Zeka Adasında Gizemli Hazine masalı, aklını kullanan çocuklara cesaret, merak ve keşif duygusunu anlatan tamamen özgün bir hikâyedir.
Bir varmış bir yokmuş… Gökyüzünün mavisiyle denizin kokusunun karıştığı sakin bir kıyı kasabasında, merak etmeyi çok seven bir çocuk yaşarmış. Çocuğun adı Derin. Derin her şeye soru sorar, bulmacaları sever, kimsenin fark etmediği ayrıntıları bile görürmüş.
Bir gün okuldan dönerken kapısının önünde tuhaf bir zarf bulmuş. Zarfın üzerinde kendi adı altın harflerle yazıyormuş. Derin heyecanla açmış. İçinden ışığı yansıtan bir harita çıkmış. Üstünde ince bir yazı parlıyormuş:
“Merak eden kalpler için… Zeka Adası seni bekliyor.”
Derin nefesini tutmuş:
— Zeka Adası mı? Bu da ne demek?
Haritayı çevirip bakınca arkasında bir not daha varmış:
“Hazineyi bulmak istiyorsan, önce düşünmeyi öğren.”
Bu gizeme dayanamayan Derin, çantasına su, defter ve kalemini koyup haritanın gösterdiği limana gitmiş. Orada kimsenin sahibi olmadığı küçük bir tekne duruyormuş. Teknenin ucunda bir plaka varmış:
“Sadece merak edenler binebilir.”
Derin gülmüş:
— O zaman tam benim içinmiş!
Tekne kendi kendine ilerlemeye başlamış. Bir süre sonra etrafı sis kaplamış. Sis çekildiğinde karşısında ışıldayan ağaçlarla kaplı gizemli bir ada belirmiş. Derin şaşkınlıkla fısıldamış:
— İşte burası… Zeka Adası!
Kıyıya çıkar çıkmaz yerde parlak taşların üzerine kazınmış bir cümle görmüş:
“İlk kapıyı zihin açar.”
Derin taşları incelemiş. Birinin diğerlerinden biraz daha soluk olduğunu fark etmiş. Üzerine hafifçe dokununca taş yana kaymış ve yerden ışıklı bir yol açılmış.
— Demek doğru taş buydu! diye sevinmiş.
Işıklı yol onu konuşan dev bir ağacın önüne götürmüş. Ağaç derin bir sesle konuşmuş:
— Zeka Adası’na gelen herkes bir bilmece çözer. Söyle bakalım çocuk: Paylaşıldıkça çoğalan tek şey nedir?
Derin biraz düşünmüş, sonra gözleri parlamış:
— Bilgi! Çünkü paylaştıkça çoğalır!
Ağaç memnun bir şekilde dallarını açmış ve yeni bir yol görünmüş.
Derin bu kez bir gölün kenarına gelmiş. Gölün yüzeyinde dağınık halde harfler yüzüyormuş. Dalga her vurduğunda harfler değişiyor, kelimeler bozuluyormuş. Derin dikkatle eğilmiş:
— Bu harflerin bir anlamı olmalı…
Bir süre bekleyince harfler birleşip net bir cümle oluşturmuş:
“Sakinlik çözüm getirir.”
Tam bu cümle oluşunca gölün içinden küçük bir sandık yükselmiş. Derin heyecanla sandığı açmış. İçinden altın değil, parlak bir kristal çıkmış. Üzerinde şu yazıyormuş:
“Gerçek hazine, aklını cesaretle kullanabilmektir.”
Kristali eline alınca ada ışıldamaya başlamış. Hafif bir rüzgâr esmiş ve adanın sesi duyulmuş:
— Tebrikler Derin. Zeka Adası’nın sırrını çözdün. Paylaştıkça büyüyecek bir hazineyle dönüyorsun.
Derin tekneye binip kasabasına dönmüş. Eve varınca yeni bulmacalar yapmış, arkadaşlarıyla paylaşmış. Çocuklar birlikte düşünmüş, birlikte çözüm üretmiş ve her defasında kristal biraz daha parlamış.
Böylece Zeka Adasında Gizemli Hazine masalı, aklını kullanan tüm çocuklara ilham veren bir sır olarak dilden dile yayılmış.
Ve tam o sırada… Gökten üç elma düşmüş:
Biri merak edenlere,
Biri düşünenlere,
Biri de bu masalı okuyup hayal eden tüm çocuklara…
