Bir varmış bir yokmuş… Uzaklarda değil, yemyeşil tarlaların kenarında, çatıları kiremit kokan küçücük bir köy varmış. Bu köyde sabahları tavuklar gıdaklar, akşamları da cırcır böcekleri ninni söylermiş.
Köyün en uçtaki evinde, çalışkan bir anne ile iyi yürekli bir baba yaşarmış. İkisi de çocuk sahibi olmayı çok istermiş ama yıllar geçmiş, evleri hep aynı sessizlikte kalmış.
Bir gün anne, pencerenin önünde elindeki hamuru yoğururken içinden şöyle geçirmiş:
— Anne: “Bir çocuğum olsa… Parmak kadar bile olsa severim.”
İşte masal bu ya… O gece ay ışığı pencereden içeri süzülmüş, rüzgâr perdeleri usulca sallamış. Sabah olduğunda anne, küçük bir beşiğin içinde parmak kadar minik bir bebek görmüş!
Minik bebeğin yanakları elma gibi, sesi de kuş cıvıltısı gibiymiş. Anne ile baba sevinçten ağlamış.
— Baba: “Adı ne olsun?”
— Anne: “Madem parmak kadar… Parmak Çocuk olsun. Ama ben ona Minik Pati diye sesleneceğim.”
Minik Pati gerçekten de parmak kadar küçükmüş. Bir ceviz kabuğu onun için kayık, bir yaprak onun için şemsiye olurmuş. Ama küçücük bedeninin içinde kocaman bir kalp varmış.
Günler geçmiş. Minik Pati büyümüş ama boyu pek uzamamış. Yine de her işe yardım edermiş. Anne hamur açarken un taneciklerini sayar, baba tarlaya giderken ceplerini kontrol edermiş:
— Minik Pati: “Baba, tohum torbasını unutma! Bir de… su matarası!”
— Baba: “Sen olmasan ben bu tarlayı nasıl idare ederim?”
Bir sabah köyün pazarına gitme günü gelmiş. Baba, öküzlerin çektiği arabaya un çuvallarını yüklemiş. Minik Pati de “Ben de geleceğim!” demiş.
— Anne: “Kaybolursun yavrum.”
— Minik Pati: “Kaybolmam. Küçüğüm ama aklım büyük.”
Anne onu bir mendilin içine koymuş, mendilin ucunu da babanın cebine iliştirmiş. Minik Pati, cebin içinden dışarıyı izliyormuş. Dünya, dev gibiymiş ama merakı daha da devmiş.
Pazara vardıklarında kalabalık artmış. Bir yanda elma tezgâhı, bir yanda oyuncaklar, bir yanda mis gibi simit kokusu… Baba müşterilerle konuşurken Minik Pati cebin ağzından kafasını uzatıp etrafı seyretmiş.
Tam o sırada tezgâhların arasında dolaşan iki sinsi hırsız babayı gözüne kestirmiş. Babayı takip etmişler, un çuvalını alıp kaçmak istemişler. Baba arkasını döndüğünde çuval yok!
— Baba: “Aman Allah’ım! Un çuvalım!”
Minik Pati hemen harekete geçmiş. Cebin içinden zıplayıp babasının omzuna çıkmış, kulağına fısıldamış:
— Minik Pati: “Baba, hırsızlar şu dar sokağa girdi. Ben iz bırakırım, sen peşimden gel.”
Baba şaşkınmış ama Minik Pati’ye güvenirmiş. Minik Pati koşmuş, sokağın taşlarına minicik un serpmeye başlamış. Un tanecikleri, kar gibi ince bir yol olmuş.
Hırsızlar bir depoya girince Minik Pati de peşlerinden süzülmüş. Depoda kocaman çuvallar, ipler, sandıklar varmış. Minik Pati bir çuvalın arkasına saklanıp hırsızların konuşmasını dinlemiş.
— Hırsız 1: “Bu un iyi para eder.”
— Hırsız 2: “Sessiz ol, kimse duymasın.”
Minik Pati kısık sesle kıkırdamış:
— Minik Pati: “Duyacak… hem de herkes!”
Sonra depodaki iplerden birine tırmanmış, ipi koca bir çanın tokmağı gibi sallamış. Depodaki teneke kutular “tak tuk” devrilmiş, gürültü sokağa taşmış.
Pazarın bekçisi sesleri duyup koşmuş. Baba da un izlerini takip edip depoya varmış. Hırsızlar kaçmaya çalışmış ama bekçi kapıda yakalamış.
— Bekçi: “Demek hırsızlık ha!”
— Baba: “Benim çuvalımı geri verin!”
Minik Pati, babasının avucuna atlamış. Baba onu dikkatle avcunun içinde tutmuş.
— Baba: “Benim minik kahramanım…”
— Minik Pati: “Kahramanlık boyla ölçülmez baba. Cesaretle ölçülür.”
Baba un çuvalını almış, pazarcılar da olayı duyunca Minik Pati’ye gülümsemiş. Kimisi ona bir fındık vermiş, kimisi minik bir kurdele… Minik Pati hepsine teşekkür etmiş.
Akşam eve döndüklerinde anne kapıda bekliyormuş. Minik Pati’yi görünce önce korkmuş, sonra sarılıp öpmüş.
— Anne: “Benim parmak kadar çocuğum… nasıl da büyük iş yaptın!”
— Minik Pati: “Anne, ben küçük olabilirim ama kalbim kocaman. Hem siz yanımdayken hiç korkmam.”
O gece anne, Minik Pati’yi yumuşacık bir pamuk yatağa yatırmış. Baba sobaya birkaç odun atmış. Ev mis gibi ısınmış. Minik Pati gözlerini kapatırken fısıldamış:
— Minik Pati: “İyilik yapınca, dünya büyümeyi bırakıp güzelleşiyor.”
Ve masal bu ya… O evde bir daha kimse “küçüğüm” diye üzülmemiş. Çünkü Minik Pati herkese şunu öğretmiş: Boy küçülür, yürek büyür.
Gökten üç elma düşmüş; biri cesur çocuklara, biri iyilik yapanlara, biri de bu masalı okuyup yüzü gülenlere…
