Sihirli At Masalı – Prenses Elara ve Büyülü Ormanın Sırrı

Sihirli At Masalı Oku
Sihirli At Masalı – Prenses Elara ve Büyülü Ormanın Sırrı

Bir varmış, bir yokmuş… Uzak diyarlarda, dağların arasında saklanmış, gökyüzüne uzanan kuleleri olan bir krallık varmış. Bu krallıkta insanlar huzur içinde yaşar, geceleri yıldızlara bakarak dilek tutarmış. Sarayın en sevilen kişisi ise Prenses Elara’ymış.

Elara diğer prensesler gibi sadece balolara katılmayı sevmezmiş. Onun en büyük mutluluğu, sarayın arkasındaki Büyülü Orman’a gizlice gidip ağaçlarla konuşmakmış.

— “Ağaçlar bile kalp taşır” dermiş. — “Yeter ki dinlemeyi bilelim.”

Kral babası ona sık sık tembih edermiş:

— “Orman güzeldir ama gizemlidir kızım. Yalnız gitme.”

Elara her zaman dikkatli olurmuş ama merakı da hiç bitmezmiş.

Bir sabah sarayda garip bir sessizlik başlamış. Kuşlar ötmemiş, rüzgâr esmiyormuş. Güneş bile sanki isteksiz doğmuş. Elara pencereden baktığında, ormanın üzerinde gri bir sis gördüğünü fark etmiş.

— “Bu normal değil” diye mırıldanmış.

Aynı gün öğleden sonra saray bahçesinde dolaşırken, eski çeşmenin yanında parlayan bir iz görmüş. Yaklaşınca bunun ayak izi olduğunu anlamış. Ama bu iz, sıradan bir hayvana ait değilmiş. İçinden hafif bir ışık yayılıyormuş.

Elara izi takip etmiş. Ağaçların arasına girmiş. Bir süre sonra geniş bir açıklığa ulaşmış.

Ve orada onu bekleyen bir mucize varmış.

Bembeyaz tüylü, yelesi gümüş gibi parlayan, gözleri gece göğü gibi derin bir at durmuş karşısında.

Elara nefesini tutmuş.

— “Sen… gerçek misin?”

At başını eğmiş.

— “Benim adım Solmar” demiş. — “Ben bir sihirli atım.”

Elara’nın kalbi hızla atmaya başlamış.

— “Konuşabiliyorsun!”

Solmar gülümser gibi kişnemiş.

— “Sadece kalbi temiz olanlar beni duyar” demiş.

Elara hemen sormuş:

— “Ormanda neden sis var?”

Solmar’ın sesi üzgün çıkmış.

— “Büyülü Orman’ın kalbi zayıflıyor. Umut Kristali kayboldu.”

Elara endişelenmiş.

— “Bulamazsak ne olur?”

— “Orman solur, krallık karanlığa gömülür” demiş Solmar.

Elara hiç düşünmemiş.

— “Birlikte bulacağız.”

Solmar diz çökmüş. Elara sırtına binmiş. O an rüzgâr hızlanmış. Toprak hafiflemiş. At koşmaya başlamış ama ayakları yere değmiyormuş.

— “Uçuyoruz!” diye bağırmış Elara.

— “Bu, rüzgar yolu” demiş Solmar.

Önce Parıltı Vadisi’nden geçmişler. Vadide kristal taşlar parlıyormuş. Ama taşların arasında dev bir örümcek ağı varmış. Yol kapanmış.

Elara korkmamış.

— “Cesaretle geçeriz” demiş.

Solmar hızlanmış. Ağların arasından ustaca süzülmüşler.

Sonra Yankı Mağarası’na ulaşmışlar. Mağarada her ses bin kez yankılanıyormuş.

Elara yanlışlıkla ayağını vurmuş.

— “Ah!”

Ses büyüyerek geri dönmüş. Mağara titremiş.

— “Sessiz olmalıyız” demiş Solmar.

Fısıldayarak ilerlemişler.

Üçüncü durak, Gölgeler Ormanı’ymış. Burada ağaçlar yürür gibi hareket edermiş. Yol sürekli değişirmiş.

Elara gözlerini kapatmış.

— “Kalbimi takip edeceğim” demiş.

Ve gerçekten doğru yolu bulmuşlar.

Sonunda Kristal Tepesi’ne varmışlar. Tepede cam gibi parlayan bir taş duruyormuş. Bu, Umut Kristali’ymiş.

Ama yanında karanlık bir büyücü bekliyormuş.

— “Bu kristal benim olacak” demiş alayla.

Elara öne çıkmış.

— “Gücünü korkudan alıyorsun” demiş. — “Ben sevgiden alıyorum.”

Solmar yelesini sallamış. Işık saçılmış. Elara kalbinden gelen gücü hissetmiş.

Birlikte parlamışlar.

Karanlık dağılıp gitmiş.

Elara kristali almış.

Geri dönerken Solmar gökyüzüne yükselmiş. Bulutların arasından geçmişler. Güneş yeniden parlak görünmüş.

Saraya vardıklarında sis tamamen kaybolmuş. Orman yeşermiş. Kuşlar şarkı söylemiş.

Kral kızına sarılmış.

— “Sen gerçek bir kahramansın” demiş.

Elara gülümsemiş.

— “Bunu Solmar olmadan yapamazdım.”

Solmar başını eğmiş.

— “Gerçek sihir, kalpten gelir” demiş.

O günden sonra Elara hem prenses hem de ormanın koruyucusu olmuş. Solmar ise her zor zamanda ortaya çıkmış.

Krallıkta çocuklar bu at masalını anlatırken hep şöyle dermiş:

— “Bir zamanlar cesur bir prenses ve gökyüzünde koşan bir sihirli at vardı…”

Prenses MasallarıUyku Masalları