Hayvanat bahçesinin en sakin köşesinde, çam ağaçlarının gölgelediği geniş bir ayı bahçesi vardı. Bu bahçede annesiyle birlikte küçük bir yavru ayı yaşardı.
Yavru ayının adı Momo’ydu. Burnu parlak, kulakları yuvarlak, patileri de yumuşacıktı. Gündüzleri taşların üstüne çıkmayı, küçük havuzun kenarında suya bakmayı ve annesinin peşinden paytak paytak yürümeyi çok severdi.
Hayvanat bahçesine gelen çocuklar Momo’yu görünce gülümserdi.
“Bak anne, yavru ayı!”
“Ne kadar tatlı!”
Momo da onları görünce bazen küçük patisini kaldırır, bazen de annesinin arkasına saklanırdı. Çünkü hem meraklıydı hem de biraz utangaçtı.
O gün hayvanat bahçesi çok hareketliydi. Zürafalar uzun boyunlarını yapraklara uzatmış, maymunlar dallarda sallanmış, penguenler küçük adımlarla yürümüştü.
Momo da bütün gün annesiyle oynamıştı. Kuru yaprakları toplamış, küçük taşları sıraya dizmiş, havuzdaki suya burnunu yaklaştırıp kendi yansımasına bakmıştı.
“Anne, suda başka bir ayıcık var,” dedi Momo.
Anne Ayı gülümsedi.
“O sensin yavrum. Su seni gösteriyor.”
Momo şaşkın şaşkın baktı.
“Ben bu kadar küçük müyüm?”
“Şimdilik küçüksün,” dedi annesi. “Ama her gün biraz büyüyorsun.”
Momo bunu sevdi. Kollarını açıp kocaman görünmeye çalıştı.
“Ben büyük ayı olacağım.”
“Olacaksın,” dedi annesi. “Ama büyük ayılar da akşam olunca dinlenir.”
Momo bu sözü duyunca hemen yüzünü buruşturdu. Çünkü akşam demek uyku vakti demekti. Momo ise uyumak istemeyen bir yavru ayıydı.
Güneş yavaşça alçaldı. Hayvanat bahçesindeki sesler azaldı. Çocuklar evlerine döndü. Görevliler kapıları kontrol etti. Kuşlar tüylerini kabartıp dallarına yerleşti.
Anne Ayı, Momo’yu yuvalarının içindeki yumuşak saman yatağa çağırdı.
“Hadi küçük ayıcığım, gece geldi.”
Momo hemen bir taşın arkasına saklandı.
“Ben gelmedim. Burada taş bekçisiyim.”
Anne Ayı onu gördü ama kızmadı. Yavaşça yanına oturdu.
“Taş bekçileri de gözlerini dinlendirir.”
Momo başını salladı.
“Benim gözlerim dinlenmek istemiyor.”
Ama bunu söylerken küçük gözleri bir kez kapandı, sonra hemen açıldı.
Anne Ayı bunu fark etti.
“Gözlerin sana küçük bir mesaj göndermiş olabilir.”
“Ne mesajı?”
“Bugün çok oynadık, biraz sakinleşelim mesajı.”
Momo patileriyle yere dokundu. İçinde garip bir kıpırtı vardı. Gündüz bitmişti ama o oyunun bitmesini istemiyordu.
“Anne, ben uyursam hayvanat bahçesi kaybolur mu?”
“Kaybolmaz,” dedi annesi. “Sen uyurken hayvanat bahçesi sessizce dinlenir. Sabah yine burada olur.”
Momo başını kaldırıp çevresine baktı. Zürafaların olduğu tarafta uzun gölgeler vardı. Flamingolar tek ayak üstünde duruyordu. Aslan bile büyük taşın yanında sessizce uzanmıştı.
“Aslan da mı uyuyacak?”
“Evet,” dedi annesi. “Çünkü aslanın da sabaha gücü kalsın.”
“Penguenler?”
“Onlar da dinlenir.”
“Maymunlar?”
“Onlar bile dallarda sakinleşir.”
Momo biraz düşündü. Sonra küçük sesiyle sordu:
“Peki ben uyumazsam ne olur?”
Anne Ayı burnunu Momo’nun başına dokundurdu.
“O zaman patilerin yorulur, gözlerin ağırlaşır, sabah oyun oynarken hemen sıkılırsın.”
Momo patilerine baktı. Gerçekten de patileri bütün gün dolaşmaktan yorulmuştu.
“Ben sabah sıkılmak istemem.”
“O zaman bu gece bedenine teşekkür edelim,” dedi annesi.
Momo meraklandı.
“Bedenime nasıl teşekkür ederim?”
Anne Ayı onu saman yatağın yanına götürdü. Momo önce oturdu, sonra yavaşça uzandı. Samanlar yumuşak ve sıcaktı.
“Önce patilerine teşekkür et,” dedi annesi.
Momo patilerine baktı.
“Teşekkür ederim patilerim. Bugün beni taşlara, yapraklara ve havuzun yanına götürdünüz.”
Anne Ayı gülümsedi.
“Şimdi kulaklarına teşekkür et.”
Momo kulaklarını oynattı.
“Teşekkür ederim kulaklarım. Bugün kuşları, çocukları ve annemin sesini duydunuz.”
“Şimdi gözlerine.”
Momo’nun gözleri yavaşça kırpıldı.
“Teşekkür ederim gözlerim. Bugün zürafayı, penguenleri ve suda beni gördünüz.”
Gözleri bunu duyunca sanki daha da ağırlaştı.
Dışarıdan hafif bir yaprak sesi geldi.
Hışır hışır…
Momo annesine biraz daha sokuldu.
“Anne, gece sesi biraz büyük geliyor.”
Anne Ayı onu nazikçe sardı.
“Gece büyük değil yavrum. Gece sadece yavaş konuşur. Biz gündüz hızlı duyarız, gece küçük sesleri fark ederiz.”
Momo sessizce dinledi. Uzakta bir baykuş öttü. Havuzun suyu minicik kıpırdadı. Rüzgâr çam dallarından geçti.
Her ses önce yabancı gibiydi. Sonra yavaş yavaş tanıdık oldu.
“Bu sesler korkutmak için değil mi?” diye sordu Momo.
“Hayır,” dedi annesi. “Hepsi hayvanat bahçesinin iyi geceler sesleri.”
Momo bunu sevdi.
“İyi geceler sesi…”
Anne Ayı fısıldadı.
“İstersen birlikte sayalım. Bir iyi geceler zürafaya, bir iyi geceler penguenlere, bir iyi geceler maymunlara…”
Momo kısık sesle devam etti.
“Bir iyi geceler flamingolara…”
“Bir iyi geceler aslana…”
“Bir iyi geceler havuza…”
“Bir iyi geceler taşlarıma…”
Sonra durdu.
“Anne, bana da iyi geceler denir mi?”
Anne Ayı onun alnını öptü.
“En yumuşak iyi geceler sana denir.”
Momo’nun içindeki kıpırtı azaldı. Gözlerini kapatmadı ama artık kaçmak da istemedi.
Anne Ayı ona sakin bir oyun daha öğretti.
“Burnundan çiçek koklar gibi nefes al.”
Momo burnunu kıpırdattı.
“Hımm…”
“Şimdi sıcak sütü soğutur gibi yavaşça nefes ver.”
Momo usulca nefes verdi.
“Puf…”
“Bir daha,” dedi annesi.
Momo yine nefes aldı.
“Hımm…”
Sonra verdi.
“Puf…”
O sırada ay, ayı bahçesinin üstüne yumuşacık bir ışık bıraktı. Saman yatağın kenarı parladı. Momo’nun küçük burnu ışığın içinde minicik kıpırdadı.
“Anne,” diye fısıldadı Momo.
“Efendim yavrum?”
“Ben uyursam sabah çocuklar yine gelir mi?”
“Gelirler,” dedi annesi. “Belki biri sana el sallar. Belki sen de yaprakların yanında oynarsın.”
“Ben sabah onlara küçük pati sallayacağım.”
“O zaman patilerin dinlensin.”
Momo patilerini karnına doğru çekti. Sonra kulaklarını gevşetti. Sonra başını annesinin sıcak tüylerine yasladı.
Hayvanat bahçesi artık çok sessizdi. Ama bu sessizlik boş değildi. İçinde güven vardı. İçinde anne kokusu vardı. İçinde sabaha saklanan oyunlar vardı.
Momo gözlerini yarım kapattı.
“Anne, gece artık büyük değil.”
“Nasıl oldu?”
“Gece yumuşak oldu.”
Anne Ayı gülümsedi.
“Çünkü sen onu dinledin.”
Momo son kez konuştu.
“Ben uyuyunca hayvanat bahçesine iyi bak.”
“Sen rahat uyu,” dedi annesi. “Her şey yerinde.”
Momo’nun gözleri kapandı. Bu kez açılmadı. Küçük göğsü yavaşça inip kalktı. Burnu ara sıra kıpırdadı. Patileri gevşedi.
Rüyasında hayvanat bahçesini gördü. Zürafa ona en yüksek yaprağı uzattı. Penguenler küçük bir yürüyüş yaptı. Flamingolar pembe tüyleriyle gökyüzüne kalp çizdi. Maymunlar sessizce gülüştü. Aslan bile uzaktan başını sallayıp iyi geceler dedi.
Momo rüyasında korkmadı. Çünkü annesi yakındaydı. Yuvası sıcaktı. Gece artık tanıdığı bir arkadaş gibiydi.
Sabah olduğunda güneş ayı bahçesinin taşlarına dokundu. Kuşlar ötmeye başladı. Hayvanat bahçesinin kapıları açılmadan önce Momo gözlerini usulca açtı.
Önce patilerine baktı.
“Dinlenmişsiniz,” dedi.
Sonra kulaklarını oynattı.
“Siz de hazırsınız.”
Anne Ayı ona baktı.
“Günaydın küçük ayıcığım. Gece nasıl geçti?”
Momo kocaman esnedi, sonra gülümsedi.
“Gece önce biraz garipti. Sonra iyi geceler sesi oldu.”
Anne Ayı onu sevgiyle kokladı.
“Bugün ne yapmak istersin?”
Momo hemen ayağa kalktı.
“Önce havuza bakacağım. Sonra taşlarımı sayacağım. Sonra çocuklara pati sallayacağım.”
Az sonra hayvanat bahçesine ilk aileler geldi. Küçük bir çocuk ayı bahçesinin önünde durdu.
“Anne, yavru ayı uyanmış!”
Momo çocuğa baktı. Sonra küçük patisini kaldırdı.
Çocuk sevinçle güldü.
Momo da sevindi. Çünkü gece güzel uyuyunca sabah daha parlak, oyunlar daha tatlı, patiler daha güçlü oluyordu.
O günden sonra Momo akşamları uyku vakti gelince hemen kaçmadı. Önce hayvanat bahçesine tek tek iyi geceler dedi.
“İyi geceler zürafa.”
“İyi geceler penguenler.”
“İyi geceler flamingolar.”
“İyi geceler maymunlar.”
“İyi geceler aslan.”
“İyi geceler ay ışığı.”
Sonra patilerine teşekkür etti. Kulaklarına teşekkür etti. Gözlerine teşekkür etti.
Burnundan çiçek koklar gibi nefes aldı.
“Hımm…”
Sıcak sütü soğutur gibi yavaşça nefes verdi.
“Puf…”
Ve annesinin yanında huzurla uyudu.
Çünkü Momo öğrendi ki uyku, oyunun bitmesi değildir. Uyku, sabah daha güzel gülmek, daha rahat oynamak ve dünyaya daha güçlü bakmak için gelen yumuşacık bir dinlenme zamanıdır.
Hayvanat bahçesindeki yavru ayı hikayesi de böylece her gece annesinin sıcak sesiyle yeniden başladı. Momo artık gece huzursuz olunca kaçmak yerine dinledi, nefes aldı ve kalbinin sakinleşmesini bekledi.
Sonra bütün hayvanat bahçesiyle birlikte o da mışıl mışıl uyudu.
