Kibritçi Kız Masalı

Kibritçi Kız Masalı Resmi
Kibritçi Kız Masalı

Yılın son gecesiydi. Kar, şehrin dar sokaklarına sessizce düşüyor; çatılar, kaldırımlar ve pencere önleri bembeyaz bir örtüyle kapanıyordu.

Evlerin içinden sıcak yemek kokuları geliyordu. Bazı pencerelerde mumlar yanıyor, bazı masalarda yeni yıl için hazırlanmış tabaklar parlıyordu. Dışarıda ise eski şalına sarılmış küçük bir kız yürüyordu.

Elinde birkaç kutu kibrit vardı. Parmakları soğuktan kızarmış, ayakları karın içinde iyice üşümüştü. Sabah evden çıkarken giydiği büyük terliklerden biri yolda kaybolmuş, diğeri de telaşla koşan bir çocuk tarafından alınıp götürülmüştü.

Küçük kız yine de yürümeyi bırakmadı. Çünkü eve eli boş dönmekten korkuyordu.

Bir köşe başında durdu. Titreyen elleriyle kibrit kutularını göğsüne bastırdı ve yoldan geçenlere seslendi.

— Kibrit alır mısınız? Çok güzel yanar. Bir kutu kibrit...

Kalın paltolu bir adam, onu duymamış gibi yanından geçti.

Küçük kız biraz daha cesaret topladı.

— Kibrit alır mısınız? Sobayı yakarsınız, eviniz ışık olur.

Bu kez şık elbiseli bir kadın başını çevirdi. Kızın yüzüne kısa bir an baktı, sonra aceleyle önüne döndü.

— Şimdi değil. Çok acelem var.

Küçük kız kadının arkasından baktı. O gün bu sözü birçok kez duymuştu. Herkesin acelesi vardı. Herkes bir yere yetişiyordu. Ama kimse onun soğuktan titreyen ellerini fark edecek kadar yavaşlamıyordu.

Bir fırının önünden geçti. Camın ardında sıcak çörekler dizilmişti. İçeride çocuklar masanın etrafında oturuyor, biri elindeki kurabiyeyi ikiye bölüp kardeşine uzatıyordu.

Küçük kızın karnı hafifçe guruldadı. Başını eğdi.

— Bir kutu satsam yeter. Sadece bir kutu...

Gece ilerledikçe rüzgâr sertleşti. Kar taneleri saçlarına konuyor, kirpiklerinde eriyip minicik damlalara dönüşüyordu. Şehrin ışıkları parlıyordu ama sokak onun için daha da soğuyordu.

Sonunda iki evin arasındaki dar bir duvar dibine sığındı. Orası rüzgârı biraz kesiyordu. Dizlerini kendine çekti, kibrit kutularını avuçlarının arasına aldı.

Eve gitmeyi düşündü. Sonra babasının sert sesini hatırladı. Hiç kibrit satamadığını söyleyince duyacağı kızgınlığı düşündü. Bu düşünce, soğuktan bile ağır geldi.

Elindeki kibritlere baktı. İçinden yalnızca bir tanesini yakmak geçti. Sadece ellerini biraz ısıtmak için. Sadece küçücük bir alev.

Kutudan bir kibrit çıkardı ve duvara sürttü.

Cısss...

Küçücük bir ışık doğdu. Alev önce titredi, sonra kızın avucunda altın gibi parladı. Karanlık sokağın içinde minicik bir güneş gibiydi.

Küçük kız ellerini aleve yaklaştırdı. O anda soğuk duvar sanki kayboldu. Yerine kocaman, sıcacık bir soba belirdi. Sobanın üstünde mavi desenli bir demlik vardı. İçinden buhar yükseliyor, odanın her yanına sıcaklık yayılıyordu.

Kız şaşkınlıkla gülümsedi.

— Ne kadar sıcak...

Ayaklarını sobaya doğru uzattı. Parmakları artık üşümüyordu. Omuzları gevşedi. O gün ilk kez içi rahatladı.

Ama kibrit bir anda söndü. Soba kayboldu. Küçük kız yine karanlık sokakta, soğuk duvarın dibindeydi.

Bir süre elindeki yanmış kibrite baktı. Sonra kutuya yeniden uzandı.

— Bir tane daha. Sadece bir tane daha.

İkinci kibriti yaktı. Alev bu kez daha parlak göründü. Işık duvara vurunca taşlar inceldi, sanki cam gibi saydamlaştı.

Küçük kız bir evin içine bakıyordu. Ortada büyük bir masa vardı. Masanın üstünde beyaz bir örtü, sıcak çorbalar, taze ekmekler ve dumanı tüten yemekler duruyordu.

Bir sandalye sanki onu bekliyordu.

Küçük kız çekinerek fısıldadı.

— Ben de oturabilir miyim?

Sandalye usulca geriye çekildi. Sanki görünmeyen nazik bir el ona yer açmıştı.

Kız tam oturacakken kibrit söndü. Masa kayboldu. Yemek kokusu gitti. Sokak yine soğuktu.

Kızın gözleri doldu ama ağlamadı. Çünkü ağlarsa yanaklarındaki yaşlar hemen buz gibi olacaktı.

Üçüncü kibriti çıkardı. Eli artık daha çok titriyordu.

Cısss...

Alev yandı. Bu kez karşısında kocaman bir yılbaşı ağacı belirdi. Dallarında renkli toplar, parlak kurdeleler, minik mumlar ve altın yıldızlar vardı. Ağacın tepesindeki yıldız, gökyüzündeki yıldızlarla konuşuyor gibiydi.

Küçük kız ağacın etrafında döndü.

— Ne güzel ışıklarınız var. Hiç üşümüyor musunuz?

Ağacın mumları hafifçe titreşti. Sanki ona cevap veriyorlardı.

O anda mumlardan biri yukarı yükseldi. Sonra bir diğeri. Sonra hepsi göğe doğru çıktı ve yıldızlara karıştı.

Küçük kız başını kaldırdı. Gökyüzünde bir yıldız kaydı.

Ninesi bir zamanlar ona şöyle demişti:

— Bir yıldız kayarsa, yeryüzünde birinin kalbi göğe doğru dua eder.

Kız ninesini hatırlayınca içi burkuldu. Ninesi artık yanında değildi. Onu en çok seven, saçlarını okşayan, üşüdüğünü soran tek kişi oydu.

Küçük kız aceleyle bir kibrit daha yaktı.

Bu kez alevin içinde ninesi belirdi. Yüzü yumuşacıktı. Gözleri sevgiyle doluydu. Eski günlerdeki gibi başında beyaz örtüsü, dudaklarında sıcak bir gülümseme vardı.

Küçük kız nefesini tuttu.

— Nine...

Ninesi kollarını açtı.

— Üşüdün mü benim küçük kuşum?

Kızın sesi titredi.

— Çok üşüdüm. Kimse kibrit almadı. Eve de dönemiyorum.

Ninesi ona öyle şefkatle baktı ki sokaktaki kar bile bir anlığına yumuşamış gibi oldu.

— Korkma. Sevgi, en soğuk gecede bile yolunu bulur.

Kibritin alevi küçülmeye başladı. Küçük kız korkuyla elini uzattı.

— Gitme nine. Lütfen gitme. Diğerleri gibi kaybolma.

Hemen kutudaki bütün kibritleri çıkardı. Birini, sonra diğerini, sonra hepsini yaktı.

Sokak bir anda ışıkla doldu. Soğuk duvar kayboldu. Karanlık geri çekildi. Kar taneleri, gökten düşen beyaz çiçeklere benzedi.

Ninesi artık daha parlaktı. Küçük kızın elini tuttu. Eli sıcacıktı.

— Artık üşümeyeceksin.

Kız başını ninesinin omzuna yasladı.

— Orada soba var mı?

— Var.

— Sıcak çorba?

— Var.

— Yılbaşı ağacı?

Ninesi gülümsedi.

— En parlak yıldızlarla süslenmiş bir ağaç var.

Küçük kızın yüzüne huzurlu bir gülümseme yayıldı. Sanki bütün soğuk, bütün açlık ve bütün yalnızlık geride kalmıştı.

Ninesi onu kucağına aldı. İkisi, kibrit alevlerinin içinden yükselen yumuşak ışığın içinde yukarı doğru yürüdü. Sokak küçüldü, şehir sessizleşti, yıldızlar yaklaştı.

Sabah olduğunda kar durmuştu. İnsanlar yılın ilk sabahına uyandı. Pencereler açıldı. Sokaklara taze ekmek kokusu ve serin bir yeni yıl havası yayıldı.

Duvar dibinde küçük kız bulundu. Elinde yanmış kibritler vardı. Yüzünde ise kimsenin tam anlayamadığı kadar sakin, tatlı bir gülümseme duruyordu.

Yoldan geçenler fısıldaştı.

— Zavallı çocuk, ısınmak istemiş.

Ama hiçbiri onun gece boyunca neler gördüğünü bilmiyordu.

Sıcacık sobayı görmüştü. Dolu bir sofranın kokusunu duymuştu. Parlak bir yılbaşı ağacının ışıklarına bakmıştı. En önemlisi, onu çok seven ninesinin elini yeniden tutmuştu.

O günden sonra şehirde bazı insanlar değişti. Fırıncı, dükkânının önüne her akşam bir sepet sıcak ekmek koydu. Sepetin üzerine küçük bir yazı astı.

— Üşüyen ve aç olan çekinmeden alsın.

Şık paltolu kadın, sokakta yalnız gördüğü çocuklara artık daha dikkatli baktı.

Kalın paltolu adam, her yılbaşı gecesi evinin ışığını biraz daha erken yaktı ve kapısının önüne sıcak çorba bıraktı.

Çocuklar ise o dar duvarın yanından geçerken sessizleşirdi. Çünkü orada küçük bir kızın kibrit alevinde kocaman bir umut bulduğunu bilirlerdi.

Kibritçi Kız Masalı, o şehirde yalnızca hüzünlü bir gece olarak kalmadı. İnsanlara, en küçük ışığın bile karanlıkta yol gösterebileceğini hatırlatan bir hikâyeye dönüştü.

Çünkü bazen küçücük bir kibrit alevi, bir çocuğun soğuk gecesini aydınlatırken; geride kalanların kalbinde yeni bir merhamet sabahı başlatır.

Bu masal Gamze A. tarafında gerçek masal duygusal bir hikayeye yakın en güzel hikayedir. Kibritçi kız hikayesi ile duygu dolu bir anınız ollsun isterseniz mutlaka okuyun.

Masallar