Kardeş kıskançlığı masalı denince akla hep aynı şey gelirmiş: Bir eve yeni bir bebek gelir, herkes sevinir, ama o evde bir kalp sessizce ne yapacağını bilemezmiş. İşte bu da, kalbi önce daralan sonra sevgiyle genişleyen bir çocuğun hikayesiymiş.
Bir varmış, bir yokmuş. Şehrin kenarında, önünde sardunyalar açan küçük ama neşeli bir ev varmış. Bu evde Efe adında bir çocuk yaşarmış. Efe, sabahları mutfaktan gelen ekmek kokusunu, öğleden sonraları pencereden içeri süzülen güneşi ve akşamları annesiyle babasının arasına girip masal dinlemeyi çok severmiş.
Onun odasında tahta trenler, renkli boyalar, yarım kalmış resimler ve yatağının ucunda hep aynı yerde duran kahverengi pelüş ayısı varmış. Efe kendini bu evin en önemli kişisi sanmazmış belki ama en çok sevilenlerinden biri olduğuna yürekten inanırmış.
Son günlerde ise evin içinde başka bir hava dolaşıyormuş. Annesi daha sık dinleniyor, babası daha dikkatli yürüyormuş. Babaannesi her gelişinde aynı cümleyi söyleyip gülümsüyormuş.
— Az kaldı Efe, evinize minik bir bebek geliyor.
Efe bunu biliyormuş. Bir kardeşi olacaktı. İlk duyduğunda çok heyecanlanmış. Oyuncak trenini göstereceğini, ona şarkı söyleyeceğini, hatta isterse en sevdiği yastığı bile paylaşacağını söylemiş. Ama günler ilerledikçe içinin bir yerinde küçük, serin bir gölge oluşmaya başlamış. Bu gölge bazen kayboluyor, bazen de tam kalbinin ortasına oturuyormuş.
Bir sabah ev her zamankinden erken uyanmış. Babası telaşla hazırlanmış, annesi derin nefesler almış. Efe, koridorun ucunda durmuş, onları sessizce izlemiş.
— Bugün mü geliyor?
Annesi eğilip alnına bir öpücük kondurmuş.
— Evet canım, bugün.
Babası anahtarını alırken gülümsemiş.
— Sen artık abi oluyorsun.
Efe başını sallamış. Ama içinde beklediği kadar büyük bir sevinç olmamış. Sanki biri kalbinin kapısını yarım açmış da içeri hem ışık hem gölge aynı anda dolmuş.
Biraz sonra babaannesi gelmiş. Efe onunla evde kalmış. Öğleye doğru telefon çalmış. Babaannesinin yüzü bir anda aydınlanmış.
— Efe, bir kız kardeşin oldu. Adını Mina koydular.
Babaannesi sevinçle ellerini birbirine vurmuş. Komşu teyze duyunca kapıdan seslenmiş. Herkes mutluymuş. Ama Efe hiçbir şey söylemeden pencerenin önüne gitmiş. Bahçedeki saksılara, hafifçe sallanan ağacın dallarına bakmış.
— Herkes bu kadar sevinirken ben neden biraz üzgün gibiyim?
O akşam sofrada en sevdiği çorba ve fırında patates varmış. Yine de iştahı yokmuş. Kaşığını ağır ağır çevirmiş. Babaannesi ona bakıp yumuşak bir sesle sormuş:
— İçin karışık mı?
Efe yavaşça başını sallamış.
— Evet. Mutlu olmam gerekiyormuş gibi geliyor ama içimde başka bir şey var.
Babaannesi sandalyesini ona yaklaştırmış.
— Bazen insan aynı anda iki şey hisseder. Sevinir ama korkar. Sever ama kıskanır. Bu seni kötü yapmaz. Kalbin yeni duruma alışmaya çalışıyor.
Ertesi gün kapı açılmış. Annesi eve dönmüş. Yorgun ama ışıl ışılmış. Kucağında, beyaz battaniyeye sarılmış minicik bir bebek varmış. Herkes hemen etrafına toplanmış.
— Ne kadar küçük!
— Elleri düğme kadar!
— Yüzü ne kadar tatlı!
Efe biraz uzakta durmuş. Mina’ya bakmış ama yaklaşmamış. O kadar küçükmüş ki, sanki battaniyenin içinden çıkmış minik bir serçe yavrusu gibi görünüyormuş.
İlk günler Efe için zor geçmiş. Mina ağlayınca herkes ona koşuyormuş. Annesi onu emziriyor, babası beşiği sallıyor, babaannesi battaniyesini düzeltiyormuş. Efe bir şey söylemek istediğinde mutlaka araya başka bir telaş giriyormuş.
Bir öğleden sonra elinde blok kutusuyla annesinin yanına gitmiş.
— Anne, benimle kule yapar mısın?
Annesi ona üzgün gözlerle bakmış.
— Şimdi olmaz Efeciğim, kardeşin yeni uyudu.
İşte o an, Efe’nin içindeki gölge biraz daha büyümüş. Sessizce odasına gitmiş. Blokları halının üstüne boşaltmış. Uzun bir kule yapmış. Sonra tek eliyle kulenin ortasına vurup yıkmış.
— Artık kimsenin bana zamanı yok.
Akşam babası odasına girmiş. Onun yanına yere oturmuş. Hemen konuşmamış. Önce devrilen kuleye, sonra Efe’nin gözlerine bakmış.
— Bugün canın çok sıkılmış.
Efe bu kez susmamış.
— Çünkü herkes sadece Mina’ya bakıyor. Sanki ben görünmüyorum.
Babası derin bir nefes almış.
— Böyle hissetmen çok normal. Ama kardeşin geldi diye senin yerin küçülmedi. Sevgimiz azalmadı. Sadece evin içinde yeni bir kişiye daha yer açıldı.
Efe kaşlarını çatmış.
— Ama öyle hissettirmiyor.
Babası onun elini tutmuş.
— O zaman bunu düzeltmek bizim işimiz. Yarın sabah sadece seninle dışarı çıkacağım. Söz veriyorum.
Ertesi gün gerçekten birlikte dışarı çıkmışlar. Parkta koşmuşlar, simit paylaşmışlar, dönüş yolunda babası onunla uzun uzun konuşmuş. Efe biraz olsun hafiflemiş.
O akşam annesi Mina’yı kucağına alıp Efe’nin yanına gelmiş.
— Onunla konuşmak ister misin?
Efe şaşırmış.
— Ben ne söyleyeceğim?
Annesi gülümsemiş.
— İçinden ne geçiyorsa onu söyle.
Efe yavaşça yaklaşmış. Önce biraz utanmış. Sonra eğilip kardeşine usulca konuşmuş.
— Merhaba Mina. Ben Efe. Bu evde sabahları serçeler pencereye konar. Babam komik sesler çıkarır. Annem çok güzel kurabiye yapar. Bir de… benim oyuncak trenim var. Şimdilik sadece uzaktan bakabilirsin.
Annesi gülümsemiş. Tam o sırada Mina yüzünü Efe’nin sesinin geldiği tarafa çevirmiş ve minicik bir ses çıkarmış. Efe nefesini tutmuş.
— Anne… bana mı baktı?
— Bence evet, demiş annesi. — Sesini sevdi.
İşte o anda Efe’nin içindeki sert düğüm biraz çözülmüş. Sonraki günlerde küçük şeyler değişmeye başlamış. Efe kardeşine penceredeki çiçekleri göstermiş. Pelüş ayısını uzaktan tanıtmış. Ona bazen resim yaparken eşlik etmiş, bazen de kendi uydurduğu minik şarkıları mırıldanmış.
Bir sabah Mina, Efe konuşurken minicik gülümsemiş. Efe heyecanla dönüp bağırmış:
— Anne! Baba! Bana güldü!
Babası kahkaha atmış.
— Elbette güler. Çünkü sen onun abisisin.
Efe bu sözü o gün gerçekten hissetmiş. Ağabeylik, sadece büyük olmak değilmiş. Ağabeylik bazen beklemek, bazen paylaşmak, bazen de minicik bir kalbe güven veren ses olmakmış.
Günler geçtikçe Efe her sabah beşiğin yanına uğramadan güne başlamaz olmuş.
— Günaydın Mina. Bugün sana trenlerimi anlatacağım.
Mina da kollarını sallayıp sanki onu dinliyormuş gibi kıpırdanırmış. Efe artık biliyormuş ki sevgi paylaşıldığında eksilmiyormuş. Tam tersine, çoğalıyormuş.
Ve o çiçekli evde, Mina büyürken yalnızca o büyümemiş. Efe’nin kalbi de onunla birlikte genişlemiş. Kıskançlık yavaşça yerini şefkate bırakmış. Sessizlik gitmiş, yerine kahkaha gelmiş.
Masal burada bitmiş. Ama Efe ile Mina’nın aynı evde büyüttüğü sevgi, daha yeni başlamış.
