Uçan sandık masalı, çocukların hayal gücünü gökyüzüne taşıyan, cesaret etmeyi ve kalbin sesini dinlemeyi anlatan sıcak bir çocuk hikâyesidir. Evdeki eski bir sandığın kanatlara dönüşmesiyle başlayan bu uçan sandık çocuk masalı, minik okurları bulutların üzerine götürür.
Bir varmış, bir yokmuş… Rüzgârın ağaçlarla fısıldaştığı, martıların sesinin uzaklardan duyulduğu küçük bir sahil kasabası varmış. Bu kasabada meraklı gözlü, saçları dağınık bir çocuk yaşarmış. Adı Kerem’miş.
Kerem, odasındaki oyuncaklardan sıkıldığında hep çatı katına çıkarmış. Çünkü çatı katında eski eşyalar, tozlu kitaplar ve kimsenin dokunmadığı gizemli sandıklar varmış. Bir gün yağmurlu bir öğleden sonra yine yukarı çıkmış.
Merdivenler hafifçe gıcırdamış, çatı katının kapısını açtığında içeriye hafif bir nem kokusu dolmuş. Odanın tam ortasında, üzerinde solmuş desenler olan, köşeleri metal işlemeli bir sandık duruyormuş.
— Bu sandığı daha önce hiç görmemiştim… İçinde ne var acaba? diye fısıldamış Kerem.
Sandığın üzerine eğilmiş, parmaklarıyla üzerindeki tozu silmiş. Kapağın kenarında incecik bir yazı fark etmiş: “Sadece gerçekten merak edenler açabilir.”
— Ben gerçekten merak ediyorum! demiş kendi kendine.
Kerem, derin bir nefes alıp sandığın kapağını yavaşça kaldırmış. Gıcırdayan kapakla birlikte odaya hafif, sıcak bir ışık yayılmış. İçinde eski oyuncaklar, bir kaç kitap ve parlayan küçük bir pusula varmış.
— Hımm… Bu kadar mı? Hiç de sihirli değilmiş. diye homurdanmış Kerem.
Tam kapağı kapatacakken sandığın içinden incecik bir ses duyulmuş:
— Sihri görmek için biraz daha yakından bakmalısın…
Kerem yerinde zıplamış.
— Kim konuştu? Orada biri mi var? diye etrafına bakınmış.
Odanın içinde kimseden ses çıkmamış. Yalnızca sandığın içinden sıcak ışık titreyerek yanıp sönüyormuş.
— Eğer cesaretin varsa beni kaldır, gökyüzünü göstereyim. demiş yine aynı ince ses.
Kerem’in kalbi hızla atmaya başlamış ama merakı korkusunu bastırmış.
— Cesaretim var! Hem ben artık küçücük bir çocuk değilim. demiş ve sandığı iki eliyle kavramış.
Sandığı biraz hareket ettirince alt köşelerinden ince mavi ışıklar çıkmaya başlamış. O an sandığın tahtaları titremiş, metal köşeleri sıcak bir parıltıyla parlamış.
— Sıkı tutun, kalkış başlıyor! demiş sandığın sesi.
Kerem şaşkınlıkla etrafına bakarken sandık bir anda yerden yükselmiş. Çatı katının tozlu zemini gözlerinin önünden uzaklaşmış, küçük pencere hızla yanlarından geçmiş.
— Hayır, hayır! Aşağı düşeriz, bu gerçekten oluyor mu! diye bağırmış Kerem.
— Merak etme, ben uçan sandığım. Yeter ki içinden iyi dilekler çıksın, seni hep güvenle taşırım. diye cevap vermiş sandık.
Sandık, çatı katının tavanına çarpmadan, sanki görünmez bir kapı açılmış gibi tavandan geçip gökyüzüne doğru süzülmüş. Bir anda gri bulutların arasından masmavi gökyüzü görünmüş.
— Vaaaay! Gerçekten gökyüzündeyiz! diye haykırmış Kerem.
— Aşağıya bak istersen, kasaban seni bekliyor. demiş sandık.
Kerem aşağıya bakınca evlerin çatılarını, incecik görünen sokakları ve minik yürüyen insanları görmüş. Deniz kıyısındaki dalgalar bile ufacık görünüyormuş.
Uçan sandık, Kerem’i bulutların arasından geçirerek bembeyaz pamukların üstüne doğru götürmüş. İleride parlayan, gökyüzünün ortasına kurulmuş bir şehir görünüyormuş. Altın gibi parlayan kuleler, bulutlardan yapılmış köprüler ve içinden yıldız tozu dökülen fıskiyeler varmış.
— Burası da neresi? diye sormuş Kerem.
— Burası Hayal Şehri. Yalnızca gerçekten hayal kuranların görebildiği bir yer. diye cevap vermiş sandık.
Şehrin girişinde gökkuşağı renginde bir kapı varmış. Kapının önünde uzun, ince bir görevli duruyormuş. Saçları rüzgârla dalgalanan bu görevli, elinde yıldız motifli bir asa tutuyormuş.
— Hoş geldin Kerem. Buraya gelişin tesadüf değil. demiş görevli.
— Siz… Benim adımı nereden biliyorsunuz? diye şaşırmış çocuk.
— Her çocuğun kalbinde sakladığı bir dilek vardır. Seninki uzun zamandır buraya ışık gönderiyordu. demiş görevli gülümseyerek.
Kerem başını eğmiş.
— Ben sadece… Daha cesur olmayı, korkmadan konuşabilmeyi ve başkalarına yardım edebilmeyi istedim. demiş.
— İşte bu yüzden uçan sandık seni buraya getirdi. diye devam etmiş görevli. — Burada, kalbinin gücünü göreceksin.
Dileklerin Aynası
Görevli, Kerem’i bulutlardan yapılmış bir meydana götürmüş. Meydanın ortasında, gökyüzünün içini gösteren kocaman, yuvarlak bir ayna varmış.
— Bu nedir? diye sormuş Kerem.
— Burası Dilek Aynası. İçine baktığında kim olmak istediğini değil, içindeki gerçek seni görürsün. demiş görevli.
Kerem aynaya yaklaşmış. İlk başta yalnızca kendi yansımasını görmüş. Sonra aynadaki Kerem konuşmaya başlamış.
— Sen korkak değilsin, sadece bazen ilk adımı atmaya çekiniyorsun. demiş aynadaki Kerem.
Gerçek Kerem, şaşkınlıkla aynaya bakmış.
— Bütün arkadaşlarımın önünde konuşurken sesim titriyor… Keşke onların yanında rahat olabilsem. demiş.
Aynadaki yansıma gülümsemiş.
— Cesur olmak hiç korkmamak değil; kalbin titrerken bile doğru olanı söylemek demek.
Bu sözler Kerem’in içini ısıtmış. Uçan sandık, aynanın biraz yanına kadar yaklaşmış.
— Ben de sana yardımcı olacağım. demiş sandık. — Ne zaman kendini yalnız hissedersen, zihninde kapağımı aç. Hayal gücünle birlikte yine gökyüzüne çıkarız.
Hayal Şehri’nde bir de Gökyüzü Okulu varmış. Bu okulda çocuklara yıldız okumayı, bulutları şekillendirmeyi ve kalplerindeki iyi düşünceleri büyütmeyi öğretiyorlarmış.
Görevli, Kerem’i okula götürmüş. Sınıfta farklı şehirlerden gelen çocuklar oturuyormuş; ama hepsi yalnız bir ortak noktada birleşiyormuş: Hepsinin kalbinde bir dilek varmış.
Öğretmen, bulutlardan yapılmış bir tahtanın önünde duruyormuş.
— Hoş geldin Kerem. Bugünkü dersimiz “Küçük Bir İyilik, Büyük Bir Mucize” konusu. demiş.
Kerem çekingen bir şekilde yerine oturmuş. Öğretmen anlatmaya başlamış:
— Her çocuk, dünyaya bir ışık getirir. Kendi ışığını bulmak için önce başkasının karanlığını biraz olsun aydınlatmalısın.
Dersin sonunda öğretmen Kerem’e dönmüş.
— Senin ilk görevin hazır. demiş. — Dünyaya geri döndüğünde, sınıfındaki en sessiz arkadaşını bul. Ona gerçek bir arkadaş gibi yaklaş. Onu dinle ve yalnız olmadığını hissettir.
Kerem şaşırmış.
— Sadece bu mu? Uçan sandığa bindim, gökyüzüne çıktım… Görevim bu kadar mı? diye sormuş.
Öğretmen gülümsemiş.
— En büyük mucizeler, en küçük adımlarla başlar. demiş.
Güneş bulutların arasından yavaş yavaş çekilirken, Hayal Şehri’ndeki kulelerin ışıkları yanmaya başlamış. Artık geri dönme vakti gelmiş.
Uçan sandık, Kerem’in yanına yavaşça yaklaşmış.
— Hazır mısın? diye sormuş.
— Evet… Sanırım artık hazırım. demiş Kerem, ama bu sefer sesinde korku değil, kararlı bir ton varmış.
Sandık gökyüzüne doğru yükselmiş, bulutların üzerinden sessizce kayarak kasabaya doğru uçmuş. Evin çatısına yaklaşınca çatı katındaki küçük pencere yeniden görünmüş.
— Geri dönüyoruz. Unutma Kerem, ben sadece gerçek bir merak ve temiz bir kalple çağrıldığımda uçarım. demiş sandık.
Sandık çatı katına yumuşakça konmuş. Işıklar sönmüş, metal köşeler eski haline dönmüş. Her şey sanki hiç olmamış gibi görünüyormuş, ama Kerem biliyormuş: Bu bir rüya değilmiş.
— Teşekkür ederim. diye fısıldamış sandığa. — Seni unutmayacağım.
Ertesi gün okulda, öğretmen sınıfa yeni bir etkinlik yaptırmak istemiş. Her çocuk, sırayla ayağa kalkıp sevdiği bir şeyi anlatacakmış.
Kerem’in içi kıpırdamaya başlamış. Kalbi yine hızlı hızlı atıyormuş.
— Ya herkes bana gülerse… Ya sesim yine titrerse… diye düşünmüş.
Sonra uçan sandığı hatırlamış. Gözlerini kısacık kapatıp zihninde sandığın kapağını açmış. Sanki uzaklardan ince bir ses duymuş:
— Cesaret, kalbin titrerken bile konuşmaktır.
Öğretmen adını söylemiş.
— Kerem, sıra sende. demiş.
Kerem derin bir nefes almış, ayağa kalkmış.
— Ben… uçan bir sandık masalı anlatmak istiyorum. demiş.
Sınıftaki herkes merakla ona bakmış. Kerem, Hayal Şehri’ni, Dilek Aynası’nı ve Gökyüzü Okulu’nu anlatmaya başlamış. Konuşurken bazen sesi incecik titremiş ama hiç durmamış.
Anlatım bitince sınıfta kısa bir sessizlik olmuş. Sonra bir anda bütün çocuklar alkışlamaya başlamış.
— Çok güzeldi Kerem! diye bağırmış ön sıradaki çocuk.
— Keşke ben de o sandığa binebilsem. demiş bir diğeri.
Kerem arkalara bakınca, sınıfın köşesinde hep tek başına oturan bir çocuk görmüş. Başını kaldırmış, gözleri ışıltıyla parlıyormuş.
— Hikâyen çok güzeldi… diye fısıldamış o çocuk. — Benimle de arkadaş olur musun?
Kerem’in içi sevinçle dolmuş.
— Elbette olurum. Beraber yeni hayaller kurabiliriz istersen. demiş gülümseyerek.
O günden sonra Kerem, her zorlandığında uçan sandığı hatırlamış. Ama ilginç olan şuymuş: Sandık bir daha hiç yerinden kıpırdamamış. Sadece olduğu yerde sessizce duruyormuş.
Bir akşam babası çatı katına çıkmış. Sandığı görünce gülümsemiş.
— Bu eski sandığı hâlâ merak ediyor musun Kerem? demiş.
— Evet… O benim için çok özel. diye cevap vermiş Kerem.
Babası sandığın kapağını hafifçe okşamış.
— Biliyor musun, bazen uçan sandıklar gerçekten gökyüzüne çıkmaz. demiş. — Ama içinde saklı hayallerin ve cesaretin, seni bulutların da üstüne taşıyabilir.
Kerem başını sallamış. Artık sırrı anlamış.
— Demek ki asıl uçan şey sandık değil… Kalbimdeki cesaretmiş. demiş kendi kendine.
Ve o günden sonra, ne zaman bir çocuk kendini yalnız veya güçsüz hissetse, Kerem ona kendi uçan sandık masalını anlatmış. Çünkü bilirmiş ki her çocuğun kalbinde, doğru zamanda açılmayı bekleyen görünmez bir sandık varmış.
Gökten üç hayal taneli yıldız düşmüş; biri bu masalı okuyan çocukların kalbine, biri uçan sandığa inananlara, biri de cesaretini yeni yeni keşfedenlere…
Onlar gökyüzünde parlamaya devam ederken, masal da burada bitmiş. Bu masal Gamze tarfından özenle yazıldı. Özgün sadece masal-oku.tr sitesine aittir.
