Polyanna Masalı

Polyanna Masalı Oku
Polyanna Masalı

Bir varmış bir yokmuş… Bulutlarının bile biraz somurtkan göründüğü küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada, gri taşlardan yapılmış büyük ama sessiz bir ev dururmuş. Evin içinde ise kuralları çok seven, ciddi mi ciddi Nermin Teyze yaşarmış.

Bir gün bu kasabaya, gözleri pırıl pırıl parlayan bir kız gelmiş. Bu kızın adı Polyanna. Uzun bir yolculuktan sonra, elinde küçücük bir valizle Nermin Teyze’nin kapısını çalmış.

“Hoş geldin Polyanna” demiş teyze, kibar ama soğuk bir sesle. “Burada her şey düzenlidir, oyunlar gürültülü olmayacak.”

Polyanna ise gülümsemekten vazgeçmemiş:

“Merak etme teyze, demiş. Benim en sevdiğim oyun, kalbimde oynanıyor.”

Nermin Teyze kaşlarını kaldırmış: “Kalbinde mi? Ne oyunuymuş bu?”

Polyanna kocaman gülümsemiş:

“Babamla oynadığımız bir oyundu. Adı sevinme oyunu. Ne olursa olsun, içinden ‘Buna rağmen sevinecek ne bulabilirim?’ diye soruyorsun. Bulduğun anda da üzgün taraf biraz küçülüyor.”

Teyze hafifçe iç çekmiş: “Bakalım bu Polyanna masalı buraya kadar sürecek mi?” diye mırıldanmış ama içten içe merak da etmiş.

Polyanna yeni odasına yerleşirken pencereden kasabaya bakmış. Sokakta başını öne eğmiş insanlar görmüş; kimsenin yüzünde gülümseme yokmuş. İçinden, “Bu kasabanın sevince ihtiyacı var” diye geçirmiş.

Ertesi gün bakkala gitmesi gerekmiş. Bakkalın sahibi Kamil Amca, kasabanın en somurtkan adamı olarak biliniyormuş. Polyanna içeri girer girmez gülümsemiş:

“Günaydın Kamil Amca! Dükkânın içi ne kadar güzel kokuyor, sanki taze ekmek masalı gibi.”

Kamil Amca şaşırmış. Kimse ona böyle konuşmazmış.

“Ekmek işte” demiş. “Ne masalı?”

Polyanna kahkaha atmış:

“Benim için masal, güzel kokan her şeyde saklıdır. Sen her gün bu kokunun içinde olduğun için bence çok şanslısın.”

Kamil Amca istemeden de olsa gülümsemiş. İçinden, “Belki de gerçekten şanslıyım,” diye geçirmiş. O günden sonra dükkanın kapısına küçük bir yazı asmış: “Gülümseyen müşteriye fazladan sevgi verilir.”

Akşamüstü Polyanna, evin yanındaki pencereden sürekli dışarıyı izleyen yaşlı bir teyze fark etmiş. Adı Fikriye Teyze. Kimse onunla pek konuşmazmış; herkes onu huysuz sanırmış.

Polyanna el sallamış:

“Merhaba Fikriye Teyze! Pencerenden gökyüzü güzel görünüyor mu?”

Fikriye Teyze homurdanmış: “Güneş gözümü alıyor, ne gökyüzü?”

Polyanna başını yana eğmiş:

“Ama düşün, güneş olmasa çiçeklerin rengi bu kadar canlı olmazdı. Sen de her gün ilk önce onların açtığını görüyorsun. Bu da ayrı bir sürpriz, değil mi?”

Fikriye Teyze bir an susmuş. Sonra pencerenin önündeki solgun saksıya bakmış. “Belki de yeni bir çiçek ekmeliyim. Bakalım güneş ona ne sürpriz yapacak.” demiş yumuşak bir sesle.

Günler geçtikçe Polyanna hikayesi kasabada yayılmaya başlamış. İnsanlar, küçük kızın “sevinme oyunu”nu konuşur olmuş. Kimisi işe geç kaldığında, kimisi yağmurda ıslandığında içinden şunu fısıldıyormuş: “Buna rağmen sevinecek ne var?”

Bir gün kasabada yaşayan Ali adında bir çocuk, ayağını incitmiş. Koşup oynamak yerine evde oturmak zorunda kalmış. Pencereden dışarıyı hüzünle izlerken Polyanna yanına gitmiş.

“Bugün oyun oynayamayacağım. Ne güzel tarafı var bunun?” demiş Ali.

Polyanna onun yanına oturmuş:

“Birlikte bakalım mı? Mesela arkadaşların koşarken sen yeni hikayeler düşünebilirsin. Ayağın iyileştiğinde, onlara anlatacak tonla maceran olur. Bir de bak, böylece ben sana kitap getirebildim.”

Ali biraz düşünmüş. “Aslında kötü değil. Bugün ilk defa biri beni ziyaret etti. Bu da güzel bir sürpriz.” demiş.

Kasaba yavaş yavaş değişmeye başlamış. Bakkalın kapısında gülüşler, pencerelerde çiçekler, sokaklarda çocuk kahkahaları duyulur olmuş. Nermin Teyze bile bu değişimi fark etmiş ama belli etmemeye çalışıyormuş.

Bir akşam yemeğinde, Polyanna tabakları toplarken teyzesine bakmış:

“Teyze, biliyor musun, sen kızdığında bile sesin çok düzenli geliyor. Sanki saat gibi. Bu evin hiç karışmamasını sağlıyorsun.”

Nermin Teyze şaşırmış: “Kimse bana böyle bir şey söylememişti. Genelde ‘sert’ derler.” demiş.

Polyanna gülümsemiş:

“Belki de senin süper gücün düzenli olmak. Benim süper gücüm de iyi tarafı bulmak. İkisini birleştirince çok güzel bir ev oluyor.”

Teyze ilk kez yüksek sesle gülmüş. O gülüş, evin soğuk duvarlarında yankılanmış ve masalın içinden geçen sıcak bir rüzgâr gibi her köşeye dağılmış.

Derken bir gün beklenmedik bir şey olmuş. Kasaba şenliği için hazırlanan günün sabahında yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başlamış. Sokaklar suyla dolmuş, balonlar sönmüş, müzikler susmuş.

Polyanna, kaygan taş merdivenlerden inerken dengesini kaybedip düşmüş. Ayağını acı içinde tutarken Nermin Teyze yanına koşmuş. Doktor, Polyanna’nın ayağının alçıya alınması gerektiğini söylemiş.

Artık bir süre dışarı çıkamayacak, ne Ali’yi ziyaret edebilecek ne de bakkaldaki ekmek kokusunu duyabilecekti.

O gece Polyanna, hayatında ilk kez sevinme oyununu oynamakta zorlanmış. Pencereden yağmura bakıp fısıldamış:

“Babacığım, bu sefer sevinecek bir şey bulamıyorum…”

Ertesi gün kapı hafifçe tıklanmış. İçeri önce Ali girmiş. Elinde kendi çizdiği bir resim varmış.

“Bugün sen beni gezdiremezsin ama ben sana hayalden bir kasaba getirdim. Bak, burada herkes gülümsüyor. Bunu senden öğrendim.” demiş.

Sonra Kamil Amca gelmiş, sıcacık ekmek kokusu odayı doldurmuş.

“Bugün dükkânı açarken düşündüm. Eğer sen olmasaydın, sabahları bu kokunun değerini hâlâ anlamamış olacaktım. Şimdi sevinecek çok şeyim var.” demiş.

Fikriye Teyze yeni açan çiçeğini getirmiş:

“Bak kızım, sen güneşi hatırlattın, ben de bu çiçeği ektim. Şimdi her sabah ona bakıp ‘Bugün ne sürprizim var?’ diye soruyorum.” demiş.

Odanın içi, Polyanna’nın daha önce kasabaya taşıdığı sevginin geri dönmüş hâliyle dolmuş. Küçük kız, yastığına yaslanıp derin bir nefes almış.

“Demek sevinme oyunu sadece benim oyunum değilmiş. Hepimizin kalbinde büyüyen bir masalmış.” demiş.

Akşam olunca Nermin Teyze yatağın yanına oturmuş. Sessizce Polyanna’nın elini tutmuş.

“Ben de bir şey öğrendim. Yıllarca kurallarla yaşadım, sürprizlerden korktum. Ama sen gelince fark ettim: Hayatın sürprizleri bazen en güzel öğretmenmiş. Beni affeder misin, Polyanna?” demiş.

Polyanna gülümsemiş:

“Sen beni zaten hep evinde tuttun teyze. Şimdi kalbinde de tuttuğunu bilmek, sevinme oyunumun en büyük hediyesi.” demiş.

Günler geçmiş, Polyanna’nın ayağı iyileşmiş. Yine sokaklarda yürümeye başlamış ama kasaba eskisi gibi değilmiş. Bakkalın kapısında gülen yüzler, pencerelerde yeni çiçekler, çocukların dilinde yeni bir söz varmış:

“Ne olursa olsun, Polyanna gibi bak: Sevinecek bir şey mutlaka vardır.”

Bu Polyanna masalı, zamanla masal kitaplarına, uyku öncesi sohbetlere, okul kantinlerindeki fısıldaşmalara kadar her yere yayılmış. Çocuklar, üzüldüklerinde bile kendi küçük sevinme oyunlarını bulmaya çalışmış.

Ve denir ki, masalları çok seven çocukların uğradığı masal-oku.tr gibi yerlerde, bu Polyanna hikayesi her okunduğunda bir çocuğun kalbinde yeni bir gülümseme açarmış.

Gökkuşağının renkleri gökyüzüne yayılırken, Polyanna her yeni güne aynı cümleyle başlarmış:

“Bugün beni hangi sürprizler bekler bilmiyorum ama her birinde sevinmeyi öğrenmek için buradayım.”

Masal da böylece bitmiş görünmüş; ama onu okuyan her çocuğun kalbinde, sevinme oyunu sessizce devam etmiş.

Uyku MasallarıÇocuk Masalları