Renkli Kuyruklu Yıldız Masalı

Renkli Kuyruklu Yıldız Masalı Oku
Renkli Kuyruklu Yıldız Masalı

Gece, yavaşça dünyanın üstüne indi. Evlerin pencerelerinde yumuşak ışıklar yandı. Sokaklar sessizleşti. Rüzgar bile daha dikkatli esmeye başladı; sanki uyuyan çocukları uyandırmamak için ağaçların arasından parmak ucuyla geçiyordu.

Ela, yatağının içinde dizlerini hafifçe kendine çekmiş, pencereden gökyüzüne bakıyordu. Odasında küçük bir gece lambası yanıyordu. Lambanın ışığı duvara sıcak bir halka çiziyor, battaniyesinin üstündeki yıldız desenlerini daha sakin gösteriyordu.

Ela’nın en sevdiği saat buydu. Gün bitmiş olurdu. Oyuncaklar yerlerine çekilir, kitaplar kapanır, evin içindeki sesler yavaş yavaş azalırdı. Ama gökyüzü kapanmazdı. Tam tersine, gece olunca gökyüzü büyük ve sessiz bir masal gibi açılırdı.

Ela başını yastığa yasladı. Gözleri ağırlaşmaya başlamıştı ama uyumadan önce yıldızlara bakmak istiyordu. Her gece yaptığı gibi içinden sessizce saydı.

Bir yıldız.

İki yıldız.

Üç yıldız.

Sonra durdu.

Bu gece yıldızların ışığı farklıydı. Bazıları sönük görünüyordu. Ayın kenarı bile eskisi kadar parlak değildi. Gökyüzü karanlık değildi ama eksik gibiydi. Sanki gecenin renkleri usulca bir yere saklanmıştı.

Ela fısıldadı:

— Gökyüzü bugün neden yorgun?

O anda uzaklarda ince bir ışık belirdi. Önce küçük bir noktaydı. Sonra gökyüzünde sessizce ilerledi. Ardında uzun, yumuşak ve renkli bir iz bırakıyordu. Mavi, mor, sarı, yeşil ve pembe ışıklar birbirine karışıyor; ama hiçbiri göz yormuyordu. Renkler, uykuya dalmadan önce duyulan ninni gibi sakindi.

Ela doğruldu.

— Renkli kuyruklu yıldız...

Kuyruklu yıldız pencerenin önünden geçerken bir an durur gibi oldu. Sonra kuyruğundan minicik bir ışık tanesi ayrıldı. Işık tanesi, kar tanesi kadar hafif biçimde süzüldü ve Ela’nın pencere pervazına kondu.

Ela korkmadı. Çünkü ışık aceleci değildi. Titremiyordu. Sadece bekliyordu.

Pervazdaki ışık yavaşça açıldı. İçinden küçük bir yıldız kelebeği çıktı. Kanatları şeffaftı. Kanatlarının üzerinde beş yumuşak renk parlıyordu. Kelebek uçmadı; sadece Ela’ya baktı.

— Merhaba Ela, dedi çok ince bir sesle.

Ela şaşırdı ama sesi yükselmedi. Gece, yüksek sesleri sevmezdi.

— Sen benim adımı nereden biliyorsun?

— Gökyüzüne her gece nazikçe bakan çocukların adını yıldızlar unutmuyor.

Ela battaniyesini biraz daha çekti.

— Sen kimsin?

— Ben Luma. Renkli Kuyruklu Yıldız’ın küçük yol göstericisiyim.

Ela pencereden gökyüzüne baktı.

— Yıldızlar bu gece neden solgun?

Luma kanatlarını yavaşça kapatıp açtı.

— Çünkü uyku renkleri dağıldı. Gece, çocukların rahatça uyuyabilmesi için beş sakin renge ihtiyaç duyar. Mavi huzuru, sarı güveni, yeşil rahat nefesi, pembe sevgiyi, mor ise güzel rüyaları taşır.

Ela dikkatle dinledi.

— Renkler kaybolursa çocuklar uyuyamaz mı?

— Bazıları uyur ama rüyaları yolunu bulmakta zorlanır. Bazıları gözlerini kapatır ama içi hâlâ gündüz gibi kalır. Renkli kuyruklu yıldız bu yüzden her gece gökyüzünü dolaşır. Ama bu gece renkleri yorgun düştü.

Ela yastığına baktı. Uykusu vardı. Fakat gökyüzünün eksik kalmasını istemedi.

— Ben yardım edebilir miyim?

Luma’nın kanatları hafifçe parladı.

— Yardım etmek için koşmana gerek yok. Bu bir uyku yolculuğu. Yavaş yürüyeceğiz, az konuşacağız, çok dinleyeceğiz.

Ela bunu sevdi. Çünkü bazı maceralar gürültülü olurdu. Ama bu macera yumuşak görünüyordu.

Luma pencereye dokundu. Camın üzerinde yuvarlak bir ay kapısı açıldı. Kapının arkasında karanlık bir boşluk yoktu. Gümüş renkli, sakin bir yol vardı. Yol, bulutların arasından geçiyor, uzaklarda Renkli Kuyruklu Yıldız’a kadar uzanıyordu.

Ela yatağından çıkmadı. Sadece gözlerini kapattı.

Gözlerini kapatınca kendini ay kapısının önünde buldu. Üzerinde pijamaları vardı. Ayaklarında yumuşak terlikler, omzunda ince bir yıldız şalı duruyordu. Rüzgar serin değildi. Sessizdi.

Luma önden uçtu.

— İlk rengimiz Huzur Mavisi. Sessiz Göl’de bekliyor.

Ela, gümüş yolda yavaşça yürüdü. Her adımında yolun üstünde küçük ışık halkaları oluşuyor, sonra hemen sönüyordu. Aşağıda evler küçücük görünüyordu. Bazı pencerelerde ışık vardı, bazıları karanlıktı. Her evin içinde başka bir uyku hikayesi başlamış gibiydi.

Bir süre sonra Sessiz Göl’e vardılar. Göl, gökyüzünün ortasında duran büyük bir ayna gibiydi. Suyun üstü kıpırdamıyordu. Ama rengi solgundu. Mavi olması gereken yerler griye dönmüştü.

Gölün kıyısında küçük bir ay balığı duruyordu. Gözleri uykulu, sesi yavaştı.

— Huzur Mavisi burada mı? diye sordu Ela.

Ay balığı başını salladı.

— Buradaydı. Ama acele eden düşünceler göle düştü. Su yoruldu. Huzur Mavisi derine saklandı.

Ela gölün kenarına oturdu. Luma hiçbir şey söylemedi. Ela ne yapması gerektiğini kendisi anlamaya başladı.

Önce omuzlarını gevşetti. Sonra derin bir nefes aldı. Nefesini yavaşça verdi.

— Bir nefes göl için, dedi fısıltıyla. Bir nefes gece için. Bir nefes uyumaya hazırlanan çocuklar için.

Gölün yüzeyi yumuşadı. Gri renk açılmaya başladı. Suyun içinden ince mavi bir ışık yükseldi. Işık, küçük bir damla gibi Ela’nın avucuna kondu.

Luma gülümsedi.

— Huzur Mavisi geri döndü.

Ela mavi ışığı gökyüzüne bıraktı. Işık, Renkli Kuyruklu Yıldız’ın kuyruğuna doğru süzüldü ve orada sakin bir çizgi halinde parladı.

Gökyüzü bir parça daha rahatladı.

Luma bu kez daha alçak sesle konuştu.

— İkinci renk Güven Sarısı. Yastık Tepesi’nde bekliyor.

Yastık Tepesi, bulutların üstünde kabarık ve yumuşak duran küçük bir tepeydi. Tepedeki bulutlar yastık gibiydi ama renkleri soluktu. Hiçbiri sıcak sarı ışık taşımıyordu.

Tepenin ortasında minik bir uyku kuşu oturuyordu. Tüyleri pamuk gibiydi. Ama kanatlarını kendine sarmış, titremeden sadece bekliyordu.

Ela yanına yaklaştı.

— Üşüyor musun?

Uyku kuşu başını kaldırdı.

— Üşümüyorum. Ama bazı çocuklar gece olunca yalnız kaldığını sanıyor. O zaman Güven Sarısı zayıflıyor.

Ela kendi odasını düşündü. Annesinin kapıyı aralık bırakmasını, gece lambasının yumuşak ışığını, yastığının tanıdık kokusunu hatırladı.

— Ben bazen karanlıkta yalnız değilim demek için yastığıma sarılırım, dedi.

Uyku kuşu ona baktı.

— Peki bunu gökyüzüne de söyler misin?

Ela ellerini kalbinin üstünde birleştirdi.

— Gece yalnız değildir. Çocuklar yalnız değildir. Yastık, battaniye, sevgi ve güzel dilekler hep yanımızdadır.

Bu sözler Yastık Tepesi’nin içine yayıldı. Bulutlar altın sarısı bir ışıkla ısındı. Uyku kuşu kanatlarını açtı. Kanatlarının arasından Güven Sarısı çıktı ve Ela’nın avucuna kondu.

— Bu renk çok sıcak, dedi Ela.

— Çünkü güven, sessiz bir kucak gibidir, dedi Luma.

Ela sarı ışığı gökyüzüne bıraktı. Renkli Kuyruklu Yıldız’ın kuyruğunda maviye sarı eklendi. İki renk yan yana durunca gece daha yumuşak göründü.

Ela’nın göz kapakları biraz daha ağırlaştı. Ama yolculuk hâlâ sakindi. Koşmak yoktu. Korkmak yoktu. Sadece bulmak vardı.

Luma üçüncü rengi gösterdi.

— Şimdi Rahat Nefes Yeşili’ne gidiyoruz.

Yeşil renk, Uyku Ormanı’nda saklanıyordu. Bu ormandaki ağaçlar uzun değildi. Kısa, yuvarlak ve sakin ağaçlardı. Yaprakları rüzgarda hışırdamıyor, ninni söyler gibi mırıldanıyordu.

Fakat o gece yaprakların sesi çıkmıyordu. Orman susmuştu.

Ela bir ağacın yanına gitti.

— Neden şarkı söylemiyorsunuz?

Ağaçların arasından yaşlı bir yaprak sesi geldi.

— Çünkü çocuklar bazen uyumadan önce çok düşünür. Yarınki oyunu, bugünkü kırgınlığı, bitmeyen soruyu, bulunmayan oyuncağı... Düşünceler üst üste gelince nefes daralır. Rahat Nefes Yeşili o zaman saklanır.

Ela bunu anladı. Çünkü bazen o da yatakta gözlerini kapatınca gün içinde olan şeyleri düşünürdü. Bir arkadaşının söylediği sözü, yarım kalan resmini, sabah ne giyeceğini...

Luma küçük kanatlarıyla Ela’nın omzuna kondu.

— Bu ormanda hiçbir düşünceyle kavga edilmez. Sadece hepsi sıraya konur.

Ela başını salladı.

Sonra yere oturdu. Önüne hayali bir sepet koydu. İlk düşüncesini sepete bıraktı.

— Bugünkü oyun burada dursun.

İkinci düşüncesini bıraktı.

— Yarınki resim burada beklesin.

Üçüncü düşüncesini bıraktı.

— Aklımdaki sorular sabaha kadar uyusun.

Orman hafifçe nefes aldı. Yapraklar kıpırdadı. Çok yavaş, çok sakin bir ses yükseldi. Bu ses bir şarkıdan çok nefese benziyordu.

Ağaçların arasından yeşil bir ışık çıktı. Rahat Nefes Yeşili, küçük bir yaprak gibi Ela’nın avucuna düştü.

Ela ışığı gökyüzüne gönderdi. Renkli Kuyruklu Yıldız’ın kuyruğunda üçüncü renk de parladı.

Artık yıldızlar biraz daha belirgindi. Ayın kenarı daha parlaktı. Gece, çocukların üstüne daha sakin örtülüyordu.

Luma fısıldadı:

— Dördüncü renk Sevgi Pembesi. Sıcak Kalp Köprüsü’nde bekliyor.

Sıcak Kalp Köprüsü ince bir köprüydü. Ama korkutucu değildi. Taşları pembe ışıkla parlaması gerekirken solgun görünüyordu. Köprünün altında karanlık değil, uyuyan evlerin sessizliği vardı.

Köprünün başında küçük bir oyuncak ayı oturuyordu. Bir kulağı yamuk, kurdelesi çözülmüştü. Yüzü üzgün değildi ama bekleyen biri gibi duruyordu.

Ela yanına çömeldi.

— Sen burada ne yapıyorsun?

Oyuncak ayı yumuşak bir sesle cevap verdi.

— Bazı çocuklar büyürken eski oyuncaklarını unutur. Oysa sevgi unutulmakla bitmez; sadece çağrılmayı bekler.

Ela odasındaki eski bez bebeği düşündü. Son zamanlarda onunla pek oynamamıştı. Ama bebek hâlâ rafında duruyor, Ela’nın odasını bekliyordu.

Ela içinden bir söz verdi.

— Yarın eski oyuncağıma da sarılacağım. Çünkü bir şeyi daha az kullanmak, onu daha az sevmek demek değildir.

Oyuncak ayının kurdelesi kendiliğinden düğümlendi. Köprünün taşları pembeye dönmeye başladı.

Ama Sevgi Pembesi hâlâ tam çıkmamıştı.

Luma Ela’ya baktı.

— Sevgi sadece hatırlamakla değil, paylaşmakla tamamlanır.

Ela düşündü. Sonra gökyüzünün altındaki bütün çocukları hayal etti. Kimi annesinin sesini dinliyordu, kimi babasının anlattığı masalla uykuya hazırlanıyordu, kimi oyuncak ayısına sarılıyordu, kimi sessizce tavanı izliyordu.

Ela yavaşça konuştu.

— Bu gece güzel rüya isteyen bütün çocuklara sevgimden küçük bir parça gitsin. Kimse eksik hissetmesin.

O anda köprünün ortasından pembe bir ışık yükseldi. Sevgi Pembesi, küçük bir kalp gibi parladı ve Ela’nın avucuna kondu.

Ela onu da Renkli Kuyruklu Yıldız’a gönderdi. Kuyruk şimdi mavi, sarı, yeşil ve pembe ışıkla akıyordu.

Son bir renk kalmıştı.

Mor.

Luma’nın sesi daha da yumuşadı.

— Son renk Güzel Rüya Moru. En sessiz renktir. Onu aramak için artık daha az konuşmalıyız.

Ela başını salladı.

Birlikte Rüya Bahçesi’ne gittiler. Bu bahçede çiçekler yoktu; onun yerine küçük rüya kapıları vardı. Kapıların biri deniz sesi çıkarıyor, biri yıldız tozu kokuyor, biri eski bir ninni gibi mırıldanıyordu.

Fakat kapıların çoğu kapalıydı. Üzerlerinde ince mor çizgiler olması gerekirken çizgiler solmuştu.

Bahçenin ortasında yaşlı bir ay salıncağı vardı. Salıncak yavaşça sallanıyor ama üzerinde kimse oturmuyordu.

Ela salıncağın yanına gitti.

— Güzel Rüya Moru burada mı?

Salıncak çok hafif gıcırdadı. Cevap, sanki rüzgarın içinden geldi.

— Burada. Ama güzel rüyalar zorla açılmaz. Gözler yumuşayınca, kalp sakinleşince, gün vedalaşınca gelir.

Ela anladı. Son renk aranarak değil, bırakılarak bulunacaktı.

Ay salıncağına oturdu. Luma da yanına kondu. Ela gökyüzüne bakmadı. Aşağıdaki evleri saymadı. Sorular sormadı. Sadece orada durdu.

Önce ayak parmakları gevşedi.

Sonra dizleri.

Sonra elleri.

Sonra omuzları.

Sonra yüzü.

Ela’nın nefesi sakinleşti. Günün sesleri uzaklaştı. İçindeki küçük düşünceler sepete girip uyudu. Kalbinin içinde sessiz bir yer açıldı.

İşte o anda Rüya Bahçesi’nin kapıları birer birer aralandı. İçlerinden mor bir ışık çıktı. Bu ışık parlak değildi; uyku gibi derindi. Güzel Rüya Moru, Ela’nın avucuna değil, doğrudan kalbinin üstündeki yıldız şalına kondu.

Luma fısıldadı:

— Son renk seni buldu.

Ela gülümsedi.

— Çünkü artık onu kovalamıyordum.

Mor ışık Renkli Kuyruklu Yıldız’a doğru süzüldü. Kuyruğa karıştığı anda gökyüzü derin bir nefes aldı.

Renkli Kuyruklu Yıldız yeniden tamamlandı.

Kuyruğunda Huzur Mavisi, Güven Sarısı, Rahat Nefes Yeşili, Sevgi Pembesi ve Güzel Rüya Moru birlikte akıyordu. Renkler yüksek sesle parlamıyordu. Gece uyku masalına yakışacak kadar yumuşak, derin ve sakindi.

Yıldızlar yeniden ışıldadı. Ay, gümüş yüzünü toparladı. Bulutlar kenara çekildi. Aşağıdaki evlerin üstüne görünmez bir huzur örtüsü serildi.

Renkli Kuyruklu Yıldız Ela’ya yaklaştı. Sesi uzak bir ninni gibiydi.

— Teşekkür ederim Ela. Bu gece birçok çocuk daha rahat uyuyacak.

Ela gözlerini yarım kapattı.

— Ben de uykumun geldiğini hissediyorum.

— Çünkü yolculuk tamamlandı, dedi kuyruklu yıldız. Şimdi renkler seni de yatağına götürecek.

Luma kanatlarını açtı. Ay kapısı tekrar belirdi. Ela kapıdan geçerken arkasına baktı. Renkli Kuyruklu Yıldız gökyüzünde yavaşça ilerliyor, kuyruğundan yumuşak renkler bırakıyordu.

— Yarın yine gelir misin? diye sordu Ela.

Kuyruklu yıldız cevap verdi:

— Her gece gelirim. Bazen gözle görülürüm, bazen sadece rüyaların içinde yürürüm.

Ela gülümsedi.

Bir sonraki anda kendini yatağında buldu. Pencere hâlâ açıktı. Gece lambası hâlâ yanıyordu. Battaniyesi omuzlarına kadar örtülüydü. Odası aynıydı ama daha huzurlu görünüyordu.

Ela elini kalbinin üstüne koydu. Orada minicik bir sıcaklık vardı. Sanki Güzel Rüya Moru, tamamen gitmemiş de ona küçük bir iz bırakmıştı.

Annesi kapının aralığından baktı.

— Uyuyor musun Ela?

Ela gözlerini kapatmadan önce fısıldadı:

— Neredeyse. Gökyüzünün renklerini yerine koydum.

Annesi gülümsedi. Ela’nın bunu bir oyun gibi söylediğini sandı.

— O zaman şimdi sen de dinlenebilirsin.

— Evet, dedi Ela. Çünkü mavi huzur geldi. Sarı güven geldi. Yeşil nefes geldi. Pembe sevgi geldi. Mor rüya geldi.

Annesi kapıyı biraz daha aralık bıraktı.

— İyi uykular benim küçük yıldızım.

— İyi uykular.

Ela pencereden son kez baktı. Renkli Kuyruklu Yıldız çok uzaktaydı ama hâlâ görünüyordu. Kuyruğu geceye sessiz renkler bırakıyordu. Bu renkler, evlerin çatılarına, ağaçların dallarına, uyuyan kuşların kanatlarına ve çocukların yastıklarına usulca konuyordu.

Ela artık saymaya çalışmadı. Yıldızları tek tek izlemeyi bıraktı. Çünkü bazen uykuya dalmak için her şeyi bilmeye gerek yoktu. Güvende olduğunu hissetmek yeterdi.

Göz kapakları yavaşça kapandı.

Nefesi sakinleşti.

Odası sessizleşti.

Gökyüzü rengini buldu.

Ela da rüyasını buldu.

O gece rüyasında büyük bir bahçede yürüdü. Bahçenin yolları mavi huzurla çizilmişti. Kapıları sarı güvenle açılıyordu. Ağaçları yeşil nefesle sallanıyordu. Salıncağı pembe sevgiyle bekliyordu. Gökyüzünde ise mor rüyalar yumuşak bulutlar gibi dolaşıyordu.

Renkli Kuyruklu Yıldız uzaktan geçerken Ela’ya sessizce göz kırptı.

Ela rüyasında bile gülümsedi.

Ve gece boyunca Işıkpınar’daki çocuklar daha rahat uyudu. Kimi rüyasında deniz kıyısında yürüdü, kimi ay salıncağında sallandı, kimi yıldızlardan yapılmış küçük bir köprüden geçti. Hepsinin rüyasında aynı şey vardı: sakin bir ışık, güvenli bir yol ve onları bekleyen yumuşacık bir sabah.

Renkli Kuyruklu Yıldız Masalı, o geceden sonra Ela’nın en sevdiği uyku masalı oldu. Çünkü bu masal ona şunu hatırlattı: Gece karanlık olmak zorunda değildir. İçinde huzur, güven, nefes, sevgi ve güzel rüyalar varsa gece de renkli olabilir.

Uyku Masalları