Küçük, ortanca ve büyük keçi, yemyeşil otlarla dolu geniş bir ovada yaşardı. Ovanın adı Papatya Düzlüğü’ydü. İlkbaharda her yer mis gibi kokar, yazın rüzgâr ince ince eser, sabahları çiy damlaları otların ucunda boncuk gibi parıldardı.
Küçük keçinin adı Çıtırcıktı. Meraklıydı, incecik sesle konuşur, en küçük yaprağın bile neden sallandığını sorardı. Ortanca keçinin adı Benekti. Dikkatliydi, ayak izlerini tanır, rüzgârın yönünden havanın nasıl değişeceğini anlardı. Büyük keçinin adı ise Karaçandı. Güçlüydü ama gücünü göstermeyi sevmezdi. Ona göre gerçek büyüklük, başkasını korkutmak değil, zor bir durumda doğru yolu bulmaktı.
Üç kardeş keçi her sabah annelerinin öğüdünü hatırlayarak otlamaya çıkardı:
— Gözünüz açık olsun, ama kalbiniz de kapalı kalmasın. Her sorun boynuzla çözülmez.
Bir gün Papatya Düzlüğü’nde garip bir sessizlik başladı. Önce kuşlar daha az öttü. Sonra dere incecik akmaya başladı. Ardından otlar eskisi kadar taze kalmadı. Keçiler, ovanın diğer ucundaki Ballıtepe’de hâlâ yemyeşil otlar olduğunu duydu.
Fakat Ballıtepe’ye gitmek kolay değildi. Oraya varmak için eski taş köprüden geçmek gerekiyordu. Köprünün altında ise kimsenin yaklaşmak istemediği karanlık bir geçit vardı. Çünkü o geçitte Gölge Tilki yaşardı.
Gölge Tilki, diğer tilkilere benzemezdi. Çok hızlı koşmazdı ama herkesi kandıracak sözler bulurdu. Köprüden geçmek isteyen hayvanlara korkutucu sesler çıkarır, sonra da onların yiyeceklerini alırdı.
Çıtırcık köprüyü görünce durdu.
— Ben küçük olduğum için beni fark etmez belki.
Benek hemen başını salladı.
— Fark eder. Çünkü kötü niyetli olanlar en çok küçükleri kolay sanır.
Karaçan köprünün taşlarına baktı. Bazı taşlar yerinden oynamıştı. Köprünün altında kuru dallar, eski yapraklar ve tilkinin bıraktığı kemirilmiş meyveler vardı.
— Biz bu köprüden geçeceğiz, ama aceleyle değil, akılla.
Önce Çıtırcık köprünün başına yaklaştı. Daha ilk adımını atmıştı ki köprünün altından kalınlaştırılmış bir ses duyuldu:
— Kim geçiyor benim köprümden?
Çıtırcık korktu ama kaçmadı.
— Ben Çıtırcık. Ballıtepe’ye gidiyorum.
Gölge Tilki karanlığın içinden güldü.
— Geçmek istiyorsan çantanı bırak. Yoksa seni korkuturum.
Çıtırcık’ın çantasında annesinin koyduğu üç kuru incir vardı. Küçük keçi bir an düşündü. Sonra sesini yumuşattı.
— Benim çantam küçük. Ama arkamdan ortanca kardeşim geliyor. Onun çantası daha dolu.
Tilki hemen ilgilendi.
— Öyle mi? O zaman sen geç. Ama sakın geri dönme!
Çıtırcık köprünün diğer tarafına geçti. Koşmak istedi ama koşmadı. Çünkü planları vardı. Hemen Ballıtepe’ye varmak yerine, köprünün kenarındaki ince söğüt dallarını toplamaya başladı.
Biraz sonra Benek geldi. Köprüye adımını attığında Gölge Tilki yine bağırdı:
— Kim geçiyor benim köprümden?
— Ben Benek. Ballıtepe’ye gidiyorum.
— Geçmek istiyorsan çantanı bırak!
Benek köprünün taşlarına dikkatle baktı. Tilkinin sesi köprünün tam ortasından değil, sağ alt taraftan geliyordu. Demek ki tilki orada saklanıyordu.
— Benim çantamda kuru ot var. Ama arkamdan büyük kardeşim geliyor. Onun yanında kocaman bir sepet var.
Gölge Tilki’nin gözleri parladı.
— Kocaman sepet mi?
— Evet. Ama o güçlüdür. Kızdırırsan köprü sallanır.
Tilki bir an sustu. Sonra kurnazca güldü.
— Geç bakalım. Ben büyük olanı beklerim.
Benek de karşıya geçti. Çıtırcık’ın topladığı söğüt dallarını görünce hemen anladı. Birlikte dalları örmeye başladılar. İnce ama sağlam bir bağ yaptılar. Sonra köprünün gevşek taşlarının çevresine doladılar.
— Bu ne işe yarayacak? diye sordu Çıtırcık.
— Tilki bizi korkutmak için köprüyü kullanıyor. Biz de köprüyü güvenli yapacağız.
Sonunda Karaçan köprünün başına geldi. Gölge Tilki bu kez daha kalın bir sesle bağırdı:
— Kim geçiyor benim köprümden?
Karaçan hiç acele etmedi.
— Ben Karaçan. Kardeşlerimin yanına gidiyorum.
Tilki saklandığı yerden çıktı. Kuyruğunu kabartmış, gözlerini büyütmüştü.
— Geçmek istiyorsan sepetini bırak!
Karaçan’ın yanında aslında kocaman bir sepet yoktu. Sadece boş bir ot torbası vardı. Tilki bunu görünce sinirlendi.
— Beni kandırdınız!
Karaçan sakin kaldı.
— Hayır. Sen kendini kandırdın. Küçüğü kolay sandın, ortancayı dinlemedin, büyüğü sadece güç sanıp bekledin.
Tilki dişlerini gösterdi.
— Ben bu köprünün sahibiyim!
Benek karşı taraftan seslendi:
— Köprü kimsenin değil. Herkesin yolu.
Çıtırcık da ekledi:
— Üstelik köprünün taşlarını gevşetmişsin. Biri düşebilirdi.
Tilki önce güldü, sonra köprünün ortasına zıpladı. Ama keçilerin dallarla bağladığı taşlar artık eskisi gibi sallanmıyordu. Tilki köprüyü oynatamayınca öfkeyle sağa sola koştu. O sırada saklandığı yerdeki kuru yapraklar dağıldı ve altından küçük bir su kanalı ortaya çıktı.
Benek’in gözleri parladı.
— Bakın! Dereyi kurutan şey bu olabilir.
Karaçan hemen köprünün altına indi. Eski yapraklar, dallar ve taşlar suyun yolunu kapatmıştı. Gölge Tilki meyvelerini saklamak için orayı doldurmuş, farkında olmadan ovanın suyunu kesmişti.
— Bu yüzden Papatya Düzlüğü kuruyor.
Tilki’nin öfkesi bir anda söndü. Çünkü o da susuz kalmıştı. Sakladığı meyveler kurumuş, yaşadığı geçit kötü kokmaya başlamıştı.
— Ben sadece yiyeceklerimi saklamak istemiştim.
Çıtırcık ona baktı.
— Yiyeceğini sakladın ama suyun yolunu kapattın.
Benek konuştu:
— Kendini düşünürken herkese zarar verdin.
Karaçan ise tilkiye yaklaşarak konuştu:
— Şimdi iki seçeneğin var. Ya burada saklanıp herkesi korkutmaya devam edersin ya da bizimle birlikte su yolunu açarsın. O zaman hem ova yeşerir hem sen de aç kalmazsın.
Gölge Tilki uzun uzun düşündü. İlk defa biri ona sadece kızmamış, doğru yolu da göstermişti.
— Yardım edersem beni kovmaz mısınız?
Çıtırcık gülümsedi.
— Bir daha kimseyi korkutmazsan kovmayız.
Hep birlikte işe koyuldular. Karaçan büyük taşları çekti. Benek suyun akacağı yolu temizledi. Çıtırcık küçük dalları topladı. Gölge Tilki ise dar yerlere girip tıkanmış yaprakları çıkardı.
Bir süre sonra önce ince bir damla aktı. Sonra su çoğaldı. Dere şırıl şırıl ses çıkarmaya başladı. Papatya Düzlüğü’ne doğru serin bir akıntı ilerledi.
Kuşlar yeniden ötmeye başladı. Rüzgâr otların arasından neşeyle geçti. Kurumaya yüz tutan papatyalar başlarını kaldırdı.
Üç keçi Ballıtepe’ye vardığında gerçekten de otlar yemyeşildi. Ama onlar sadece karınlarını doyurmadı. Bir demet taze otu da Gölge Tilki’ye götürdüler.
Tilki şaşırdı.
— Ben sizi korkuttum. Siz bana neden ot getiriyorsunuz?
Karaçan cevap verdi:
— Çünkü biz akıllı olmanın sadece tuzak kurmak değil, iyiliği doğru yerde kullanmak olduğunu öğrendik.
Benek ekledi:
— Sen de bugün bir şey öğrendin.
Çıtırcık neşeyle zıpladı:
— Artık köprünün altında korku değil, su sesi var!
O günden sonra eski taş köprüye kimse “korkulu köprü” demedi. Adı Akıl Köprüsü oldu. Gölge Tilki de köprünün altında saklanmak yerine, gelenlere yolun güvenli olup olmadığını haber verdi.
Küçük keçi Çıtırcık merakıyla, ortanca keçi Benek dikkatiyle, büyük keçi Karaçan ise sabrıyla herkesin sevgisini kazandı.
Papatya Düzlüğü yeniden yemyeşil oldu. Keçiler her sabah otlamaya çıkarken annelerinin sözünü bir kez daha hatırladı:
— Güçlü olmak güzeldir, ama akıllı ve iyi kalpli olmak daha değerlidir.
Ve üç akıllı keçi, o günden sonra ne zaman zor bir yol görse önce durup düşündü. Çünkü onlar biliyordu: En sağlam köprü, taşla değil; cesaret, dikkat ve iyilikle kurulur.
Bu masal Gamze tarafından çocuklara sorunları kavga ederek değil, düşünerek ve birlikte hareket ederek çözmeyi anlatmaktadır. Küçük olmak güçsüz olmak değildir; dikkatli olmak korkaklık değildir; güçlü olmak da başkalarını ezmek anlamına gelmez. Gerçek akıl, hem kendini hem başkalarını koruyan yolu bulmaktır. Masala ait videolu anlatımı youtube hesabımızdan bulabilirsiniz.
