Uzak denizlerin kıyısında, martıların sabah şarkılarıyla uyanan küçük bir liman kasabası vardı. Bu kasabada en çok tanınan geminin adı Cesur Martı idi. Gemi ne çok büyük ne de çok süslüydü; ama dalgaları dinlemeyi bilen, rüzgarla dost olan, güvenilir bir yol arkadaşıydı.
Cesur Martı'nın kaptanı Temel Reis'ti. Temel Reis, piposunu ağzında taşıyan, kolları güçlü, kalbi daha da güçlü bir denizciydi. Onun yanında Safinaz vardı. Safinaz ince düşünceli, dikkatli ve cesur bir yol arkadaşıydı. Haritaları okumayı, yıldızlara bakarak yön bulmayı ve zor anlarda sakince düşünmeyi çok iyi bilirdi.
Bir sabah limanda tuhaf bir şey oldu. Eski balıkçı kulübesinin çatısından sararmış bir parça kağıt düştü. Kağıt rüzgarla savruldu, iskele taşlarına çarptı ve tam Safinaz'ın ayaklarının önünde durdu.
– Temel Reis, şuna bak! dedi Safinaz. Bu sıradan bir kağıda benzemiyor.
Temel Reis kağıdı dikkatle açtı. Üzerinde kıvrılan mavi çizgiler, küçük ada resimleri ve kenarında eski bir not vardı.
– Vay canına! dedi Temel Reis. Bu bir deniz haritası. Hem de çok eski bir harita.
Safinaz haritanın kenarındaki yazıyı okudu:
– “Harita Hazinesi, altını arayanın değil, yolunu kaybetmeyenin olur.”
Temel Reis kaşlarını kaldırdı.
– Demek bu hazine sadece sandıkla ilgili değil, Safinaz. Burada akıl isteyen bir iş var.
İkisi haritayı incelerken, iskelede iri adımlarla yürüyen Kabasakal göründü. Kabasakal’ın gölgesi bile gürültülüydü. Kocaman sakalını sıvazladı, gözlerini haritaya dikti.
– O harita benim olmalı! dedi Kabasakal. Denizde hazine varsa en önce ben bulurum.
Safinaz haritayı arkasına sakladı.
– Bu harita kimsenin zorla alacağı bir şey değil, Kabasakal.
Temel Reis sakin ama kararlı konuştu:
– Hazineye giden yol kavga ile açılmaz. Yolculuğa çıkacaksan dürüstçe gelirsin.
Kabasakal önce homurdandı. Sonra haritanın üzerindeki eski yazıya baktı. Hazineyi tek başına bulamayacağını anlamıştı.
– Peki. dedi. Ben de geliyorum. Ama hazineyi görünce ilk ben bakacağım.
Safinaz gülümsedi.
– Bakmak serbest. Sahiplenmek için önce hak etmek gerekir.
Böylece Temel Reis, Safinaz ve Kabasakal, Cesur Martı gemisine bindiler. Yelkenler açıldı. Rüzgar usulca esti. Gemi limandan ayrılırken çocuklar iskeleden el salladı, martılar geminin peşinden döndü.
Harita onları önce Üç Dalgalar Geçidi'ne götürüyordu. Burası denizin oyun oynamayı sevdiği bir yerdi. Dalgalar bazen sağdan, bazen soldan gelir, gemileri şaşırtırdı.
Safinaz dürbününü kaldırdı.
– Dalgalar aynı yönden gelmiyor. Haritada üç dalganın arasında ince bir boşluk çizilmiş.
Temel Reis dümeni sıkıca tuttu.
– O halde dalgalarla kavga etmeyeceğiz. Aralarından geçeceğiz.
Kabasakal sabırsızlandı.
– Ben olsam tam ortadan hızla dalardım!
Safinaz başını salladı.
– Her güçlü görünen yol doğru yol değildir.
Temel Reis gemiyi dalgaların ritmine göre çevirdi. Bir dalga yükseldiğinde bekledi, alçaldığında ilerledi. Cesur Martı suyun üzerinde bir kuş gibi süzüldü. Kabasakal önce korkmadığını göstermeye çalıştı, sonra geminin kenarına sıkıca tutundu.
– Ben zaten böyle geçecektim. dedi kısık sesle.
Safinaz onu duydu ama gülmedi. Çünkü bazen birinin utanmadan öğrenmesine izin vermek de iyilikti.
Geçidi aşınca haritanın üzerindeki mavi çizgiler hafifçe parladı. Kağıdın köşesinde yeni bir işaret belirdi: Gümüş Pusula Adası.
Öğleye doğru küçük bir ada göründü. Adanın kumları açık renkliydi, taşları parlak griydi. Ortasında eski bir deniz feneri duruyordu. Fener artık ışık vermiyordu ama kapısında pusula şekli vardı.
Üçü kıyıya çıktı. Fenerin içine girdiklerinde yerde yuvarlak bir taş gördüler. Taşın üzerinde dört yön yazıyordu: kuzey, güney, doğu, batı. Fakat haritada beşinci bir yön işaretlenmişti.
Kabasakal gözlerini kısıp baktı.
– Beşinci yön mü olurmuş? Harita bozuk bu!
Safinaz yerdeki taşın kenarlarını inceledi.
– Belki de beşinci yön, yürüdüğümüz yer değil; seçtiğimiz davranıştır.
Temel Reis başını salladı.
– Kuzeye giden kuzeye varır. Ama doğru davranan bazen gizli kapıyı bulur.
O sırada Safinaz, taşın ortasında küçücük bir yazı fark etti:
– “Paylaşan yönünü bulur.”
Kabasakal cebinden küçük bir bisküvi çıkardı. Kimseye göstermeden yiyecekti. Sonra Safinaz'ın yazıyı okuduğunu gördü. Biraz düşündü, bisküviyi ikiye böldü. Sonra üçüncü parçayı da kopardı.
– Alın bakalım. dedi. Ben zaten çok aç değildim.
Temel Reis parçayı aldı.
– İşte şimdi beşinci yön bulundu.
Taş yavaşça döndü. Fenerin duvarında gizli bir bölme açıldı. İçinden küçük gümüş bir pusula çıktı. Pusulanın ibresi kuzeyi değil, haritanın bir sonraki işaretini gösteriyordu.
Safinaz pusulayı eline aldı.
– Sıradaki yer Sisli Balina Koyu.
Kabasakal derin bir nefes aldı.
– Balina mı dedin?
– Korktun mu? diye sordu Temel Reis.
– Hayır. dedi Kabasakal hemen. Sadece balinaların beni görünce heyecanlanmasını istemem.
Akşama doğru denizin üstünü ince bir sis kapladı. Gemi ağır ağır ilerledi. Sis o kadar yoğundu ki, burunlarının ucunu bile zor görüyorlardı. Temel Reis dümeni bırakmadı. Safinaz pusulayı izledi. Kabasakal ise sürekli etrafa bakıyor, her gölgeyi hazine sandığı sanıyordu.
Birden derinden gelen yumuşak bir ses duyuldu. Bu, bir balinanın şarkısıydı. Ses korkutucu değil, sakin ve büyüleyiciydi.
Safinaz fısıldadı:
– Dinleyin. Balina bize yol gösteriyor olabilir.
Kabasakal homurdandı.
– Ben hazineye şarkıyla değil, kürekle giderim.
Tam o anda sisin içinde büyük bir kaya belirdi. Temel Reis dümeni çevirdi ama gemi kayaya çok yaklaşmıştı. Kabasakal hızlıca halata atıldı. Safinaz yelken ipini çözdü. Temel Reis gemiyi rüzgara doğru kırdı. Üçü aynı anda çalışınca Cesur Martı kayaya çarpmadan kurtuldu.
Balina yeniden şarkı söyledi. Bu kez ses soldan geliyordu.
Safinaz pusulaya baktı.
– Pusula da aynı yönü gösteriyor. Balinayı takip edelim.
Temel Reis kabul etti. Gemi balinanın şarkısını izledi. Sis yavaş yavaş açıldı ve karşılarında hilal biçiminde bir koy belirdi. Koyun ortasında suyun üstüne çıkmış eski bir çapa vardı. Çapanın üzerinde haritadaki işaretin aynısı kazılıydı.
Kabasakal hemen sandık aramaya başladı.
– Hazine nerede? Kumda mı? Kayada mı? Geminin altında mı?
Safinaz çapaya yaklaştı. Çapanın üzerinde şu yazıyordu:
– “Sesi duyan geçer, gürültü yapan kalır.”
Temel Reis Kabasakal'a baktı.
– Bazen deniz bağıranı değil, dinleyeni sever.
Kabasakal bu kez itiraz etmedi. Balinanın şarkısını dinledi. Sonra sessizce başını eğdi.
– Belki de biraz fazla gürültü yapıyorumdur.
Safinaz yumuşak bir sesle cevap verdi:
– Bunu fark etmek de iyi bir başlangıç.
O anda çapanın altındaki su parladı. Haritanın üzerinde yeni bir çizgi ortaya çıktı. Çizgi, son durağı gösteriyordu: Harita Hazinesi Kayalığı.
Gece yaklaşıyordu. Gökyüzüne yıldızlar dizildi. Safinaz yıldızlara bakarak yönü kontrol etti. Temel Reis geminin lambasını yaktı. Kabasakal ise ilk kez kimseye sormadan güvertedeki dağınık halatları topladı.
Temel Reis bunu fark etti.
– Güzel iş, Kabasakal.
Kabasakal omuz silkti.
– Dağınık halat ayağa dolanır. Ben sadece hazineye giderken düşmek istemiyorum.
Ama Safinaz onun artık sadece hazineyi değil, yolculuğu da düşündüğünü anlamıştı.
Sabah olduğunda Harita Hazinesi Kayalığı göründü. Kayalık, denizin ortasında yükselen büyük bir taş kapı gibiydi. Üzerinde ne altın vardı ne de mücevher. Sadece haritadaki semboller ve ortasında boş bir oyuk vardı.
Safinaz gümüş pusulayı oyuğa yerleştirdi. Taş kapı titredi. Ama açılmadı.
Kabasakal sabırsızlandı.
– İtelim! Kıralım! Çekelim!
Temel Reis kolunu kaldırdı.
– Dur. Bu kapı güçle açılacak gibi durmuyor.
Safinaz haritayı kapının önüne tuttu. Haritanın yazısı yeniden parladı:
– “Üç kişi yola çıktı. Biri dümeni tuttu, biri yönü buldu, biri kendini değiştirdi. Hazine, birlikte tamamlanan kalptedir.”
Kabasakal sessizleşti. Sonra sakalını kaşıdı.
– Kendini değiştiren ben miyim?
Safinaz gülümsedi.
– Bunu en iyi sen bilirsin.
Kabasakal derin bir nefes aldı. Sonra cebinden küçük bir bez torba çıkardı. İçinde limandan gizlice aldığı parlak bir düğme vardı. Aslında onu hazine sanıp saklamıştı.
– Bunu kulübeden almıştım. dedi. Geri vermem gerekiyordu. Hazineyi bulunca kimse fark etmez sanmıştım.
Temel Reis sert ama adil baktı.
– Yanlışı saklamak, denizde delik tekneyle yol almak gibidir. Bir süre gidersin ama sonunda su alırsın.
Kabasakal düğmeyi taş kapının önüne bıraktı.
– O zaman ben de su almadan döneyim. Bunu geri vereceğim.
Taş kapı bu sözleri bekliyormuş gibi ağır ağır açıldı. İçeriden altın ışık değil, sıcak bir gün doğumu gibi yumuşak bir aydınlık yayıldı. Üçü içeri girdi.
Mağaranın ortasında eski bir sandık vardı. Kabasakal'ın gözleri büyüdü. Sandığın kapağı açıldığında içinden ne altın ne inci ne de pırlanta çıktı. Sandığın içinde rulo rulo haritalar vardı. Her harita başka bir adayı, başka bir güvenli geçidi, kayıp deniz fenerlerini, tatlı su kaynaklarını ve fırtınadan korunacak koyları gösteriyordu.
Kabasakal şaşkınlıkla bağırdı:
– Bu mu yani? Hazine kağıt mı?
Safinaz haritalardan birini açtı.
– Bunlar kaybolan gemilere yol gösterebilir. Susuz kalan denizcilere kaynak buldurabilir. Fırtınaya yakalananları güvenli koya ulaştırabilir.
Temel Reis sandığın kapağındaki yazıyı okudu:
– “En büyük hazine, sadece sahibini zengin eden değil, herkese yol olan bilgidir.”
Kabasakal uzun süre konuşmadı. Sonra yavaşça başını salladı.
– Yani bu haritalarla bütün denizciler daha güvenli yolculuk yapabilir.
– Aynen öyle. dedi Safinaz.
Kabasakal sandığa tekrar baktı.
– O zaman bu hazineyi saklamayalım. Limana götürelim. Herkes öğrensin.
Temel Reis gülümsedi.
– İşte şimdi gerçekten hazineyi bulduk.
Üçü sandığı Cesur Martı'ya taşıdı. Dönüş yolunda deniz daha sakin görünüyordu. Belki de deniz değişmemişti; değişen, gemidekilerin kalbiydi.
Liman kasabasına vardıklarında herkes iskeleye toplandı. Temel Reis haritaları kasabanın eski deniz evine astı. Safinaz çocuklara yıldızlarla yön bulmayı anlattı. Kabasakal ise aldığı düğmeyi balıkçı kulübesine geri verdi.
Kulübenin sahibi yaşlı balıkçı düğmeyi görünce şaşırdı.
– Bunu sen mi getirdin, Kabasakal?
Kabasakal boğazını temizledi.
– Evet. Yanlışlıkla bende kalmıştı. Bu kez doğru yere bıraktım.
Temel Reis hiçbir şey demedi. Sadece başıyla onayladı. Çünkü bazı özürler yüksek sesle değil, doğru davranışla tamamlanırdı.
O günden sonra Cesur Martı yalnızca bir gemi olarak anılmadı. O, Harita Hazinesi'ni bulan gemi oldu. Safinaz'ın dikkatli aklı, Temel Reis'in cesur yüreği ve Kabasakal'ın değişmeyi öğrenen kalbi çocukların dilinden düşmedi.
Kasabanın çocukları sık sık deniz evine gider, haritalara bakar ve hayal kurardı. Kimi kaptan olmak isterdi, kimi fener bekçisi, kimi de balinaların şarkısını dinleyen bir gezgin.
Bir gün küçük bir çocuk Temel Reis'e sordu:
– Temel Reis, gerçek hazine nerede?
Temel Reis piposunu kenara aldı, denize baktı ve cevap verdi:
– Gerçek hazine, doğru yolu bulunca sadece kendin gitmemendir. Arkandan gelenler de kaybolmasın diye bir işaret bırakmandır.
Safinaz çocuğun omzuna hafifçe dokundu.
– Bir de unutma. Haritayı okumak önemlidir ama kalbini doğru tutmak daha önemlidir.
Kabasakal uzaktan seslendi:
– Ve bisküviyi paylaşmak da fena fikir değildir!
Herkes güldü. Deniz kıyıya usulca vurdu. Martılar gökyüzünde döndü. Cesur Martı'nın yelkenleri rüzgarla hafifçe kıpırdadı.
Ve o günden sonra limandaki çocuklar ne zaman bir harita görse, sadece hazine sandığını düşünmedi. Yardımı, dostluğu, dürüstlüğü ve birlikte yol almanın gücünü de hatırladı.
Çünkü Temel Reis ve Harita Hazinesi masalı onlara şunu öğretmişti: En değerli hazine, parlayan şey değil; insanın içini aydınlatan doğru seçimdir.
