Bir varmış, bir yokmuş… Uzak diyarların birinde, çiçek kokulu sokakları, renkli pencereli evleri ve yüksek kuleli büyük bir sarayı olan güzel bir şehir varmış. Bu şehirde, adı Sindirella olan nazik, sabırlı ve iyi kalpli bir kız yaşarmış. Sindirella küçükken annesiyle babasıyla çok mutluymuş; annesi ona şarkılar öğretir, babası akşamları masallar anlatırmış.
Fakat bir gün annesi hastalanmış. Sindirella her gün onun başında beklemiş, elini tutmuş, ona su getirmiş, dualar etmiş. Ama annesi iyileşememiş ve bir gün gözlerini kapatıp uzun bir uykuya dalmış. Sindirella o günden sonra ne zaman gökyüzüne baksa annesinin gülüşünü hatırlarmış.
Babası, Sindirella’nın üzülmesine dayanamazmış. Ona hem anne hem baba olmaya çalışırmış. Yıllar geçince babası da yalnızlığa yenik düşmüş ve yeniden evlenmiş. Yeni eşi, yanında iki kızıyla eve gelmiş. İlk günlerde güler yüzlü davranmış, evde tatlı sözler söylemiş. Sindirella da umutlanmış; belki yeniden sıcak bir aile olur diye düşünmüş.
Ama işler bir süre sonra değişmiş. Babası uzun bir yolculuğa çıkmış. Yolculuktan geri dönememiş. O gün evin içindeki sevgi sanki çekilmiş gitmiş. Üvey anne sertleşmiş, üvey kız kardeşler Sindirella’yı kendilerinden aşağı görmeye başlamış.
Üvey anne Sindirella’ya emir verir gibi konuşurmuş.
— “Sabah gün doğmadan kalkacaksın” dermiş.
— “Şömineyi yakacaksın, külünü temizleyeceksin.”
— “Odaları süpüreceksin, yemek yapacaksın, çamaşır yıkayacaksın.”
Sindirella her işi yaparmış. Üvey kardeşleri ise güzel odalarda oturur, yeni kurdeleler dener, aynanın karşısında döner dururmuş.
— “Saçım daha dalgalı olsun!” derlermiş.
— “Elbisem daha parlak dursun!” diye söylenirlermiş.
Sindirella ise çoğu zaman şöminenin yakınında çalıştığı için yüzü kül olurmuş. Saçına kül konar, elleri is içinde kalırmış. Üvey kardeşleri ona alay ederek:
— “Külkedisi!” demeye başlamışlar.
Sindirella bu sözleri duyunca içi acırmış ama kalbini sertleştirmezmiş. Sessizce işine devam eder, kimseye kötü söz söylemezmiş. Bahçedeki çiçekleri sulamayı, kuşlara yem vermeyi hiç bırakmazmış. Küçük hayvanlar onu çok severmiş. Fareler onun yanına gelir, kuşlar pencereye konar, sanki ona “yalnız değilsin” der gibi bakarlarmış.
Bir gün şehir meydanında davullar çalmış. Saraydan gelen görevliler sokak sokak duyuru yapmış:
— “Büyük balo! Prensimiz için sarayda balo düzenlenecek!”
— “Ülkedeki tüm genç kızlar davetlidir!”
Üvey kardeşler sevinçten zıplamış.
— “Gideceğiz!” demiş biri.
— “Prens beni görür görmez aşık olacak!” demiş diğeri.
Elbiseler çıkarılmış, saçlar taranmış, ayakkabılar seçilmiş. Sindirella da çekinerek sormuş:
— “Ben de baloya gidebilir miyim?”
Üvey anne kahkaha atmış.
— “Sen mi?” demiş.
— “Bu eski kıyafetlerle mi saraya gideceksin?”
— “Evde kalıp işleri bitireceksin!”
Sindirella bir şey dememiş. O gece herkes saraya giderken o evde kalmış. Pencereden dışarı bakmış; uzaktan sarayın ışıkları görünüyormuş. İçinden bir dilek tutmuş. Tam o sırada odanın içinde yumuşak bir ışık belirmiş.
Sindirella şaşkınlıkla ayağa kalkmış.
Işığın içinden güzel giyimli bir peri kadın çıkmış. Gülümsemesi sıcakmış.
— “Ağlama Sindirella” demiş.
— “İyi kalpliler bazen geç ödüllendirilir ama mutlaka ödüllendirilir.”
Sindirella gözlerini silmiş.
— “Ben sadece baloya gitmek istemiştim” demiş.
— “Ama mümkün değil…”
Peri asasını kaldırmış.
— “Mümkün” demiş.
Bahçedeki balkabağı altın süslemeli zarif bir arabaya dönüşmüş. Fareler beyaz at olmuş. Kertenkeleler şık uşak olmuş. Sonra peri, asasını Sindirella’ya çevirmiş. Üzerindeki eski elbise bir anda parıltılı, zarif bir balo elbisesine dönüşmüş. Ayağında camdan yapılmış ince ayakkabılar belirmiş.
Peri ciddi bir sesle uyarmış:
— “Unutma” demiş.
— “Büyü gece yarısına kadar. Saat on iki olunca her şey eski haline döner.”
Sindirella başını sallamış.
— “Söz, dikkat edeceğim” demiş ve arabaya binmiş.
Sarayın kapısından içeri girdiğinde herkes ona dönüp bakmış. Çünkü o gece salona giren kız, sanki ışık taşıyormuş gibi görünüyormuş. Prens onu görür görmez yanına gelmiş.
— “Bu geceyi benimle dans ederek geçirir misin?” diye sormuş.
Sindirella nazikçe gülümsemiş.
— “Memnuniyetle” demiş.
Gece boyunca dans etmişler. Prens onunla konuşurken kendini çok iyi hissediyormuş. Sindirella ise uzun zaman sonra ilk kez gerçekten mutluymuş. Prens adını sormuş ama Sindirella gizemini korumak istemiş.
Saat ilerledikçe Sindirella’nın kalbi hızlı atmaya başlamış. Saatin yaklaştığını anlamış. Bir anda kuledeki saat çanları duyulmuş.
— “On ikiye geliyor…” diye fısıldamış.
Prense bakmış.
— “Gitmem gerek” demiş.
Prens şaşırmış.
— “Ama neden?”
Sindirella cevap veremeden koşmuş. Merdivenlerden inerken bir cam ayakkabısı ayağından çıkıp basamakta kalmış. Sindirella durmamış. Saraydan çıkıp arabaya atlamış. Tam evine yaklaşırken büyü bozulmuş; araba yine balkabağı olmuş, uşaklar ve atlar eski haline dönmüş, elbisesi sadeleşmiş. Sindirella elindeki tek cam ayakkabıyla eve girmiş.
Ertesi gün prens saray görevlilerini çağırmış.
— “Bu ayakkabının sahibi kimse onu bulacağım” demiş.
— “Ayakkabı kime olursa, onunla evleneceğim.”
Görevliler ev ev dolaşmış. Her genç kıza ayakkabıyı denetmişler. Sonunda Sindirella’nın evine gelmişler. Üvey kardeşler sırayla ayakkabıyı denemiş ama hiçbirine olmamış. Üvey anne yüzünü buruşturmuş, görevlileri acele ettirmek istemiş.
Tam kapı kapanacakken Sindirella nazikçe konuşmuş:
— “Ben de deneyebilir miyim?”
Üvey kardeşler gülmüş.
— “Sen mi? Külkedisi mi?”
Ama görevli durdurmuş.
— “Herkes deneyebilir” demiş.
Sindirella ayakkabıyı giymiş. Ayakkabı ayağına tam olmuş. Sonra cebinden diğer eşini çıkarıp göstermiş. Görevliler şaşkınlıkla birbirine bakmış.
Sindirella saraya götürülmüş. Prens onu görünce hemen tanımış.
— “Bu sensin!” demiş sevinçle.
Sindirella gülümsemiş.
— “Evet” demiş. — “Ama ben hep bendim.”
Şehirde büyük bir düğün yapılmış. Herkes günlerce kutlama yapmış. Sindirella sarayda yaşamaya başlamış ama kalbi değişmemiş. Yine nazik kalmış, yine yardımsever olmuş. Üvey annesine ve üvey kardeşlerine bile kin tutmamış.
Üvey anne utançla başını eğmiş.
— “Ben yanlış yaptım” demiş.
Sindirella yumuşak bir sesle cevap vermiş:
— “Geçmiş geçti” demiş. — “Önemli olan bundan sonrası.”
Ve Sindirella, masalın sonunda herkesin hatırladığı bir söz bırakmış:
— “Gerçek güzellik kalptedir.”
Bu masalda sabır ve iyilik, en zor günlerde bile insanı güçlü tutar. Umudunu kaybetmeyen herkes bir gün mutluluğu bulur. Çocuk masalları arasında yer alan bu hikâye, iyiliğin sessiz ama güçlü etkisini hatırlatır.
