Bir varmış bir yokmuş… Yaprakların üstünde çiğ tanelerinin parladığı yemyeşil bir ormanda, minik bir kirpi yaşarmış. Adı Pırpırmış. Pırpır’ın dikenleri sık ve parlakmış ama onu özel yapan şey dikenleri değil, yüzündeki sıcak gülümsemeymiş.
Pırpır her sabah dereye gider, yüzünü yıkar, patikadaki minik çöpleri toplar ve kendi kendine şöyle dermiş: “Bugün kime iyilik yapabilirim?”
Bir gün patikanın kıyısında ince ince ağlayan bir ses duymuş. Çalılıkların yanında, kabuğu çamura bulanmış minicik bir kaplumbağa varmış.
“Ben Mırmır… Annemi kaybettim. Her yer aynı gibi, çok korkuyorum” demiş kaplumbağa.
Pırpır hiç tereddüt etmemiş: “Korkma. Ben buradayım. Birlikte bulacağız” demiş.
Yola koyulmuşlar ama ileride dikenli bir çalılık yolu kapatmış. Mırmır geri çekilmiş: “Geçemem, canım acır.”
Pırpır öne geçmiş, dikenlerini kabartmış ama kızmak için değil; korumak için. “Ben önden giderim. Dikenlerim bunun için var” demiş. Yavaşça yolu açmış, Mırmır da güvenle geçmiş.
Mırmır şaşkınlıkla bakmış: “Sen çok cesursun!”
Pırpır gülümsemiş: “Cesaret bazen bağırmak değil… yanında durmaktır.”
Biraz ileride iki kırmızı elma bulmuşlar. Mırmır çekinmiş ama Pırpır elmayı ikiye ayırmış: “Ormanda kural basit: Bulduğun güzelliği paylaş” demiş.
Mırmır ilk lokmayı alınca yüzü aydınlanmış. “İçim ısındı” demiş.
Pırpır başını sallamış: “Mutluluk da öyle… paylaştıkça çoğalır.”
Derken çamurlu bir çukura gelmişler. Mırmır durmuş: “Batarsam çıkamam.”
Pırpır çevreden kuru dallar ve yapraklar toplamış. Birlikte küçük bir yol yapmışlar. Mırmır dikkatle yürümüş… köprü sallansa da dayanmış. Karşıya geçince sevinçle seslenmiş: “Başardık!”
Pırpır sakin bir sesle söylemiş: “Başarmak bazen çok bilmek değil… doğru şeyi denemek.”
Az sonra çalıların arasından bir ses gelmiş: “Mırmır! Mırmır nerdesin?”
Mırmırın gözleri parlamış: “Annem!” diye sevinçle koşmuş. Kaplumbağa annesi yavrusuna sarılır gibi yanına çekmiş, sonra Pırpır’a dönmüş: “Sana nasıl teşekkür ederim?”
Pırpır burnunu utangaçça kaşımış: “Gerek yok… ben mutlu olmayı seviyorum” demiş.
Mırmır fısıldamış: “Dikenlerin var ama kalbin pamuk gibi.”
Pırpır göz kırpmış: “İyi ki kayboldun… Yoksa tanışamazdık.”
Akşam olunca Pırpır yuvasına dönmüş. Yıldızlara bakıp içinden geçirmiş: “Bugün birine iyi geldim… demek ki bugün güzeldi.”
Gökten üç elma düşmüş: Biri paylaşmayı bilenlere, biri yüreğini yumuşak tutanlara, biri de dikenlerinin altında gülümseme saklayanlara…
Mutluluk beklenen bir şey değil; yapılan bir şeydir. Küçük bir yardım, sıcak bir söz ve paylaşılmış bir lokma… Bir ormanı bile güzelleştirebilir.
