Pinokyo

Pinokyo ve Geppetto Masalı Resmi
Pinokyo

Bir zamanlar İtalya'nın küçük bir kasabasında, Geppetto adında yoksul ama iyi kalpli bir marangoz yaşardı. Evi küçüktü, ekmeği azdı ama kalbi sevgiyle doluydu. Geceleri atölyesindeki eski lambayı yakar, tahtalara şekil verir, kırık sandalyeleri onarır, çocukların bozulan oyuncaklarını tamir ederdi.

Geppetto’nun en büyük hayali, evinde neşeyle koşan, ona “baba” diye seslenen bir çocuğunun olmasıydı. Bu dileğini kimseye söylemezdi. Sadece geceleri pencerenin önüne oturur, gökyüzündeki yıldızlara bakar ve içinden sessizce geçirirdi.

Bir kış akşamı, kasabanın üzerinde ince bir yağmur vardı. Rüzgâr dar sokaklardan geçiyor, taş evlerin bacalarından dumanlar yükseliyordu. Geppetto, atölyesinin köşesinde duran pürüzsüz bir tahta parçasını eline aldı. Tahta sıradan görünüyordu ama dokunduğu anda içinde garip bir sıcaklık hissetti.

— Senden güzel bir oyuncak yapacağım, dedi kendi kendine. — Belki de bu evin sessizliğini biraz olsun azaltırsın.

Geppetto bütün gece çalıştı. Tahtadan küçük bir çocuk kuklası yaptı. Ona ince kollar, küçük bacaklar, gülen bir ağız ve meraklı gözler verdi. Sonra başına minik bir şapka taktı, üzerine de kendi elleriyle diktiği sade bir kıyafet giydirdi.

Kuklayı bitirdiğinde yorgun ama mutluydu. Onu çalışma masasının üzerine koydu ve uzun uzun baktı.

— Adın Pinokyo olsun, dedi. — Keşke gerçek bir çocuk olabilseydin.

O gece Geppetto yatağına uzandı. Yağmur dinmiş, bulutların arasından parlak bir yıldız görünmüştü. Geppetto uykuya dalmadan önce yine aynı dileği tuttu.

— Ne olur, bu evde bir çocuğun sesi duyulsun.

Gece yarısına doğru atölyenin içine yumuşak bir ışık doldu. Pencere aralığından giren yıldız parıltısı, Pinokyo’nun tahta yüzüne dokundu. Önce parmakları kıpırdadı. Sonra gözleri açıldı. Küçük kukla şaşkınlıkla etrafına baktı.

— Burası neresi?

Pinokyo kendi sesini duyunca daha da şaşırdı. Masadan inmeye çalıştı, ama bacaklarını nasıl kullanacağını bilmediği için pat diye yere düştü. Gürültüye uyanan Geppetto hemen atölyeye koştu.

— Kim var orada?

Pinokyo yerden kalkmaya çalışırken gülümsedi.

— Ben varım! Ben Pinokyo’yum!

Geppetto gözlerine inanamadı. Bir an ne söyleyeceğini bilemedi. Sonra yavaşça dizlerinin üzerine çöktü ve küçük kuklayı kollarına aldı.

— Sen konuşuyorsun… Sen yaşıyorsun…

Pinokyo başını eğdi.

— Sen benim babam mısın?

Geppetto’nun gözleri doldu.

— Evet, yavrum. Ben senin babanım.

O günden sonra küçük ev değişti. Sabahları artık sadece marangoz aletlerinin sesi değil, Pinokyo’nun meraklı soruları da duyuluyordu. Bir gün çekicin ne işe yaradığını soruyor, başka bir gün sobanın neden sıcak olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Fakat Pinokyo’nun kalbi ne kadar neşeliyse, aklı da o kadar dağınıktı. Her şeyi hemen görmek, her yere koşmak, her sözü denemek istiyordu. Geppetto ona sevgiyle öğüt verirdi.

— Pinokyo, dünyada en önemli şey sadece gezmek değil. Dürüst olmayı, çalışmayı ve doğruyu seçmeyi öğrenmelisin.

Pinokyo başını sallardı ama çoğu zaman aklı çoktan başka bir maceraya kaymış olurdu.

Bir sabah Geppetto, eski ceketini pazarda sattı ve karşılığında Pinokyo’ya bir okul kitabı aldı. Ceketsiz kaldığı için üşüyordu ama yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı.

— Al oğlum, dedi. — Okula git. Harfleri öğren, dünyayı tanı. Bilgi, insana yol gösteren en iyi lambadır.

Pinokyo kitabı kollarına bastırdı.

— Söz veriyorum baba. Okula gideceğim.

Ertesi sabah yola çıktı. Sokaklarda çocuklar çantalarıyla okula gidiyordu. Pinokyo da onların arasına katıldı. Ama okul yolunun köşesinde neşeli müzikler duydu. Renkli perdelerle süslenmiş küçük bir kukla tiyatrosu vardı. Kapısında bir adam bağırıyordu.

— Gelin, gelin! Gülmek isteyen gelsin! Dans eden kuklaları görmek isteyen gelsin!

Pinokyo durdu. İçinden bir ses ona okula gitmesi gerektiğini söylüyordu. Başka bir ses ise tiyatronun çok eğlenceli olacağını fısıldıyordu.

— Sadece bir dakika bakarım, dedi kendi kendine.

Ama o bir dakika uzadı, büyüdü ve Pinokyo kendini tiyatronun içinde buldu. Sahnedeki kuklalar onu görünce şaşkınlıkla durdu. Çünkü Pinokyo onlar gibi tahtadandı ama ipleri yoktu.

— Bu nasıl kukla? dedi biri. — Kendi kendine yürüyor!

Tiyatro sahibi Pinokyo’yu görünce gözleri parladı. Onu sahneye çıkardı. Pinokyo dans etti, zıpladı, herkes kahkahalarla alkışladı. Alkışlar hoşuna gitmişti. O an Geppetto’nun sattığı ceketini, aldığı kitabı ve verdiği sözü unuttu.

Gösteri bitince tiyatro sahibi ona birkaç altın verdi.

— Al bakalım küçük kukla. Baban için götür.

Pinokyo sevinçle yola çıktı. Geppetto’ya yeni bir ceket alabileceğini düşündü. Ama yolda karşısına tilki gibi kurnaz bakışlı bir gezgin ile süslü konuşan bir kedi çıktı.

— Nereye gidiyorsun küçük dost? diye sordu kedi.

— Babama para götürüyorum, dedi Pinokyo gururla.

Gezgin gözlerini kıstı.

— Ah, ne güzel! Ama o parayı çoğaltmak istemez misin? Büyülü bir tarlaya gömersen sabaha kadar koca bir altın ağacı olur.

Pinokyo şaşırdı.

— Gerçekten mi?

Kedi hemen atıldı.

— Elbette! Biz yalan söylemeyiz.

Pinokyo’nun içindeki küçük ses yine konuştu: “Dikkat et. Bu sözler fazla kolay.” Ama Pinokyo dinlemedi. Altınları onlarla birlikte ıssız bir yere götürdü. Paraları toprağa gömdü. Kedi ve gezgin biraz beklemesini söyledi, sonra gözden kayboldular.

Pinokyo bekledi. Güneş battı. Rüzgâr çıktı. Toprak sessiz kaldı. Ne ağaç büyüdü ne de altın çoğaldı. Pinokyo toprağı kazınca paraların da kaybolduğunu gördü.

— Kandırıldım! diye bağırdı.

O sırada mavi kanatlı küçük bir serçe yakındaki daldan konuştu.

— Seni asıl kandıran sadece onlar değil, Pinokyo. Kendi aceleciliğin de seni kandırdı.

Pinokyo üzgünce başını eğdi.

— Babama ne diyeceğim?

Serçe yumuşak bir sesle cevap verdi.

— Doğruyu söyle. Doğru bazen zor gelir ama insanı eve götüren yol odur.

Pinokyo eve dönmeye karar verdi. Fakat yolda kasabanın dışında büyük bir araba gördü. Arabanın içinde kahkahalar atan çocuklar vardı. Sürücü onlara şekerler dağıtıyor, eğlenceli bir yerden söz ediyordu.

— Ders yok, iş yok, kural yok! Sadece oyun var! diye bağırıyordu.

Pinokyo yorgundu, üzgündü ve doğruyu söylemekten korkuyordu. O yüzden yine kolay görünen yolu seçti. Arabaya bindi. Çocuklarla birlikte uzaklara gitti.

Gittikleri yer ilk bakışta çok güzeldi. Her yerde oyuncaklar, şekerler, salıncaklar ve müzik vardı. Pinokyo günlerce oynadı. Ama zaman geçtikçe oradaki çocukların gözleri donuklaşmaya, sözleri sertleşmeye başladı. Kimse birbirini dinlemiyor, kimse teşekkür etmiyor, kimse verdiği sözü hatırlamıyordu.

Bir sabah Pinokyo aynaya baktığında kulaklarının uzadığını gördü. Sesi de garipleşmişti. Korkuyla bağırdı.

— Bana ne oluyor?

O anda mavi serçe pencereye kondu.

— İnsan sadece bedeniyle değil, seçimleriyle de değişir. Sözünü unutan, emeği küçümseyen ve doğruyu erteleyen kişi kendinden uzaklaşır.

Pinokyo’nun kalbi titredi.

— Ben eve gitmek istiyorum. Babamı bulmak istiyorum.

Serçe kanatlarını açtı.

— O zaman artık kaçmayı bırak. Doğruyu seç.

Pinokyo oradan kaçtı. Uzun yollar geçti, karanlık ormanlardan çıktı, yağmur altında yürüdü. Sonunda kasabasına ulaştı. Ama eve vardığında Geppetto yoktu. Komşular ona yaşlı marangozun günlerdir oğlunu aradığını söyledi.

— Denize kadar gitti, dedi yaşlı bir kadın. — Seni bulmak için küçük bir sandala bindi.

Pinokyo’nun içi buz gibi oldu.

— Babam benim yüzümden denize açıldı.

Hiç düşünmeden kıyıya koştu. Dalgalar büyüktü, rüzgâr sertti. Ama Pinokyo korkmadı. İlk kez kendi hatasından kaçmıyor, sevdiği biri için doğru olanı yapıyordu.

— Baba! Geppetto Baba! diye seslendi.

Denizde ilerlerken kocaman bir dalga onu yuttu. Pinokyo suyun altında sürüklendi. Gözlerini açtığında kendini dev bir balinanın karanlık karnında buldu. İçerisi nemli, sessiz ve ürkütücüydü.

Uzakta titrek bir ışık gördü. Işığa doğru yürüdü. Orada, küçük bir mumun yanında Geppetto oturuyordu. Üşümüş, yorulmuş ama hâlâ umutluydu.

— Baba!

Geppetto başını kaldırdı. Gözleri inanamaz gibi büyüdü.

— Pinokyo! Seni gerçekten buldum mu?

Pinokyo koşup ona sarıldı.

— Ben seni buldum baba. Ama çok geç kaldım. Sana yalan söyledim, sözümü tutmadım, kolay yollara kandım. Beni affeder misin?

Geppetto onu sıkıca tuttu.

— Bir baba, pişman olmuş çocuğunun kalbindeki iyiliği görür. Seni affediyorum. Ama artık doğruyu seçmeyi öğrenmelisin.

Pinokyo gözyaşlarını sildi.

— Öğrendim baba. Bu kez kaçmayacağım. Seni buradan çıkaracağım.

Pinokyo balinanın nefes aldığı zamanı dikkatle izledi. Her nefeste içeri güçlü bir hava doluyor, sonra su geri çekiliyordu. Geppetto’nun küçük sandalından kalan tahta parçalarını topladı. Bir çıkış yolu hazırladı. Balina büyük bir hapşırıkla ağzını açtığında Pinokyo ve Geppetto dalgaların arasına fırladı.

Deniz onları savurdu ama Pinokyo babasını bırakmadı. Tahta bedeni yorulmaz sanılırdı ama o gün kalbi yoruldu, kolları titredi. Yine de yüzmeye devam etti. Sabahın ilk ışıkları yükselirken kıyıya ulaştılar.

Geppetto baygındı. Pinokyo onu kumların üzerine çekti, üzerine kendi küçük ceketini örttü ve yardım çağırdı. Kasaba halkı koşup geldi. Geppetto kurtuldu ama Pinokyo yorgunluktan yere yığıldı.

O gece mavi serçe yine pencereye kondu. Pinokyo yatağında sessizce yatıyordu. İlk kez alkış istememiş, ödül beklememiş, kaçmamıştı. Sadece sevdiği birini kurtarmak için doğru olanı yapmıştı.

Serçe yıldız ışığı gibi parladı.

— Pinokyo, gerçek çocuk olmak tahta bedenden kurtulmak değildir. Gerçek çocuk olmak, kalbinde dürüstlüğe yer açmaktır.

Sabah olduğunda Geppetto uyandı. Yatağın yanında artık tahta bir kukla değil, sıcak elleri ve canlı gözleri olan küçük bir çocuk duruyordu.

— Baba, günaydın, dedi Pinokyo.

Geppetto’nun gözleri doldu. Ellerini oğlunun yüzüne koydu.

— Sen… Sen gerçek olmuşsun.

Pinokyo başını eğdi.

— Sanırım önce kalbim gerçek oldu.

O günden sonra Pinokyo okula gitti, Geppetto’ya yardım etti ve verdiği sözleri tutmaya çalıştı. Elbette bazen hata yaptı, bazen acele etti, bazen merakına yenilmek üzere oldu. Ama artık içinde ona doğruyu hatırlatan bir ses vardı.

Kasabadaki çocuklar Pinokyo’nun hikayesini yıllarca anlattı. Çünkü onun masalı sadece tahta bir kuklanın gerçek çocuğa dönüşmesi değildi. Bir çocuğun yalanla kaybolup dürüstlükle yolunu bulmasıydı.

Ve Geppetto’nun küçük evinde artık sessizlik yoktu. Sabahları ekmek kokusu, marangoz aletlerinin sesi ve Pinokyo’nun neşeli adımları duyulurdu.

Bazen Geppetto pencerenin önüne oturur, gökyüzündeki yıldızlara bakar ve gülümserdi. Çünkü bir zamanlar tuttuğu dilek, ona sadece bir çocuk değil, sevginin sabırla büyüyen en güzel halini getirmişti.

Pinokyo ise her gece uyumadan önce babasına aynı şeyi söylerdi:

— Bugün doğruyu seçmeye çalıştım baba. Yarın daha iyisini yapacağım.

Geppetto da her seferinde aynı sevgiyle cevap verirdi:

— İşte gerçek büyü bu, oğlum. Her gün biraz daha iyi olmayı istemek.

Bu yüzden Pinokyo’nun adı, küçük kasabada yalnızca bir kukla masalı olarak değil; dürüstlük, sevgi, cesaret ve baba-oğul bağlılığının unutulmaz hikayesi olarak yaşadı.

Çocuk MasallarıHikaye Oku