Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalı, kıskançlıkla iyiliğin mücadelesini, dostluğun sıcaklığını ve doğru söz dinlemenin önemini anlatır. Çocukların severek okuyacağı bu özgün anlatım; cam sandık, sihirli ayna ve yedi cücenin neşesiyle, akıcı dili ve masalsı atmosferiyle uyku öncesi okuma ve “çocuk masalları” arayanlar için idealdir.
Bir varmış bir yokmuş… Karın ince tül gibi şehri örttüğü bir kış sabahında, serin pencere önünde dikiş diken bir kraliçe, parmağını iğneye değdirince usulca dileğini fısıldamış: “Teni kar gibi beyaz, dudakları nar gibi kırmızı, saçları gece gibi siyah; kalbi de ışık saçan bir kızım olsun.” Günler günleri kovalamış ve dilek gerçek olmuş. Saraya, ismi güzelliği kadar yumuşak olan bir bebek gelmiş: Pamuk Prenses.
Ne var ki mutluluk uzun sürmemiş; kraliçe hastalanıp vefat etmiş. Yalnız kalan kral, zamanla yeniden evlenmiş. Yeni kraliçe göz alıcı güzelliğiyle ünlüymüş; ancak içi, kıskançlıkla gölgeliymiş. En çok güvendiği şey, sorularına yanıt veren sihirli aynasıymış.
Her sabah ayna aynı sözleri yinelermiş: “En güzel sizsiniz, kraliçem.” Pamuk Prenses büyüyüp zarafeti ve iyiliğiyle herkesin sevgisini kazandıkça, bir gün ayna farklı bir yanıt vermiş: “Güzelsiniz; ama Pamuk Prenses sizden de güzel.” Bu söz, kraliçenin kalbine kıskançlık ateşi gibi düşmüş.
Kraliçe, sarayın avcısını çağırıp Pamuk Prenses’i ormana götürmesini ve ondan kurtulmasını emretmiş. Avcı, prensesin masum yüzüne bakınca yüreği dayanmamış; “Koş, saklan,” diyerek onu serbest bırakmış.
Pamuk Prenses, korku ve yorgunlukla ağaçların arasından yürürken minik bir kulübeye rastlamış. İçeri girince her şeyin küçük küçük olduğunu görmüş: yedi tabak, yedi bardak, yedi sandalye… Evin dağınıklığı içini sızlatmış; ortalığı toplamış, bir tencere çorba kaynatmış ve minik yataklardan birine kıvrılıp kalmış.
Akşam olunca kulübenin sahipleri gelmiş: maden ocağında çalışan yedi cüce. Evi tertemiz, sofrayı hazır görünce şaşırıp sevinmişler. Pamuk Prenses uyanınca durumunu anlatmış. Cüceler, “Bizimle kal,” demişler, “ama sakın yabancıya kapı açma.”
Bu sırada kraliçe, aynasından gerçeği öğrenmiş ve yeni bir plan kurmuş. Yaşlı bir satıcı kılığına girip kulübeye yaklaşmış. Pencereden nezaketle seslenmiş; elindeki parlak kırmızı elmayı uzatırken, sözlerine tatlı bir masumiyet serpmiş. İyi kalpli Pamuk Prenses, elmayı kırmamak için bir ısırık almış ve o anda yere düşmüş: meğer elma zehirliymiş.
Cüceler akşam dönünce onu yerde görünce gözyaşlarına boğulmuşlar. Nefesi vardır ama uyanmıyormuş. Zarar görmesin diye, camdan şeffaf bir sandık yapıp en aydınlık açıklığa koymuşlar. Ormanın kuşları her sabah sandığın başında şarkılar söylemiş; cüceler, dostları için çiçekler taşımış.
Günlerden bir gün, ormandan geçen bir prens cam sandığı görmüş. Duyduğu hikâyenin hüzünlü güzelliği karşısında saygıyla eğilmiş. Sandığı dikkatle hareket ettirirken, Pamuk Prenses’in boğazına takılıp kalmış elma parçası yerinden oynamış; prenses derin bir nefes alıp gözlerini açmış. Orman o an sevinçle şarkıya dönmüş.
Haber saraya ulaşınca, kral gerçeği öğrenmiş; kötü kalpli kraliçeyi ülkesinden uzaklaştırmış. Pamuk Prenses ve prens, cücelerine minnetle sarılmış; dostlukları saraya taşınmış. Kırk gün kırk gece süren şenliklerle herkesin yüzü gülmüş. Pamuk Prenses iyiliği, cüceler dostluğu, prens de adaletin gücünü korumuş.
Ve masal burada, karlı pencerelerin önünde anlatılmaya devam eden bir mutlulukla bitmiş: İyilik ve sevgi, en güçlü büyüdür.
Kısa Özet
Kraliçenin kıskançlığı, sihirli aynanın “en güzel” dediği Pamuk Prenses’i ormana sürer. Yedi cüceler onu korur; kraliçenin zehirli elmasıyla uykuya düşse de cam sandıkta bekler. Ormandan geçen prensin yardımıyla uyanır; kötülük uzaklaştırılır, iyilik ve dostluk kazanır.
