Bir zamanlar, sadece kalpten inananların ulaşabildiği sihirli bir yer varmış: Rüya Adası.
Gökyüzü yıldızlarla dolu, bulutlar pamuk kadar yumuşakmış. Bu adayı koruyan ise her çocuğun kahramanı Peter Pan’miş.
Bir gece, Londra’daki Darling kardeşlerin penceresi sessizce açılmış. Altın ışıklar odayı doldurmuş.
Peter Pan kahkahalar atarak içeri süzülmüş:
“Rüya Adası tehlikede!” demiş.
“Kaptan Hook, rüyaları besleyen Rüya Kaynağı’nı kurutmak istiyor. Eğer bunu yaparsa, çocuklar hayal kurmayı unutacak!”
Wendy, John ve Michael hemen Peter’a sarılmış:
“Hayalleri kurtaralım!”
Peter elindeki peri tozunu savurmuş.
“Biraz inanç, biraz cesaret ve biraz da sihir!”
Hep birlikte gökyüzüne yükselmişler.
Yıldızların arasından geçip Rüya Adası’na varmışlar.
Ama ada karanlığa gömülmüştü.
Kayıp Çocuklar endişeyle etrafta koşuşturuyordu.
“Hook adanın kalbini aldı!” diye bağırmış biri.
Peter Pan kılıcını çekmiş.
“Rüyaları kimse çalamaz!” demiş.
Wendy kardeşleriyle Kayıp Çocuklar’ı toplamış.
Tinker Bell gökyüzünde parıldayan yollar açmış.
Korsanlar saldırmış ama peri tozu karanlığı delmiş.
Hook tam Peter’la savaşırken arkadan tanıdık bir ses duyulmuş:
“Tik tak… tik tak…”
Timsah geri dönmüş! Hook korkuyla kaçmış, Rüya Adası’na yeniden ışık dolmuş.
Peter, Wendy’ye dönmüş:
“Rüyalar hep bizimle, çünkü biz inanıyoruz.”
Wendy gülümsemiş:
“Ve çocuklar hayal ettikçe, sen hep var olacaksın.”
O günden sonra her çocuk uyuduğunda, yıldızların arasında Peter Pan’in kahkahası yankılanmış:
“İkinci yıldız sağa ve dümdüz sabaha kadar!”
Çünkü Peter Pan hiç büyümemişti…
Ve hayaller asla bitmemişti.
