Bir varmış, bir yokmuş. Neşeli apartmanların, rengârenk sokakların ve çocuk kahkahalarının hiç eksik olmadığı bir mahallede Kral Şakir yaşarmış.
Şakir macerayı çok severmiş. Ama onun sevdiği macera sadece koşmak, zıplamak, bağırmak değilmiş. Şakir için gerçek macera, bir sorunu çözmek, bir arkadaşını güldürmek ve kimsenin dışarıda kalmadığından emin olmakmış.
Bir sabah Şakir, odasının penceresinden dışarı bakmış. Normalde parkta çocuklar oynar, kuşlar öter, Neco da mutlaka bir yerlerden atıştırmalık kokusu alırmış. Fakat o gün mahalle garip şekilde sessizmiş.
Şakir kaşlarını çatmış.
“Bu sessizlik normal değil. Mahalle sanki kumandasının sesi kısılmış televizyon gibi olmuş.”
Tam o sırada Cano içeri girmiş. Elinde küçük bir defter, yüzünde dikkatli bir ifade varmış.
“Şakir, ben de fark ettim. Parkta on dakikadır sadece iki kişi gülümsedi. Biri rüzgâr yüzünden, diğeri de Neco’nun simit görmesi yüzünden.”
Kapının önünden Neco’nun sesi gelmiş.
“Ben simide gülümsemiyorum. Simitle aramızda derin bir saygı ilişkisi var.”
Şakir gülmüş ama hemen toparlanmış.
“Tamam ekip. Mahallenin neşesi kaybolduysa onu bulmak bize düşer.”
O sırada Remzi salondan seslenmiş.
“Çocuklar, dikkatli olun. Neşe ararken kendinizi kaybetmeyin. Bir de dönüşte bakkaldan ekmek alın.”
Kadriye mutfaktan eklemiş.
“Ve sakın kimsenin kalbini kıracak bir şey yapmayın. Macera var diye nezaket tatil olmaz.”
Şakir başını sallamış.
“Merak etmeyin. Hem neşeyi bulacağız hem ekmeği unutmayacağız.”
Neco hemen araya girmiş.
“Ekmek kısmını bana bırakın. Ben bu görevin karbonhidrat sorumlusuyum.”
Üç arkadaş parka gitmiş. Parkın ortasındaki eski dut ağacının altında küçük bir parıltı görmüşler. Cano hemen eğilip toprağı dikkatle eşelemiş. Toprağın içinden eski ama tertemiz katlanmış bir kâğıt çıkmış.
Şakir heyecanla gözlerini büyütmüş.
“Bu bir harita!”
Neco haritaya yaklaşmış.
“Üzerinde yemek noktası var mı? Yoksa macera biraz eksik hazırlanmış olabilir.”
Cano haritayı açmış. Haritada üç işaret varmış: Gülmeyen Çeşme, Ters Dönmüş Köprü ve Unutulan Tepe.
Cano ciddi bir sesle konuşmuş.
“Bu sıradan bir harita değil. Mahallenin neşesini saklayan eski bir dostluk haritası.”
Şakir hemen karar vermiş.
“O zaman ilk durak Gülmeyen Çeşme. Harita bizi çağırıyorsa cevapsız bırakmayız.”
Yola çıkmadan önce Peyami Dede bastonuyla yanlarına gelmiş. Yavaş yürüyormuş ama gözleri her şeyi görüyormuş.
“Evlatlar, harita bulmak kolaydır. Haritanın ne anlatmak istediğini anlamak zordur.”
Şakir saygıyla sormuş.
“Peyami Dede, bu harita neyi anlatıyor olabilir?”
Peyami Dede gülümsemiş.
“Bazen kaybolan şey kahkaha değildir. Bazen çocuklar birbirini duymayı unutmuştur.”
Cano hemen defterine not almış.
“Yani sorun sadece kayıp nesne değil, kayıp davranış olabilir.”
Neco başını sallamış.
“Ben de bazen kayıp tost sorunu yaşıyorum ama genelde onu kendim yemiş oluyorum.”
Şakir, Cano ve Neco ilk durağa doğru yürümüş. Gülmeyen Çeşme, mahallenin eski sokağındaymış. Eskiden çocuklar oradan su içer, birbirine şaka yapar, çeşmenin başında kahkahalar yükselirmiş. Ama şimdi çeşmeden su akmıyormuş.
Çeşmenin yanında iki çocuk oturuyormuş. Biri elindeki renkli topu sımsıkı tutuyor, diğeri de üzgün şekilde yere bakıyormuş.
Şakir yanlarına yaklaşmış.
“Burada top var ama oyun yok. Bu işte bir terslik var.”
Çocuklardan biri utanarak konuşmuş.
“Topumu paylaşmak istemedim. Çünkü en sevdiğim top. Sonra arkadaşım da benimle oynamadı.”
Cano sakin bir sesle cevap vermiş.
“Paylaşmak, sevdiğin şeyi kaybetmek değildir. Kuralla paylaşmak, oyunu büyütmektir.”
Neco hemen eklemiş.
“Ben patatesimi paylaşınca patates azalıyor ama arkadaşlık artıyor. Bu biraz zor bir matematik ama lezzetli.”
Çocuklar gülmüş. Topu sırayla kullanmaya karar vermişler. O anda Gülmeyen Çeşme’den incecik su akmaya başlamış.
Şakir heyecanla haritaya bakmış. İlk işaret yeşile dönmüş.
“Birinci sır çözüldü. Mahallenin neşesi paylaşmayla geri gelmeye başladı.”
Sonra Ters Dönmüş Köprü’ye gitmişler. Köprünün üstünde garip bir sis varmış. Köprü sağlam duruyor ama kim geçmeye çalışsa geri dönmek zorunda kalıyormuş.
Köprünün iki ucunda iki çocuk duruyormuş. İkisi de birbirine bakmıyor, ikisi de konuşmuyormuş.
Cano hemen anlamış.
“Burada söylenmemiş bir özür var.”
Şakir iki çocuğun ortasına gelmiş.
“Bazen köprü tahtadan yapılır, bazen de doğru bir cümleden. Hanginiz ilk taşı koymak ister?”
Çocuklardan biri yavaşça konuşmuş.
“Ben oyunda hile yaptım. Sonra da yapmadım dedim. Özür dilerim.”
Diğeri başını kaldırmış.
“Ben de çok kızdım ve seni oyundan kovdum. Ben de özür dilerim.”
Sözler biter bitmez köprünün üstündeki sis dağılmış. Köprü düzelmiş, altındaki dere şırıl şırıl akmaya başlamış.
Neco köprünün üstünden geçerken derin bir nefes almış.
“Ben de kendimden özür diliyorum. Sabah ikinci poğaçayı yemeyerek kendimi üzmüşüm.”
Şakir kahkaha atmış.
“Neco, senin vicdanın fırın gibi çalışıyor.”
Haritadaki ikinci işaret maviye dönmüş. Geriye sadece Unutulan Tepe kalmış.
Tepeye yaklaştıklarında Mirket’in laboratuvarından garip bir ses duyulmuş. Mirket kapının önünde durmuş, elinde küçük bir cihaz tutuyormuş.
“Şakir, Cano, Neco! Dikkatli olun. Haritadaki son nokta, mahalledeki duygu seviyesini ölçüyor. Eğer orada biri kendini unutulmuş hissediyorsa harita kapanabilir.”
Şakir ciddileşmiş.
“Yani son sır bir eşya değil, bir arkadaş olabilir.”
Mirket başını sallamış.
“Aynen öyle. Bazen en büyük buluş, birinin yanında durmaktır.”
Üç arkadaş tepeye çıkmış. Tepede eski bir bank varmış. Bankın yanında Cüno tek başına oturuyormuş. Yüzü her zamanki gibi biraz huysuz görünüyormuş ama gözleri kırgınmış.
Şakir yavaşça yaklaşmış.
“Cüno, burada ne yapıyorsun?”
Cüno omuzlarını silkip başka tarafa bakmış.
“Hiç. Zaten kimse beni çağırmıyor. Ben de tepeyi çağırdım, geldim.”
Neco fısıldamış.
“Tepe çağırmaz ki.”
Cano ona bakmış.
“Neco, şu an cümlenin içindeki duyguyu anlamamız gerekiyor.”
Şakir Cüno’nun yanına oturmuş.
“Parkta herkes oyun oynarken sen neden gelmedin?”
Cüno içini çekmiş.
“Çünkü kimse sormadı. Ben huysuz görünüyorum diye herkes oyun istemediğimi sanıyor. Ama bazen ben de çağrılmak istiyorum.”
Şakir’in yüzü yumuşamış.
“Cüno, bunu fark edemedik. Özür dilerim.”
Cano da yanına gelmiş.
“Sessiz kalmanı istememek sandık. Ama aslında davet bekliyormuşsun.”
Neco elindeki son kurabiyeyi çıkarmış ve Cüno’ya uzatmış.
“Ben bunu normalde paylaşmam. Bu kurabiye benim için çok ciddi bir konu. Ama sen bugün yalnız kalmışsın. Al, yarısı senin.”
Cüno şaşkınlıkla kurabiyeye bakmış.
“Gerçekten mi?”
Neco derin bir nefes almış.
“Evet. Ama çabuk al, çünkü içimdeki kurabiye sevgisi kararımı sorgulamaya başladı.”
Cüno ilk kez içten bir kahkaha atmış. O kahkahayla birlikte harita havaya yükselmiş. Üzerindeki çizgiler parlamış, tepenin ortasında gizli bir kapak açılmış.
Şakir heyecanla bağırmış.
“Harita son sırrını gösterdi!”
Kapağın içinden altın, mücevher ya da oyuncak çıkmamış. İçinden küçük, rengârenk taşlarla süslü bir kutu çıkmış. Kutunun üzerinde şu yazıyormuş:
“Mahallenin neşesi, kimse dışarıda kalmadığında açılır.”
Cano yazıyı okuyunca gülümsemiş.
“Demek harita bize hazineyi değil, doğru davranışı buldurdu.”
Şakir kutuyu açmış. Kutudan minik ışıklar çıkmış. Işıklar parka, sokağa, evlerin pencerelerine, okul yoluna ve bakkalın tabelasına doğru uçmuş.
Bir anda mahallede kahkahalar geri gelmiş. Parktaki salıncaklar neşeyle sallanmış. Çocuklar yeniden oyun kurmuş. Kuşlar daha canlı ötmüş. Hatta Cüno bile yüzünü saklamadan gülümsemiş.
Tam o sırada Tanju çöplüğün yanından çıkmış. Elinde yarım gofret varmış.
“Ben de neşe kokusu aldım. Gofret kadar güzel değil ama fena değil.”
Neco hemen dönmüş.
“Gofret dedin mi? Nerede?”
Tanju gofreti arkasına saklamış.
“Bu bilimsel araştırma için ayrıldı.”
Herkes gülmüş.
Mahalleye döndüklerinde Kürşat, Ercan, Cemşit ve Vedat köşede durmuş, olanları izliyormuş. Kürşat burnunu havaya kaldırmış.
“Altın çıkmayan haritaya harita mı denir?”
Şakir gülümseyerek cevap vermiş.
“Bazen en değerli hazine altın değildir. Bazen bir arkadaşın gülümsemesidir.”
Ercan başını kaşımış.
“Patron, bu mantıklı gibi.”
Kürşat bozulmuş gibi yapmış.
“Mantıklıysa bile ben söylemişim gibi davranın.”
Cemşit ve Vedat sessizce gülmüş.
Akşamüstü parkta herkes toplanmış. Remzi, Kadriye, Peyami Dede, Mirket, Filsu, Tanju, Cüno, Şakir, Cano ve Neco aynı yerdeymiş. Haritanın gösterdiği kutu parkın ortasına konmuş.
Şakir yüksekçe bir taşın üstüne çıkmış.
“Bugünden sonra bu kutuya sadece komik notlar değil, davet notları da atacağız.”
Filsu sormuş.
“Davet notu nasıl olacak?”
Cano cevap vermiş.
“Mesela ‘Bugün seni de oyuna bekliyoruz’ ya da ‘İstersen önce izleyip sonra katılabilirsin’ gibi.”
Cüno yavaşça konuşmuş.
“Bu güzel olur. Çünkü bazen insan gelmek ister ama çağrılmayınca çekinir.”
Neco elini kaldırmış.
“Ben de yemek davetleri için özel bir bölüm açılmasını öneriyorum.”
Kadriye gülerek başını sallamış.
“Neco, senin önerilerin hep mutfağa çıkıyor.”
Neco gururla cevap vermiş.
“Çünkü mutfak, kalbin mola yeridir.”
O günden sonra parkta yeni bir kural başlamış. Oyuna başlamadan önce herkes etrafına bakarmış. Kenarda duran biri varsa hemen çağırırlarmış.
“Gel, sen de bizimle oyna.”
“İstersen takımımıza katıl.”
“Önce izlemek istersen burada sana yer var.”
Cüno artık sadece huysuz biri gibi görünmüyormuş. Onun da komik fikirleri varmış. Hatta bazen en beklenmedik şakaları Cüno yapar, Neco da gülmekten yere otururmuş.
Bir gün Neco Cüno’ya bakıp şöyle demiş:
“Sen huysuz değilsin, sadece geç açılan turşu kavanozu gibisin.”
Cüno önce kaşlarını çatmış, sonra kahkaha atmış.
“Bu iltifat mı, bilmiyorum ama komik.”
Şakir, Cano’ya dönmüş.
“Harita olmasa bunu fark edemeyecektik.”
Cano gülümsemiş.
“Harita sadece yolu gösterdi. Asıl işi kalbimiz yaptı.”
Gece olunca Şakir yatağına uzanmış. Pencereden park görünüyormuş. Dut ağacının yaprakları usulca sallanıyor, harita kutusu ay ışığında hafifçe parlıyormuş.
Şakir kendi kendine fısıldamış.
“Bugün gerçek hazineyi bulduk. Kimseyi dışarıda bırakmayan bir mahalle, altından daha değerliymiş.”
Sonra gözlerini kapatmış ve huzurla uyumuş.
Kral Şakir, Cano, Neco ve Cüno’nun gizli harita masalı da böylece mahallede dilden dile anlatılmış. Bu masalı dinleyen çocuklar öğrenmiş ki paylaşmak neşeyi çoğaltır, özür dilemek yolları açar, bir arkadaşını oyuna çağırmak ise bazen en büyük kahramanlıktır.
