık yalnızca “Ben en iyisi olayım” diye düşünmüyordu.

Bir taşın altında sıkışan böceğe yardım etti. Dere kenarında yolunu kaybeden küçük kurbağaya güvenli yolu gösterdi. Rüzgârın çayır yoluna yığdığı kuru yaprakları kenara taşıdı.

Arkadaşları onun değiştiğini fark etti. Çıtı bir gün sordu:

Yalın, artık birinci olmak istemiyor musun?

Yalın gülümsedi.

İstiyorum. Ama artık başkalarını geride bırakmak için değil, kendimin daha iyi hâline ulaşmak için çalışıyorum.

Toprak bu sözü duyunca memnuniyetle başını salladı.

İşte şimdi hırsın seni yönetmiyor. Sen hırsını doğru yola götürüyorsun.

Yalın o gün uzun süre çayıra baktı. Karıncalar yuvalarında çalışıyor, tavşanlar çimenlerde oynuyor, sincaplar dallarda koşturuyor, rüzgâr papatyaların arasından geçiyordu.

Artık anlamıştı: Gerçek başarı, herkesi geçmek değildi. Gerçek başarı; çalışmak, öğrenmek, hata yapınca düzeltmek ve gücünü güzel işler için kullanmaktı.

O günden sonra çayırdaki hayvanlar Yalın’ı yalnızca hızlı olduğu için değil, yardımsever ve dikkatli olduğu için de sevmeye başladı.

Yalın ise her sabah güneş doğduğunda eski dut ağacının köklerinden çıkar, taşların üzerine uzanır ve kendi kendine şöyle derdi:

Bugün daha iyi olacağım. Ama sadece kendim için değil, çayırımdaki herkes için.

Ve çayırda rüzgâr estikçe otlar hafif hafif sallanır, sanki Yalın’ın öğrendiği dersi fısıldardı: Hırs çalışkanlıkla güzeldir; iyilikle birleşirse gerçek değere dönüşür.

Gökten üç elma düştü; biri hırsını iyiliğe dönüştüren Yalın’a, biri ona yardım eden dostlarına, biri de bu masalı dinleyip gücünü güzel işler için kullanan çocuklara.

Çocuk MasallarıHikaye Oku