Bir varmış, bir yokmuş… Uzak ülkelerin birinde, yüreği sevgiyle dolu bir Kral ve zarif bir Kraliçe yaşarmış. Uzun yıllar boyunca bir çocukları olsun diye dua etmişler. Günlerden bir gün duaları kabul olmuş; saray, neşe ve umutla aydınlanmış. Bir Prenses doğmuş ve ülkenin her köşesi sevinçle dolmuş.
Kral bu mutluluğunu halkıyla paylaşmak istemiş. Sarayın kapılarını herkese açmış, sofralar kurulmuş, müzikler çalınmış. O dönemin en bilge varlıkları olan on iki peri de davet edilmiş. Her biri küçük prenses için bir armağan sunmuş.
- Birinci peri: “Benim armağanım mutluluk.”
- İkincisi: “Benim hediyem güzellik.”
- Üçüncüsü: “Ben ona akıl ve bilgelik vereyim.”
Salon sevinçle dolmuşken, bir anda kapılar açılmış. İçeri, kimsenin davet etmediği on üçüncü peri girmiş. Yüzü karanlık, sesi soğukmuş. “Beni neden çağırmadınız?” diye öfkeyle sormuş. Kral telaşla, “Elbette soframızda yerin var!” dese de çok geç olmuş.
“Benim armağanım şu olsun,” demiş peri. “Prenses on beş yaşına geldiğinde, parmağına bir iğne batacak… ve o anda ölecek!”
Herkesin içi buz kesmiş. Ancak son peri öne çıkmış: “Büyüyü tamamen silemem ama değiştirebilirim. Prenses ölmeyecek, yalnızca yüz yıl sürecek derin bir uykuya dalacak.”
Yıllar geçmiş. Prenses, güzelliğiyle ve iyi kalbiyle herkesin sevgisini kazanmış. Kral, olası felaketi önlemek için ülkedeki tüm iğneleri toplatmış. Ama kader, sessiz adımlarla yaklaşmaktaymış…

Prenses on beş yaşına bastığında sarayın yüksek kulelerinden birinde gizli bir oda bulmuş. İçeride yaşlı bir kadın oturuyor, elinde iplik eğiriyormuş. “Ne yapıyorsunuz?” demiş Prenses merakla. “İplik eğiriyorum, gel bir dene,” demiş kadın gülümseyerek. Prenses elini uzatmış ve… iğne parmağına batmış.
O anda büyü gerçekleşmiş. Prenses yere düşmüş, derin bir uykuya dalmış. Saray sessizliğe gömülmüş. Kuşlar ötmemiş, ocaklar sönmüş, herkes uykuya kapılmış. Zaman durmuş gibiymiş. Sarayın etrafını dikenli güller sarmış, yüz yıl geçmiş.
Bir gün, ormandan geçen yakışıklı bir Prens bu efsaneyi duymuş. Kılıcını çekmiş, dikenleri kesmiş, saraya ulaşmış. En yüksek kuleye çıktığında, uyuyan Prenses’i görmüş. Güzelliği nefesini kesmiş. Eğilmiş, alnına bir öpücük kondurmuş.
Ve mucize olmuş! Prenses’in gözleri açılmış, gülümsemiş. O anda saray yeniden canlanmış: kuşlar ötüşmüş, ocaklar yanmış, müzikler çalmış. Kral ve Kraliçe sevinçle kızlarına koşmuşlar.
Prens yavaşça fısıldamış: “Uyuyan güzel… Benimle evlenir misin?” Prenses gülümsemiş: “Evet, kalbimin Prensi.”
O günden sonra sarayda müzik hiç susmamış. Gerçek sevginin büyüyü bile yenebileceğini herkese kanıtlamışlar. Ve masallarda anlatılan en güzel peri hikâyelerinden biri olarak Uyuyan Güzel dilden dile yayılmış.
Uyuyan Güzel Masalı: Gerçek sevginin gücüyle büyünün bozulduğu, kalpleri ısıtan zarif bir klasik.
