Sonic masalı seven çocuklar için hızlı, renkli ve oyun sahnesi gibi akan yepyeni bir macera! Bu hikayede Can, bir anda Sonic oyununun içine düşer, Sonic ve Doktor Eggman ile gerçek bir bölüm oynuyormuş gibi yüzleşir.
Bir varmış bir yokmuş… Yağmurun cama ritim tuttuğu sakin bir akşamda, küçük Can odasında en sevdiği oyunu oynuyordu: Sonic. Ekranda Sonic mavi bir çizgi gibi koşuyor, altın halkaları toplayıp engellerin üzerinden atlıyordu.
— Can: “Haydi Sonic, biraz daha hızlan! Bu bölümde Doktor Eggman’i kesin yeneceğiz!”
Bir anda ekran ışıkları titredi, görüntü bulanıklaştı. Konsolun tuşlarının arasından küçük bir kıvılcım sıçradı. Oda sanki dönen bir tünelin içine girmiş gibi dönmeye başladı. Can gözlerini yeniden açtığında, kendini yeşil tepelerin, mavi gökyüzünün ve havada asılı altın halkaların arasında buldu.
Yanından mavi bir fırtına gibi biri geçti ve aniden durdu. Bu, gerçek Sonic’ti.
— Sonic: “Vay canına! Sen oyundaki karakterlerden biri değilsin. Buraya nasıl geldin küçük dost?”
— Can: “Galiba… oyunun içine düştüm. Burası gerçekten Sonic dünyası mı?”
— Sonic: “Aynen öyle! Madem buradasın, o zaman bu bölümü birlikte geçeriz.”
Gökyüzü hafifçe karardı. Metalik bir uğultu duyuldu ve yuvarlak, uçan bir kapsül tepelerinde belirdi. İçinde, tanıdık, bıyıklı ve şişman bir kötü adam vardı: Doktor Eggman.
— Doktor Eggman: “Ha ha ha! Sonic! Bu sefer sadece hayvanları değil, oyunun bütün kodlarını ele geçiriyorum! Bu dünya artık benim laboratuvarım olacak!”
Can, Sonic’in yanına iyice sokuldu.
— Can: “Eğer kodları ele geçirirse… ben eve geri dönemem, değil mi?”
— Sonic: “Merak etme. Ben varken kimseyi burada mahsur bırakamaz. Planını bozacağız. Hazır mısın kahraman?”
— Can: “Hazırım!”
Önlerinde, havada asılı platformlar ve aralarına dizilmiş altın halkalar belirdi. Sonic koşmaya başladı, Can da arkasından dikkatle ilerledi.
— Sonic: “Halkaların hepsi masum görünür ama bazıları Eggman’in tuzakları. Gözünü dört aç!”
Yer aniden sarsıldı. Zeminden metal dikenli robotlar fırladı, gözleri kırmızı kırmızı yanıyordu.
— Can: “Sonic, sağında robot var!”
— Sonic: “Tam bana göre!”
Sonic, bir anda top gibi kıvrılıp hızla dönerek robotlara çarptı. Kıvılcımlar etrafa saçıldı, robotlar parçalara ayrıldı. Tam o sırada halkalardan biri parlak mavi bir ışık yaymaya başladı.
— Sonic: “İşte bu! Gizli geçidi açan halka. Hadi, birlikte atlayalım!”
Mavi ışığın içinden geçtiklerinde kendilerini yüksek tavanlı, metal bir odada buldular. Duvar boyunca şeffaf kapsüller dizilmişti. İçlerinde minik tavşanlar, kuşlar ve sincaplar sıkışıp kalmıştı.
— Can: “Yazık… Hepsi korkmuş görünüyor.”
— Sonic: “Eggman, makinelerine güç vermek için onları robotlara dönüştürüyor. Bu seviyede ilk işimiz onları kurtarmak.”
Odanın ortasında kırmızı, sarı ve yeşil ışıklarla parlayan üç düğmeli bir panel duruyordu.
Tavan hoparlörlerinden Doktor Eggman’ın sesi duyuldu:
— Doktor Eggman: “Hadi bakalım küçük kahraman! Yanlış düğmeye basarsan bu seviyede sonsuza kadar kalırsın!”
Can, düğmelere bakarken annesinin aklına kazınmış sözlerini hatırladı.
— Can (fısıldayarak): “Düşün, nefes al, acele etme…”
— Sonic: “Ne yapacağına sen karar vereceksin. Bu bölümün asıl kahramanı sensin.”
Can derin bir nefes aldı, trafik ışıklarını düşündü: kırmızı “dur”, sarı “bekle”, yeşil “geç”.
— Can: “Cevabı biliyorum.”
Elini uzattı ve kararlı bir şekilde yeşil düğmeye bastı.
Kapsüller tek tek açıldı. Minik hayvanlar sevinçle zıplayarak Sonic’in yanına koştu.
— Sonic: “Mükemmel seçim! Bunu benden bile hızlı çözdün.”
— Doktor Eggman: “Grrr! Bir dahaki seviyede o kadar şanslı olmayacaksınız!”
Bir anda sirenler çalmaya başladı. Tavanlardan parlak kod parçacıkları yağdı, zemin çatırdamaya başladı.
— Sonic: “Kule çökmeden buradan çıkmamız gerek!”
— Can: “Ama gerçek dünyaya dönüş kapım nerede?”
Sonic, hiç tereddüt etmeden elini uzattı.
— Sonic: “Bana güven. Halkalar bize yolu gösterecek.”
İkisi de yeniden koşmaya başladı. Zıplayarak halkalara ulaştılar, dönen platformlardan atladılar. Son büyük halkaya bastıklarında etrafları bembeyaz bir ışıkla kaplandı.
Işık çekildiğinde Can kendini tekrar odasındaki koltukta buldu. Ekranda Sonic oyununun ana menüsü görünüyordu, her şey normaldi. Ama elleri boş değildi; avucunun içinde küçük, altın rengi bir halka vardı.
— Can: “Bu… oyundan mı geldi gerçekten?”
Halkanın parıltısında sanki Sonic’in sesi duyuluyordu:
— Sonic: “Bölümü başarıyla geçtin kahraman. Şimdi sıra gerçek dünyadaki zamanı iyi kullanmakta.”
Can gülümsedi. O günden sonra oyun oynamaya devam etti, ama her seviyeden sonra konsolu kapatıp ailesiyle ve arkadaşlarıyla da zaman geçirmeyi ihmal etmedi.
Ve bu sonic masalını dinleyen herkes şunu hatırlarmış:
“Hız güzeldir ama kalbin sevdiklerinle aynı ritimde attığında, gerçek zafer işte o zaman kazanılır.”
