Neşeli Şehir’de herkesin çok sevdiği küçük bir polis arabası vardı. Adı Cesur Mavi’ydi. Gövdesi tertemiz mavi, kapısındaki yıldızı altın gibi parlak, tepesindeki kırmızı ve mavi lambaları ise sabah güneşiyle ışıl ışıldı.
Cesur Mavi diğer arabalardan biraz küçüktü. Ama kalbi o kadar büyüktü ki, şehirde biri yardıma ihtiyaç duyduğunda herkesten önce o fark ederdi.
Her sabah garajından çıkmadan önce aynasına bakar, farlarını hafifçe kırpar ve kendine aynı cümleyi söylerdi.
— Bugün de sirenim korkutmak için değil, yardım etmek için çalacak.
Sonra motorunu yumuşacık çalıştırırdı.
— Vınn… Günaydın Neşeli Şehir!
O sabah şehir her zamanki gibi neşeliydi. Fırından sıcak poğaça kokusu geliyordu. Parkta çocuklar salıncağa biniyordu. Yol kenarındaki çiçekler hafif rüzgârla sallanıyordu.
Cesur Mavi okul yoluna doğru ilerledi. Çünkü okul saati, en dikkatli olunması gereken zamandı. Çocuklar çantalarıyla yürür, servisler gelir, bisikletler geçerdi.
Yaya geçidinin yanında iki çocuk bekliyordu. Biri Efe, diğeri Elif’ti. İkisi de Cesur Mavi’yi görünce gülümsedi.
— Günaydın Cesur Mavi!
— Günaydın küçük yol kahramanları! dedi Cesur Mavi. — Karşıya geçmeden önce ne yapıyoruz?
Efe hemen cevap verdi.
— Önce duruyoruz.
Elif devam etti.
— Sonra sağa sola bakıyoruz.
Cesur Mavi farlarını mutlu mutlu yaktı.
— Harika. Sonra da yol güvenliyse yaya geçidinden geçiyoruz.
Çocuklar dikkatlice karşıya geçti. Cesur Mavi onları izlerken içinden, “İşte güvenli bir sabah böyle başlar,” diye düşündü.
Tam o sırada uzaktan telaşlı bir ses duyuldu.
— Yardım edin! Düdüğüm kayboldu!
Bu ses, okulun önünde görev yapan Trafik Amca’ya aitti. Trafik Amca’nın küçük sarı düdüğü, çocukların güvenle karşıya geçmesine yardım ederdi. Ama bugün düdük ortada yoktu.
Cesur Mavi hemen yanına gitti.
— Sakin ol Trafik Amca. En son nerede kullandın?
Trafik Amca şapkasını düzeltti, düşündü.
— Sabah önce okul kapısındaydım. Sonra parkın yanına gittim. Sonra da fırının önünden geçtim. Ama düdük şimdi yok.
Cesur Mavi ciddi ciddi başını salladı.
— O zaman üç yere bakacağız. Ama acele etmeyeceğiz. Çünkü acele eden göz, küçük ipuçlarını kaçırır.
Efe merakla sordu.
— Biz de yardım edebilir miyiz?
Cesur Mavi nazikçe cevap verdi.
— Yardım edebilirsiniz ama kurallı şekilde. Kaldırımdan ayrılmak yok, koşmak yok, yola inmek yok.
Elif elini kaldırdı.
— Söz veriyoruz!
Önce okul kapısına baktılar. Kapının yanında bir sarı iz vardı ama bu düdük değil, sarı yaprakmış. Efe yaprağı alıp yere bıraktı.
— Bu değilmiş.
Cesur Mavi gülümsedi.
— Her bulduğumuz şey cevap olmayabilir. Ama her baktığımız yer bizi cevaba yaklaştırır.
Sonra parkın yanına gittiler. Parkta minik serçeler zıplıyor, salıncaklar hafif hafif sallanıyordu. Bankın altında parlak bir şey gördüler.
Elif heyecanlandı.
— İşte orada!
Cesur Mavi farını yakıp baktı. Parlayan şey küçük bir oyuncak tekerlekti.
— Bu da düdük değil, dedi Cesur Mavi. — Ama sahibini buluruz.
Oyuncak tekerleğin sahibi biraz ileride duran küçük kırmızı oyuncak arabaydı. Tekerleği çıkmış, üzgün üzgün bekliyordu.
— Tekerleğimi kaybettim, dedi oyuncak araba. — Artık yarışamayacağım.
Cesur Mavi hemen yumuşak bir sesle konuştu.
— Önce kaybolanı bulduk, şimdi yerine takacağız. Çünkü yardım sadece büyük işler için değildir.
Efe oyuncak tekerleği dikkatlice verdi. Trafik Amca da tekerleği yerine taktı. Küçük oyuncak araba sevinçle yuvarlandı.
— Teşekkür ederim Cesur Mavi!
— Rica ederim, dedi Cesur Mavi. — Ama şimdi kayıp düdüğü bulmamız gerekiyor.
Üçüncü durak fırının önüydü. Fırıncı teyze kapının önünde sıcak simitleri diziyordu. Cesur Mavi yaklaşınca gülümsedi.
— Hoş geldin Cesur Mavi. Bugün şehir biraz hareketli galiba.
— Trafik Amca’nın sarı düdüğü kayboldu. Burada gördün mü?
Fırıncı teyze düşündü.
— Sabah kapının önünde küçük bir köpek vardı. Ağzında sarı bir şey taşıyordu. Ama oyuncak sandım.
Elif’in gözleri büyüdü.
— Köpek düdüğü almış olabilir!
Cesur Mavi hemen sordu.
— Hangi yöne gitti?
Fırıncı teyze parkın arkasındaki çiçekli sokağı gösterdi.
— Şu tarafa doğru koştu.
Cesur Mavi motorunu çalıştırdı ama sirenini açmadı. Çünkü ortada korkulacak bir durum yoktu. Sadece dikkatli takip gerekiyordu.
— Herkes kaldırımda kalsın. Ben yavaş gideceğim, siz de dikkatli bakın.
Çiçekli Sokak’a girdiklerinde kaldırım kenarında küçük pati izleri gördüler. İzler önce çeşmenin yanına, sonra kırmızı bir yangın musluğunun yanına gidiyordu.
Efe gülümsedi.
— Köpek burada durmuş olmalı.
Cesur Mavi etrafa baktı. Yangın musluğunun yanında minik kahverengi bir köpek vardı. Adı Boncuk’tu. Ağzında sarı düdük yoktu ama kuyruğunu suçlu suçlu sallıyordu.
— Boncuk, dedi Cesur Mavi. — Trafik Amca’nın düdüğünü sen mi aldın?
Boncuk başını eğdi.
— Hav… Ben onu oyuncak sandım. Ses çıkarıyor diye çok hoşuma gitti. Ama sonra korktum ve sakladım.
Trafik Amca kızmadı. Sadece dizlerinin üzerine eğildi.
— Boncuk, önemli eşyalar oyuncak değildir. Ama doğruyu söylediğin için teşekkür ederim.
Cesur Mavi sordu:
— Düdük nerede?
Boncuk burnuyla küçük çalıların arasını gösterdi. Elif dikkatle baktı.
— Burada! Sarı düdük burada!
Trafik Amca düdüğünü aldı ama üflemedi. Önce temizledi, sonra cebine koydu.
— Oh, sonunda bulundu.
Boncuk üzgün üzgün konuştu.
— Özür dilerim. Bir daha sormadan hiçbir şeyi almayacağım.
Cesur Mavi ona yaklaştı.
— İşte bu gerçek cesaret. Hata yapınca saklanmak değil, doğruyu söylemektir.
Boncuk kuyruğunu biraz daha neşeli salladı.
— Ben de yardım etmek istiyorum. Ne yapabilirim?
Cesur Mavi düşündü.
— Parktaki küçük çocuklara kaldırımdan ayrılmamalarını hatırlatabilirsin. Ama havlayarak korkutmak yok.
Boncuk hemen dikildi.
— Hav! Yani… tamam, sessizce yardım edeceğim.
Herkes güldü.
O sırada okul çıkış saati yaklaşmıştı. Trafik Amca düdüğünü bulmuştu ama yol her zamankinden daha kalabalıktı. Çünkü parkta küçük bir balon gösterisi başlayacaktı. Çocuklar, aileler ve arabalar aynı anda yola çıkmıştı.
Cesur Mavi hemen kavşağın yanına geçti.
— Şimdi herkes sakin olacak. Önce yayalar, sonra arabalar. Kurala uyan şehir, neşesini kaybetmez.
Trafik Amca düdüğünü bir kez çaldı.
— Füüt!
Çocuklar yaya geçidinde bekledi. Arabalar durdu. Efe ve Elif küçük kardeşlerinin ellerinden tuttu. Boncuk da kaldırım kenarında oturup kimsenin yola koşmadığından emin oldu.
Cesur Mavi farlarıyla işaret verdi.
— Şimdi geçebilirsiniz.
Çocuklar güvenle karşıya geçti. Sonra arabalar sırayla ilerledi. Hiç korna sesi çıkmadı. Hiç kimse acele etmedi. Neşeli Şehir’in yolu, sanki güzel bir oyun gibi düzenli akmaya başladı.
Balon gösterisi başladığında gökyüzüne rengarenk balonlar yükseldi. Kırmızı, sarı, mavi ve mor balonlar güneşin altında parladı. Çocuklar alkışladı.
Elif, Cesur Mavi’nin yanına geldi.
— Bugün polis arabalarını daha çok sevdim.
Cesur Mavi şaşırdı.
— Öyle mi? Neden?
Elif gülümsedi.
— Çünkü sen sadece siren çalan bir araba değilsin. Sen yolu güvenli yapan iyi bir arkadaşsın.
Efe de ekledi.
— Ve kaybolan şeyleri buluyorsun. Ama kimseye kızmadan.
Cesur Mavi’nin tepesindeki ışıklar usulca parladı.
— Polis arabasının en güzel görevi budur. İnsanlara korku vermek değil, güven vermek.
Trafik Amca düdüğünü cebine koydu.
— Bugün herkes iyi iş çıkardı. Efe dikkatli baktı, Elif sabırlı davrandı, Boncuk doğruyu söyledi, Cesur Mavi de herkesi sakin tuttu.
Boncuk gururla havladı.
— Hav! Ben de artık eşya almadan önce soracağım.
Akşam olunca Neşeli Şehir yavaş yavaş sessizleşti. Güneş, evlerin çatılarından aşağıya turuncu bir ışık bıraktı. Parktaki balonlar hafifçe sallandı. Okulun önündeki yaya geçidi tertemiz duruyordu.
Cesur Mavi garajına dönerken kendini yorgun ama mutlu hissediyordu. Bugün kimseyi korkutmadan bir sorunu çözmüş, çocuklara güvenli yolu öğretmiş, küçük Boncuk’a da doğruyu söylemenin ne kadar değerli olduğunu göstermişti.
Garajına girince aynasına baktı.
— Bugün hızlı olmak gerekmedi, dedi. — Sakin olmak yetti.
Sonra farlarını yavaşça kapattı. Tepesindeki kırmızı ve mavi ışıklar son kez tatlı tatlı parladı.
— İyi geceler Neşeli Şehir. Yarın da yollarımız güvenli, kalplerimiz cesur olsun.
Ve küçük polis arabası Cesur Mavi, çocuk kahkahaları, renkli balonlar ve güvenli yollarla dolu güzel bir rüyanın içine huzurla uyudu.
Masalın Verdiği Ders
Bu polis arabası masalı çocuklara acele etmeden dikkatli olmayı, yaya geçidini kullanmayı, hatasını saklamadan doğruyu söylemeyi ve yardım etmenin en güzel cesaret olduğunu anlatır.
