Minik panda masalı arıyorsan, bu hikaye tam uyku öncesi: sakin, sıcacık ve çocukların hemen seveceği bir dostlukla bitiyor.
Bambu ormanı sabahları yumuşacık ses çıkarır. Yapraklar birbirine değince sanki “şşş” der gibi olur. O sabah Pofuduk uyandı, gerindi ve karnı guruldadı.
“Bugün en taze bambu filizlerini ben bulacağım!” diye mırıldandı.
Annesi onu kapıda durdurdu: “Uzağa gitme. Patikadan ayrılma.”
Pofuduk başını salladı. Ama bambular o kadar güzel görünüyordu ki… “Biraz ileri giderim, hemen dönerim” dedi ve patikadan saptı.
Önce her şey eğlenceliydi. Pofuduk hızlı hızlı yürüdü, yaprakların arasından geçti, küçük taşların üstünden zıpladı. Sonra bir anda rüzgâr durdu. Kuş sesleri azaldı. Orman sessizleşti.
Pofuduk durdu. Etrafına baktı.
Her yer bambuydu… ama hiçbiri tanıdık değildi. Pofuduk’un kalbi “pıt” diye attı.
“Ben kaybolmadım” dedi kendine. “Sadece keşif yapıyorum.”
Tam o sırada yerde minicik bir taş parladı. Pofuduk eğilince taş ince bir ses çıkardı:
tik… tik…
Pofuduk irkildi. Derken karşısına kahverengi tüylü, minik bir hayvan çıktı. Gözleri pırıl pırıldı.
“Ben Mimo” dedi. “Ormanın dinleyicisiyim. Senin de yardıma ihtiyacın var, değil mi?”
Pofuduk biraz utandı ama belli etmedi: “Ben… iyiyim. Sadece biraz şaşırdım.”
Mimo gülümsedi. “Önce nefes al. Orman aceleyi sevmez.”
Mimo onu bambuların arasında küçük bir açıklığa götürdü. Yapraklar hafifçe hışırdadı. Pofuduk derin bir nefes aldı.
O an rüzgar, sanki tek kelime fısıldadı:
“İz…”
Pofuduk şaşırdı. “Ne izi?”
Mimo yere işaret etti. Pofuduk’un devirdiği küçük taşlar, ezdiği filizler ve çamura basmış iri pati izleri… Hepsi arkada kalmıştı.
Mimo sakin konuştu: “Orman iz bırakmana kızmaz. Ama kırıp geçmene üzülür. İstersen izini güzelleştirebiliriz.”
Pofuduk’un boğazı düğümlendi. “Ben… istemeden yaptım” dedi.
İkisi birlikte geri yürüdü. Pofuduk ezilmiş bir filizi nazikçe kaldırdı. Yanına küçük bir taş koydu ki rüzgarda tekrar devrilmesin. Sonra bir filiz daha… bir tane daha…
Her düzelttiğinde, orman sanki biraz daha rahat nefes alıyordu.
Derken rüzgâr yeniden fısıldadı:
“İzini düzelt… yolun açılır…”
Önlerinde pamuk gibi ince bir sis belirdi. Sisin ortasında halka şeklinde bir açıklık oluştu; görünmez bir kapı gibiydi.
Mimo fısıldadı: “Bu Sis Kapısı. Orman, anlayana açar.”
Kapının içinden Pofuduk’un bildiği o sıcak koku geldi: ev kokusu… annesinin bambu çorbası.
Pofuduk bir adım attı, sonra durdu. “Mimo, sen de gelsene.”
Mimo başını salladı. “Ben burada kalırım. Ama sana bunu vereceğim.”
Mimo parlayan taşı Pofuduk’un avucuna koydu. “Bu İz Taşı. Acele edip etrafı incitmek üzere olursan tik tik diye hatırlatır.”
Pofuduk taşı sıktı. “Teşekkür ederim.”
Sonra Sis Kapısından geçti.
Bir anda kendi patikasındaydı. Bu kez koştu ama ayaklarını yumuşak bastı. Eve varınca annesi onu görünce sarıldı.
“Neredeydin?”
Pofuduk başını annesinin omzuna yasladı. “Keşif yaptım… ama izimi düzelterek döndüm.”
Annesi gülümsedi. “Aferin. Orman seni sevmiş.”
O akşam bambu çorbası her zamankinden güzel koktu. Pofuduk içinden “Bir daha acele etmeyeceğim,” dedi. Avucundaki taş da sanki onayladı:
tik…
Gökten üç bambu yaprağı düşmüş: Biri acele edene, biri dinleyene, biri de izini güzelleştirene…
Acele etmek bazen kırar. Dikkat etmek ise iyileştirir. Hata yaparsan, fark edip düzeltmek en büyük cesarettir.
