Uzak bir vadinin ardında, sislerle çevrili eski bir şato vardı. Bu şatoda, diğer vampirlerden çok farklı olan küçük bir vampir yaşardı. Onun adı Arin‘di. Şatonun yüksek kulelerinden birinde, dar bir pencereden dünyayı izlerdi.
Arin, karanlıktan korkmazdı ama karanlıkta kötülük yapmaktan hoşlanmazdı. Geceleri uçarken bile kimseyi rahatsız etmemeye özen gösterirdi. Sessiz olur, gölgelerin arasında kaybolurdu.
Diğer vampirler geceleri sadece uçmayı, korkutmayı ve saklanmayı severdi. Arin ise yıldızları izlemeyi, çiçeklerin kokusunu duymayı ve insanlara yardım etmeyi isterdi. Ona göre dünya, sadece karanlıktan ibaret değildi.
Bir gece, ay gökyüzünde gümüş gibi parladığında Arin penceresinden dışarı baktı. Bulutlar yavaşça süzülüyor, rüzgâr yaprakları hafifçe sallıyordu.
“Bu dünyada korkutmak yerine sevmek daha güzel” diye düşündü.
Kanatlarını açtı ve sessizce ormana doğru uçtu. Gecenin serinliği yüzüne vururken kalbi huzurla doluydu.
Ormanda ilerlerken bir ağlama sesi duydu. Bu ses, karanlıkta kaybolmuş küçük bir kalpten geliyordu.
Bir ağacın altında küçük bir çocuk oturuyordu. Dizlerini karnına çekmiş, korkudan titriyordu. Etrafına bakıyor ama kimseyi göremiyordu.
Arin hemen yanına indi. Kanatlarını kapattı ve yumuşak bir sesle konuştu.
— “Korkma” dedi.
— “Ben sana zarar vermem.”
Çocuk şaşkınlıkla baktı. Önce korktu, sonra Arin’in gözlerindeki sıcaklığı fark etti.
— “Sen… vampir misin?”
Arin başını salladı.
— “Evet ama iyi bir vampirim.”
Çocuk derin bir nefes aldı ve biraz rahatladı.
— “Yolumu kaybettim. Eve dönemiyorum.”
Arin gülümsedi.
— “Merak etme, seni götürebilirim.”
Arin, çocuğu sırtına aldı ve birlikte uçmaya başladılar. Rüzgâr saçlarını savuruyor, yıldızlar yol gösteriyordu.
Gece boyunca gökyüzünde süzüldüler. Ağaçların üzerinden geçtiler, nehirlerin parıltısını izlediler, tepelerin arasından sessizce ilerlediler.
Bir süre sonra yollarını büyük bir baykuş kesti. Kanatlarını açtı ve dikkatle baktı.
— “Bu insanı neden koruyorsun?” diye sordu.
Arin tereddüt etmeden cevap verdi:
— “Çünkü herkes yardımı hak eder.”
Baykuş başını salladı.
— “Gerçek cesaret budur” dedi ve yollarını açtı.
Bir süre sonra küçük bir köy göründü. Evlerin ışıkları yanıyordu. Pencerelerden sıcak bir yaşam hissediliyordu.
Çocuk sevinçle bağırdı:
— “Evim orada!”
Arin onu yavaşça yere indirdi. Ayakları toprağa değdiğinde çocuk mutlulukla gülümsedi.
Annesi koşarak geldi.
— “Oğlum!” diye sarıldı.
Sonra Arin’i fark etti. Önce ürktü, sonra çocuğun güvenle gülümsemesini gördü.
— “Teşekkür ederim” dedi.
— “Sen çok iyi birisin.”
Arin’in kalbi ilk kez bu kadar mutlulukla doldu.
O geceden sonra Arin hep yardım etmeye devam etti. Kayıp yolculara rehber oldu, korkan çocukları sakinleştirdi, yaralı hayvanları korudu.
Zamanla diğer vampirler de onu izlemeye başladı. Onun yaptığı iyilikleri gördükçe düşünceleri değişti.
Bir gün lider vampir dedi ki:
— “Biz de senin gibi olmalıyız.”
Ve şato artık sadece karanlık değil, umutla dolu bir yer oldu. Pencerelerden ışık süzülüyor, kahkahalar yankılanıyordu.
Anlatılmak istenen asıl şey gerçek güç korkutmakta değil, iyilik yapmaktadır. Sevgi, cesaret ve merhamet her karanlığı aydınlatır.
