Güzel bir gündü ve sonunda akşam olmuştu. Uyku vaktine geliyordu.
Gökyüzü koyulaşmış, yıldızlar sessizce yanmaya başlamıştı. Evde her şey yavaşlıyordu. Sesler azalıyor, ışık yumuşuyor, gece usulca yerini alıyordu.
Küçük Kerem yatağında uzanıyordu.
Yanında sevimli küçük ayıcığı vardı.
Ayıcığını göğsüne bastırdı.
— Uyku trenini görmek istiyorum… diye fısıldadı.
Annesi yanına oturdu, battaniyesini düzeltti.
Gülümsedi.
— Uyku Treni herkese görünmez Kerem, dedi.
Kerem merakla baktı.
— Kimlere görünür?
Annesi yumuşak bir sesle cevap verdi:
— Uslu olup güzelce uyuyan çocuklara.
— Gözlerini kapatıp sakinleşenlere.
— Kalbi rahat olanlara.
Kerem ayıcığına sarıldı.
Biraz düşündü.
— O zaman ben de uslu olacağım.
Annesi başını okşadı.
— Hadi bakalım, başla.
Kerem gözlerini kapattı.
Elleri gevşedi.
Ayakları battaniyenin altında sıcacıktı.
Bir nefes aldı.
Sonra verdi.
Bir daha aldı.
Bir daha verdi.
Oda sessizdi.
Hiçbir şey değişmiyordu.
Her şey yerindeydi.
Bir süre sonra…
Çok hafif bir ses duyuldu.
“Çuf… çuf…”
Kerem gözlerini açmadı.
Çünkü annesi söylemişti.
Uslu olmalıydı.
Uyuyor gibi kalmalıydı.
Ses biraz daha yaklaştı.
“Çuf… çuf…”
Pencerenin kenarında yumuşacık bir ışık belirdi.
Uyku Treni gelmişti.
Bulut gibi lokomotifi vardı.
Yıldızlı vagonları sessizce parlıyordu.
Kapısı açıldı.
Yumuşak bir ses geldi:
— Kerem… seni gördük.
— Çok güzel sakinleştin.
— Şimdi seni yolculuğa alıyoruz.
Kerem gözlerini açmadan gülümsedi.
Ayıcığını daha sıkı tuttu.
Ve kendini bir anda trenin içinde buldu.
Ayıcığı da yanındaydı.
Yumuşacık koltuklara oturdular.
Tren yavaşça hareket etti.
“Çuf… çuf…”
Kerem gözlerini yarı açtı.
Pencereden dışarı baktı.
Gördükleri masal gibiydi.
— Ayıcık… bak!
Parlayan şelaleler akıyordu.
Su ışık gibi süzülüyordu.
Hiç ses çıkarmadan akıyordu.
Sonra dev bir ağaç göründü.
Ağacın tepesine kadar uzanan merdivenler vardı.
Merdivenler gökyüzüne çıkıyordu.
— Oraya çıkacağım… rüyamda… dedi Kerem.
Tren ilerledi.
Bu kez gökyüzünde bir gökkuşağı belirdi.
Ama bu gökkuşağı köprü gibiydi.
Üzerinde kanatlı atlar uçuyordu.
Renklerin üstünde süzülüyorlardı.
— Ayıcık… uçuyorlar…
Kerem’in sesi yavaşladı.
Gözleri ağırlaştı.
Tren konuştu:
— Yolculuk devam ediyor…
— Ama sen artık dinlenebilirsin.
— Çünkü en güzel kısmı uykunun içinde göreceksin.
Kerem başını koltuğa yasladı.
Ayıcığını göğsüne bastırdı.
Gözlerini kapattı.
Nefesi yavaşladı.
Bir aldı.
Bir verdi.
Tren ilerlemeye devam etti.
Şelaleler…
Merdivenler…
Gökkuşağı…
Kanatlı atlar…
Hepsi artık Kerem’in rüyasına girdi.
Gerçek dünyada ise küçük bedeni yatağında tamamen gevşemişti.
Ayıcığı yanındaydı.
Annesi kapıdan baktı.
Gülümsedi.
Ve fısıldadı:
— Aferin benim uslu oğlum.
— Uyku trenini gördün.
— Şimdi mışıl mışıl uyu.
Dışarıda ay parlıyordu.
Ve Uyku Treni, sadece uslu uyuyan çocukların görebildiği o sessiz yolculuğa devam ediyordu.
