Fısıltı Ormanı, şehirlerin gürültüsünden uzakta, rüzgârın yapraklara gizli şarkılar söylediği büyülü bir yermiş. Gündüzleri dallar güneşle parlar, geceleri ateş böcekleri ağaçların arasında küçük yıldızlar gibi dolaşırmış.
Bu ormanda garip ama güzel bir sır saklıymış: Ağaçlar konuşurmuş. Fakat onların sesini herkes duyamazmış. Sadece gerçekten dinleyen, doğaya saygı duyan ve kalbinde iyilik taşıyan çocuklar bu sesi duyabilirmiş.
Defne adında meraklı bir çocuk, ormanın yakınındaki küçük bir kasabada yaşarmış. Defne sabahları penceresini açar, kuşların sesini, rüzgârın yapraklarla yaptığı hışırtıyı dinlermiş. Ama son günlerde ormanda tuhaf bir sessizlik varmış.
Kuşlar az ötüyor, dere yavaş akıyor, yapraklar eskisi gibi neşeyle sallanmıyormuş. Defne bu sessizliği fark etmiş ve bir gün okuldan dönerken ormanın girişindeki kocaman çınarın yanında durmuş.
Çınarın gövdesi kalın, dalları gökyüzüne uzanan büyük kollar gibiymiş. Defne elini ağacın kabuğuna koymuş ve usulca konuşmuş.
– Merhaba büyük ağaç. Bugün neden bu kadar sessizsin?
Önce hiçbir şey olmamış. Sonra yaprakların arasından ince ama derin bir ses duyulmuş.
– Çünkü bizi artık kimse dinlemiyor, küçük Defne.
Defne bir adım geri çekilmiş. Gözleri büyümüş.
– Sen… sen konuştun mu?
Çınar ağacının dalları hafifçe kıpırdamış.
– Evet. Ben Ormanın Yaşlı Çınarı’yım. Korkma. Sen bugün gerçekten dinlediğin için sesimi duydun.
Defne’nin korkusu yavaş yavaş meraka dönüşmüş.
– Ağaçlar gerçekten konuşur mu?
– İnsanlar susmayı öğrenirse, ağaçlar çok şey anlatır, demiş Yaşlı Çınar.
Defne çantasını yere bırakmış, çimenlerin üzerine oturmuş.
– Peki neden üzgünsünüz?
Yaşlı Çınar derin bir iç çekmiş. Dalları yavaşça sallanmış.
– Ormanın kalbinde Işık Tohumu vardı. O tohum bütün ağaçlara neşe, kuşlara yuva, dereye ses verirdi. Ama üç gecedir ışığı sönüyor. Eğer tamamen sönerse Fısıltı Ormanı konuşmayı bırakacak.
Defne’nin içi sıkılmış.
– Işık Tohumu neden sönüyor?
Bu kez yan taraftaki ince gövdeli kavak ağacı konuşmuş.
– Çünkü ormanın kalbine giden yol unutuldu. Çocuklar artık ormanda koşmuyor, insanlar ağaçlara selam vermiyor, herkes aceleyle geçip gidiyor. Bir orman unutulursa önce sesi kısılır, sonra ışığı söner.
Defne ayağa kalkmış.
– Ben yardım ederim. Ormanın kalbine giderim. Işık Tohumu’nu bulurum.
Yaşlı Çınar’ın yaprakları hafifçe parlamış.
– Yol kolay değil küçük Defne. Üç kapıdan geçmen gerekecek: Sabır Kapısı, Cesaret Kapısı ve İyilik Kapısı.
Defne yutkunmuş ama geri adım atmamış.
– Korkuyorum ama yine de deneyeceğim.
Yaşlı Çınar dallarını nazikçe eğmiş.
– İşte cesaret böyle başlar. Korkunun gitmesini beklemezsin; onunla birlikte ilk adımı atarsın.
Defne ormanın içine doğru yürümüş. Yol boyunca ağaçlar ona hafif hafif fısıldıyormuş. Kimi sağa dönmesini söylüyor, kimi ayağının altındaki küçük çiçeğe dikkat etmesi için onu uyarıyormuş.
Bir süre sonra Defne’nin önüne sarmaşıklarla kapanmış dar bir geçit çıkmış. Geçidin üstünde yapraklardan yapılmış bir yazı varmış: Sabır Kapısı.
Defne sarmaşıkları çekmeye çalışmış ama sarmaşıklar daha da sıkı dolanmış.
– Açılın lütfen. Acelem var!
Yakındaki yaşlı meşe tok bir sesle konuşmuş.
– Sabır Kapısı acele edenlere açılmaz.
– Ama Işık Tohumu sönüyor. Hemen geçmem gerek!
– Hızlı olmak her zaman yetişmek değildir, demiş Meşe. – Bazen önce seni neyin durdurduğunu anlaman gerekir.
Defne derin bir nefes almış. Sarmaşıkları çekmeyi bırakmış. Eğilip dikkatle bakmış. Sarmaşıkların arasında küçük bir uğur böceği sıkışmış. Defne onu incitmeden parmağının ucuna almış ve bir yaprağın üzerine bırakmış.
Uğur böceği kanatlarını açıp uçmuş. O anda sarmaşıklar yavaşça çözülmüş.
– Sabır sadece beklemek değildir, demiş Meşe. – Dikkat etmeyi öğrenmektir. Geçebilirsin Defne.
Defne gülümsemiş ve yola devam etmiş. Ormanın içi giderek daha büyülü görünmeye başlamış. Mor çiçekler gölgede hafifçe parlıyor, mantarların üzerindeki su damlaları minik lambalar gibi ışıldıyormuş.
Biraz sonra rüzgâr soğumuş. Defne’nin önüne sisle kaplı bir vadi çıkmış. Vadinin girişinde iki uzun çam ağacı dallarını birbirine uzatmış, kapı gibi durmuş. Üstlerinde Cesaret Kapısı yazıyormuş.
Sislerin içinden garip hışırtılar geliyormuş. Defne’nin kalbi hızlı hızlı atmış.
– Orada biri mi var?
Cevap gelmemiş. Sadece sisin içinde kocaman gölgeler kıpırdamış. Defne geri dönmeyi düşünmüş. Tam o sırada Yaşlı Çınar’ın sesi rüzgârla kulağına gelmiş.
– Korkunun sesi büyük çıkar ama her zaman gerçek kadar büyük değildir.
Defne gözlerini kapatmış, derin bir nefes almış.
– Ben ormana yardım etmek için buradayım. Korksam da yürüyebilirim.
Bir adım atmış. Sonra bir adım daha. Sislerin içindeki gölgeler yaklaşmış. Defne korkuyla durmuş ama gölgeler ortaya çıkınca onların korkunç yaratıklar değil, dalları birbirine karışmış küçük fidanlar olduğunu görmüş.
Küçük bir fidan ince sesiyle konuşmuş.
– Bizi kimse görmüyor sanıyorduk. Büyüyemeyecek kadar sıkıştık.
Defne hemen yanlarına eğilmiş. Kurumuş dalları dikkatle ayırmış, fidanların üstüne düşen ağır yaprakları temizlemiş.
– Artık güneşi görebilirsiniz.
Fidanların yaprakları minik minik parlamış. Sis yavaşça dağılmış. Çam ağaçları dallarını açmış.
– Cesaret Kapısı’nı geçtin Defne, demişler. – Çünkü cesaret, korkutucu görünen şeyin içine dikkatle bakabilmektir.
Defne artık kendini daha güçlü hissediyormuş. Ormanın kalbine çok yaklaşmış. Uzakta altın gibi titreyen küçük bir ışık görmüş. Ama ışık çok zayıfmış, sanki az sonra sönecekmiş.
Defne koşmak istemiş ama önüne bu kez kurumuş bir dere çıkmış. Derenin üstünde eğilmiş yaşlı bir söğüt ağacı varmış. Dalları yere kadar inmiş, yaprakları solgunmuş. Üzerinde İyilik Kapısı yazıyormuş.
Defne sormuş.
– Buradan nasıl geçeceğim?
Söğüt ağacı yorgun bir sesle konuşmuş.
– Geçebilirsin. Ama önce beni duyman gerekir.
– Seni duyuyorum.
– Hayır, demiş Söğüt. – Sadece sesimi değil, derdimi duyman gerekir.
Defne dikkatle bakmış. Söğüt ağacının köklerinin yanındaki dere yatağı kurumuş. Küçük taşların arasında sıkışmış bir tahta parçası suyun yolunu kapatmış. Aslında yukarıdan incecik bir su akıyormuş ama yol kapalı olduğu için dereye ulaşamıyormuş.
Defne hemen taşları kenara çekmiş. Tahta parçasını kaldırmış. Birkaç saniye sonra su önce damla damla, sonra şırıl şırıl akmaya başlamış.
Söğüt ağacının yaprakları yeniden canlanmış.
– İyilik bazen büyük sözler değil, küçük bir engeli kaldırmaktır, demiş Söğüt. – Geçebilirsin Defne.
Defne son kapıdan geçince ormanın kalbine varmış. Burası yuvarlak bir açıklıkmış. Ortasında cam gibi parlak bir tohum duruyormuş. Ama ışığı çok zayıfmış. Çevresindeki ağaçlar başlarını eğmiş bekliyormuş.
Defne usulca yaklaşmış.
– Işık Tohumu, seni nasıl yeniden parlatabilirim?
Tohumun içinden minicik bir ses gelmiş.
– Bana büyük bir güç gerekmez. Sadece hatırlanmak isterim. Ormanı seven bir kalbin sözü bana yeter.
Defne dizlerinin üstüne çökmüş. Ellerini tohumun yanına koymuş.
– Seni unutmayacağım. Ağaçlara selam vereceğim. Çiçekleri ezmeyeceğim. Kuşların yuvasını koruyacağım. Arkadaşlarıma da ormanın sesini dinlemeyi öğreteceğim. Söz veriyorum.
O anda tohumun içinden sıcak bir ışık yükselmiş. Önce Defne’nin ellerini aydınlatmış, sonra bütün açıklığı sarmış. Ağaçların gövdeleri altın çizgilerle parlamış. Yapraklar hep birlikte hışırdamış.
– Teşekkür ederiz Defne!
Ses o kadar güzelmiş ki Defne gülmeden duramamış. Kuşlar dallara geri dönmüş. Dere daha neşeli akmış. Rüzgâr yaprakların arasından geçerken sanki bir şarkı söylüyormuş.
Yaşlı Çınar’ın sesi ormanın her yerinden duyulmuş.
– Bugün ormanı sen kurtarmadın Defne. Ormanla konuşmayı hatırladın. Asıl mucize buydu.
Defne eve dönerken cebinde küçük bir yaprak bulmuş. Yaprak yeşilmiş ama ortasında altın renkli bir damar parlıyormuş. Bu, Yaşlı Çınar’ın hediyesiymiş.
Ertesi gün Defne okula gitmiş. Teneffüste arkadaşlarına Fısıltı Ormanı’nı anlatmış. Bazıları önce gülmüş.
– Ağaçlar konuşmaz ki!
Defne sakince gülümsemiş.
– Belki de konuşuyorlardır. Biz çok gürültü yaptığımız için duymuyoruzdur.
O gün okul çıkışı birkaç çocuk Defne’yle birlikte ormanın girişine gitmiş. Hepsi Yaşlı Çınar’ın karşısında sessizce durmuş. Önce kuşlar ötüşmüş, sonra rüzgâr esmiş, sonra yapraklar hafifçe kıpırdamış.
Çocuklardan en küçüğü gözlerini büyütüp fısıldamış.
– Ben bir ses duydum. “Hoş geldiniz” dedi sanki.
Defne gülmüş.
– Duydun. Çünkü gerçekten dinledin.
O günden sonra kasabadaki çocuklar ormana koşarak değil, selam vererek girermiş. Yere çöp atmaz, fidanlara zarar vermez, kırık dalları toplar, kuşlara su bırakırlarmış. Orman da onlara her mevsim yeni bir sır anlatırmış.
İlkbaharda çiçeklerin nasıl uyandığını, yazın gölgelerin nasıl serinlediğini, sonbaharda yaprakların neden dans ederek düştüğünü, kışın ise karın toprağı nasıl battaniye gibi örttüğünü öğretirmiş.
Defne büyüdükçe o altın damarlı yaprağı hep saklamış. Ne zaman üzülse avucuna alır, gözlerini kapatır ve Fısıltı Ormanı’nın sesini duyar gibi olurmuş.
– Sabırlı ol. Cesur ol. İyi kal. Biz buradayız.
Konuşan Ağaçlar Ormanı Masalı burada bitmiş. Ama Fısıltı Ormanı hâlâ bir yerlerde yaşıyormuş. Belki bir parkta, belki okul bahçesindeki yaşlı bir çınarda, belki evinizin önündeki küçük fidanda.
Eğer bir gün bir ağacın yanından geçerken durup gerçekten dinlerseniz, belki siz de onun yaprakları arasında saklı o yumuşak sesi duyarsınız.
– Hoş geldin küçük dostum. Bugün kalbin ne anlatıyor?
Gökten üç elma düşmüş: Biri ağaçların sesini duyan çocuklara, biri doğayı koruyan iyi kalplere, biri de Fısıltı Ormanı’nı hiç unutmayanlara.
Yazar Gamze tarafından hazırlanan bu masal, Google Play Console’da Masal uygulamamızda yer alıyor.
