Niloya ve Mete Masalı

Niloya ve Mete Masalı Oku
Niloya ve Mete Masalı

Bir varmış bir yokmuş… Uzak değil, aslında hemen yanı başımızda, gökyüzünün masmavi, tarlaların yemyeşil olduğu bir köy varmış. Bu köyde, meraklı mı meraklı Niloya ve her zaman oyun peşinde koşan en yakın arkadaşı Mete yaşarmış.

Niloya sabahları horoz sesiyle uyanır, pencereden dışarı bakıp çiçeklere selam verirmiş. Mete ise çoğu zaman çoktan dışarı çıkmış, elindeki uçurtmayla rüzgârı kovalamaya başlamış olurmuş.

— Niloya: “Meteee! Beni beklemeden oyun oynama!”
— Mete: “Rüzgâr dinlemiyor ki Niloya, beni sürüklüyor!”

Bir gün gökyüzü pamuk bulutlarla doluyken, hafif bir rüzgâr tarlaların üzerinden esmiş. Niloya ve Mete, derenin kenarında taş sektirirken rüzgârın getirdiği eski bir kâğıt parçası ayaklarının dibine düşmüş.

Niloya kâğıdı dikkatle açmış. Üzerinde renkli çizgiler, minik ağaç resimleri ve bir de işaret varmış.

— Niloya: “Bu… sanki bir harita gibi.”
— Mete: “Belki de gizli hazine haritasıdır! Hemen peşine düşelim!”

Haritanın altına küçük, eğri büğrü harflerle şunlar yazılıymış:

“Rüzgârın savurduğunu, birlikte topla. Kırılanı onarırsan gerçek hazineyi bulursun.”

Haritada ilk işaret, köyün dışındaki eski yel değirmeninin yanına çizilmiş. Niloya ve Mete, koşarak oraya gitmişler. Değirmenin kanatlarından biri kırıkmış; rüzgâr esse de kanatlar tam dönemiyormuş.

— Mete: “Baksana, kanat eksik. O yüzden dönmüyor.”
— Niloya: “Belki de ‘kırılanı onar’ demesi bundandı.”

İkisi de yere oturup düşünmüş. Sonra Mete’nin aklına bir fikir gelmiş.

— Mete: “Hatırlıyor musun, ahırın yanında eski tahta parçaları vardı. Onlarla yeni bir kanat yapabiliriz.”
— Niloya: “Harika! Hem de birlikte yaparız.”

Koşup tahtaları, çivileri ve Niloya’nın babasının bıraktığı küçük alet çantasını getirmişler. Yavaş yavaş, ölçerek, dikkatle çalışmışlar. Güneş batmaya yaklaşırken yeni kanadı yerleştirmeyi başarmışlar.

Rüzgâr esince değirmen yavaş yavaş dönmeye başlamış.

— Niloya: “Bak, rüzgar yeniden yüzüne gülüyor!”
— Mete: “Sanırım haritanın ilk görevini tamamladık.”

Haritadaki ikinci işaret, köyün arkasındaki çiçekli çayıra götürüyormuş. Eskiden rengârenk çiçeklerle dolu olan bu yerde şimdi rüzgârın savurduğu kağıtlar, plastikler, kurumuş poşetler varmış.

Niloya’nın içi burkulmuş.

— Niloya: “Burası böyle dağınık olunca çiçekler görünmüyor bile…”
— Mete: “Haritada ‘rüzgârın savurduğunu topla’ diyordu. Demek ki burayı temizlememiz gerekiyor.”

İkisi hemen işe koyulmuş. Eline eldiven takan Niloya, çöpleri tek tek toplamış; Mete de geniş bir çuvala doldurmuş.

Yorulduklarında kısa bir mola verip nefeslenmişler.

— Mete: “Bu da bir hazine avı sayılır mı?”
— Niloya: “Bence sayılır. Çünkü burayı düzelttikçe içim daha hafif hissediyor.”

Çayır tertemiz olunca, daha önce gizlenen mor ve sarı çiçekler yeniden görünmüş. Kelebekler etraflarında dans etmeye başlamış.

Haritadaki son işaret, köyün en sessiz yerini gösteriyormuş: Ormanın kalbindeki boşluk. Ağaçlar burada daha sık, gölgeler daha serinmiş. Niloya ve Mete birlikte yürürken, ağaç gövdelerine asılmış renkli kartlar görmüşler.

Her kartta şunlar yazıyormuş:

  • “Onardığın her şey, bir kalbi iyileştirir.”
  • “Topladığın her çöp, bir çiçeğin gülümsemesine izin verir.”
  • “Gerçek hazine, birlikte yaptıkların ve paylaştığın emektir.”

Ormanın ortasında eski, yuvarlak bir taşın üzerinde küçük bir sandık bulmuşlar.

— Mete: “İşte bu kesin hazinedir!”
— Niloya: “Ama içinden altın yerine ne çıkacağını merak ediyorum.”

Sandığı açtıklarında içinde üç şey varmış: Bir tahta parçası (değirmenin yeni kanadına benzeyen), bir çiçek tohumu kesesi ve küçük bir not:

“Bu sandığı bulan çocuklar; Rüzgârı dinlediniz, kırılanı onardınız, doğayı temizlediniz. Artık Dino Köyünün gerçek kahramanlarısınız.”

Niloya ve Mete, tohumu köyün ortasındaki boş bir yere ekmişler. Zamanla bu tohumdan kocaman bir gölge veren ağaç büyümüş. Çocuklar okuldan dönerken bu ağacın altında buluşur, oyunlar oynarmış.

Değirmen dönmeye devam etmiş, çayır hep temiz kalmış. Köylüler, bu değişikliğin Niloya ve Mete sayesinde olduğunu öğrenince onlara hep teşekkür etmiş.

— Niloya: “Bak Mete, gerçek hazine sandıktan çıkmadı; biz onu yolda bulduk.”
— Mete: “Evet, birlikte yaptıklarımız en değerli hazineymiş.”

O günden sonra köyde şu cümle sık sık duyulur olmuş:

“Doğaya iyi bakarsan, doğa da sana masal gibi günler hediye eder.”

Ve bu Niloya ve Mete masalı tam biterken…

Gökten üç elma düşmüş;
biri doğayı koruyan tüm çocuklara,
biri arkadaşını yarı yolda bırakmayanlara,
biri de bu masalı dinlerken içi ısınanlara.

Masallar