Yangın Masalı bu: Bazen koca bir felaket, “küçücük bir şey olmaz” cümlesi kadar küçük başlar.
Bir varmış bir yokmuş… Çamlıdere diye bir köy varmış. Köyün hemen arkasında çam kokulu, yaprakları çıtırdayan bir orman uzanırmış. Yağmur uzun zamandır uğramadığı için toprak kuru, dallar kırılganmış.
Bu köyde Elif adında meraklı bir çocuk yaşarmış. Elif, okuldan sonra sık sık ormanın girişindeki yaşlı çınarın gölgesine oturur, kuşların sesini dinlermiş. Köylüler o ağaca Çınar Dede dermiş; çünkü ormanın kapısı gibi durur, gölgesiyle herkesi sakinleştirirmiş.
Bir gün Elif yaprakların arasında minicik bir parıltı görmüş. Parıltı, sanki nefes alır gibi titriyormuş. Elif eğilip bakınca incecik bir ses duymuş:
“Ben Kıvılcım’ım.”
Elif şaşkınlıkla fısıldamış: “Kıvılcım mı? Ateşin en küçük hali?”
Kıvılcım, kuru yaprakların üstünde zıplayıp durmuş: “Evet. Küçükken kimse ciddiye almaz. Ama rüzgar varsa, orman kuruysa… ben bir anda büyüyebilirim.”
Tam o sırada iki çocuk, Mert ve Sude, ellerinde atıştırmalıklarla ormana yaklaşmış. Mert elindeki cam şişeyi bitirip yere bırakmış. Şişe güneşi yakalayıp ışığı tek bir noktaya topluyormuş.
Elif hemen atılmış: “Şişeyi yerde bırakma! Cam, güneşi büyüteç gibi toplayabilir.”
Sude omuz silkmiş: “Abartıyorsun.”
Mert gülmüş: “Bir şey olmaz.”
Rüzgar birden sertleşmiş. Kuru otlar kıpırdamış. Şişenin yanında ince bir duman yükselmiş… sonra minicik bir alev belirmiş. Elif’in boğazı düğümlenmiş.
Elif net konuşmuş: “Geri çekilin! 112! Konumu doğru söyleyececeğim.”
Mert’in eli titremiş, telefonu uzatmış. Elif arayıp hızlıca anlatmış: “Çamlıdere Ormanı girişi, yaşlı çınarın yanı. Rüzgar var, kuru. Yangın başladı.”
Alev küçükmüş ama hızlıymış. Elif paniğe kapılmamış. Orman girişinde bir çeşme ve birkaç kova olduğunu hatırlamış. Mert ve Sude’ye bakmış:
“Üç kural: Yaklaşma, haber ver, yolu kes. Kovaları doldurun. Alevin üstüne dalmayın; ön tarafı ıslatacağız.”
Çocuklar çeşmeden su taşımış. Elif, alevin ilerleyebileceği kuru yaprak hattını ıslatıp ince bir “ıslak şerit” oluşturmuş. Kıvılcım, alevlerin içinde titremiş gibi görünmüş: “Rüzgar artarsa zor…”
Elif dişini sıkmış: “Biz sadece zaman kazanıyoruz.”
Az sonra köy yolundan siren sesi gelmiş. İtfaiye aracı durmuş. Başlarında Komutan Baran varmış. Baran çevreyi bir bakışta okumuş, ekibe seslenmiş: “Rüzgar yönü! Çevreleme! Soğutma!”
Su hortumları açılmış, alevin sesi kısalmış. İtfaiyeciler işi bitirince bile toprağı kontrol etmiş, korları söndürmüş. Komutan Baran çocuklara dönmüş.
Mert başını eğmiş: “Şişeyi ben bıraktım.”
Sude utangaçça: “Ben de, bir şey olmaz” dedim.
Komutan Baran sertleşmeden konuşmuş: “Hata olur. Ama önemli olan iki şey: kaçmamak ve tekrar etmemek. Orman canlıların evidir. Ateş saygı ister.”
Elif, yaprakların arasına bakmış. Kıvılcım yeniden küçülmüş, sakinleşmişti. Elif’e fısıldamış:
“Ben kötü değilim. Yanlış yerde ve yanlış davranışla büyürüm.”
Elif başını sallamış: “Bunu unutmayacağım.”
O günden sonra köyde çocuklar ormana giderken cam şişe bırakmamış, izmarit atmamış, ateş yakmamış. Çünkü bir masal, bazen sadece uyutmaz… korur.
Gökten üç elma düşmüş: Biri dikkatli olanlara, biri hatasını düzeltenlere, biri de doğayı ev bilenlere.
Bu masal Gamze tarafından masal-oku.tr sitesi için yazılmıştır. Daha fazla yangın ve doğa ile alakalı, itfaiye yada itfaiye arabası masalı okumak isterseniz yazıya tıklayın.
